
Bitmeyen rüya
Susurluk kazasının yıldönümü "Temiz Toplum Bayramı" olabilirdi. Fakat hâlâ sadece bir anma günü olabiliyor.
Andığımız şey de Susurluk sonrası ümitlerimizin nasıl eriyip yok olduğudur..
19 Eylül 1998'de zamanın Başbakanı Mesut Yılmaz "manzara-i umumiye"nin vehametini şu tespitlerle açıklıyordu:
"Devlet ve toplum olarak, devletin en etkin noktalarıyla bütünleşmiş organize suç çetelerinin tehdidi altında bulunmaktayız. Organize suç oluşumlarının hedefi devlet yönetimidir.
Kimi kamu görevlilerinin terörle mücadele görüntüsü adı altında uyuşturucu kaçakçılığı ve diğer yasadışı işlerle uğraştıkları ortaya çıkmıştır."
Peki bu utanç ve dehşet verici tehdide karşı üç yılda ne yaptık, ne sonuçlar aldık? Hiç..
Devleti bu karanlık ilişkilerden arındıracak fırsatı Susurluk'taki kaza sayesinde yaratan ve gerçekte şükrana hak kazanan kamyon şoförünü mahkum ettik. O kadar..
Bir polis müdürü şöyle demişti:
"Bize, terörü besleyen uyuşturucu ticaretine son verin dediler. Ne yapacaktık? Üstlerine sinek ilacı sıkarak mı yok edecektik bunları?."
Susurluk, bu görev için oluşan kuvvetin zamanla çeteleşerek devlet içinde özerk birim gibi kendi başına hareket eden ve büyük paraları kontrol eden bir canavar halini aldığı gerçeğini ortaya çıkardı.
Sağlam bir siyaset ahlâkı ve bağımsız bir yargı bu kirli ve kanlı bilmeceyi çözerdi.
Bunlara sahip değiliz..
Kahramanlar da çıkmadı.. Ve olmadı.
Komplo teorileri uzmanı Mahir Kaynak haklı çıktı. Prof. Kaynak'ın kehaneti şuydu:
"Olay hiçbir zaman hukuk alanına taşınmadı, bundan sonra da taşınmayacaktır. Çete karşıtları bu gücün tasfiyesini istemektedir ve bununla yetinecekleri anlaşılmaktadır. Ceza tehdidinden kurtulmak için çete de dağılmayı kabul edecektir."
Evcil soruşturmasından heyecanlananlar, umutlarını idareli kullansınlar.
Başımızdaki siyaset kuşağı gitmeden temizlik ve aydınlık yok.
Hak etmiyoruz çünkü!
Adalete dinamit
Namuslu insanlara cehennem inşa eden af kanunu, pazarlıklarla yürüyor.
Vicdanı sağır olmayan herkes milletin ne istediğini duyuyor.
Millet af değil adalet istiyor!
Zaten kentler eşkıya ile dolu. Silahlı adamlar yüzünden namuslu insanlar korkusuz yaşama hakkını kaybetmiştir.
Islah işlevini kaybetmiş cezaevleri boşaldığı zaman on binlerce profesyonel bu ülkeyi korkular cehennemine çevirecektir.
Görevi adaleti gerçekleştirmek olan yargı bağımsızsa, yargının mahkum ettiği kişileri affetmek yargıya müdahaledir.
Adalete, Anayasa'ya karşı suçtur.
Başbakan Yardımcısı Bahçeli, affın hukuk devletini dejenere ettiğini söyledi dün. Doğru.
Ama partiler meclis komisyonunda yandaş saydıkları suçluları kurtarmak amaçlı kirli pazarlıklarından vazgeçmedi.
Ecevit 25 yıl sonra Türkiye'nin temeline koyduğu ikinci saatli bombayı durdurmanın mecburiyetini görmelidir!