


Türban üstü şapka
Merve Kavakçı'nın nikah töreninde sergilediği şapkalı-türbanlı şıklığın evliliğe hazırlanan birçok genç kızın yüreğini hoplattığına eminim.
Gazetelerden okuduğuma göre, kıyafet ABD'den getirilmiş.
Kavakçı'nın türbanının üstüne oturttuğu "pillbox" modeli şapka, Jackie Kennedy'nin Başkan John Kennedy ile evli olduğu dönemde sık sık giyerek dünyaya tanıttığı bir modelmiş.
Her neyse, biz şıklık değerlendirmesini modacılara bırakıp, hep yaptığımız gibi yine Kavakçı'nın nikah kıyafetine politik simgeler açısından bakalım:
Türban üstü şapka... Biri Müslüman Doğu'nun, öbürü Hıristiyan Batı'nın sembolü olan iki giyim unsuru üst üste... Altta Müslüman Anadolu'nun simgesi, üstte Atatürk'ün kıyafet devriminin simgesi...
Acaba bu kreasyonla ne demek istiyor Merve Kavakçı?
Bir nev'i "Doğu-Batı sentezi"ni mi savunuyor? Türkiye'ye özgü bir modernleşme projesinin öncülüğünü mü yapıyor?
Ya da belki de "Atatürk'ün kıyafet devrimlerine karşı değilim, ama bunu kendi kültürümle birleştiriyorum" demek istiyor!
Gördüğünüz gibi işler iyice çetrefilleşmiş durumda.
Hani yıllardır "başörtülerini öyle bağlamısınlar da anneannelerimiz gibi çene altından bağlasınlar" diyenlerin şimdi bu yeni modele ne diyeceğini merak ediyorum.
Türban üstü şapkayı neyin simgesi olarak görecekler? Türbanı çağdışı, şapkayı çağdaş bulanlar bu ikisi bir araya gelince ortaya çıkan kıyafeti nasıl niteleyecekler?
Şaka bir yana, aslında şimdiye kadar tesettür kıyafetlerine politik simgeleri bir yana bırakarak, "sosyolojik" açıdan bakacak olsaydık, İslami kesimin yaşadığı değişimi anlama açısından bugün bulunduğumuz yerden çok daha ilerde bir yerlerde olurduk.
Tesettür kıyafetlerindeki çeşitlenmeye bakarak, İslami kesimin kendi içindeki farklılaşmayı görürdük.
Özellikle 80 sonrasında, Türkiye büyür, dışa açılır ve çeşitlenirken, İslami kesimin de homojen bir kitle olarak kalmadığını, onun içinde de farklı sosyo-kültürel katmanlar, farklı ekonomik gruplar oluştuğunu fark ederdik.
***
İslami kesim artık tek tip olmadığından, başörtüsü de tek tip değil.
Müslüman kadınların bir kısmı hâlâ Anadolu'nun küçük kasaba ve köylerinde, geleneksel kadın rolü içinde yaşayıp geleneksel biçimde örtünmeye devam ediyor. Hâlâ eğitim görmüyor, hâlâ soframızdaki yeri öküzümüzden sonra geliyor ve hâlâ başlık parasıyla alınıp satılıyor.
Geniş bir şehirli kesim ise, artık üniversiteye gitmek, meslek sahibi olmak ve "başı açıklarla" aynı dünyayı paylaşmak istiyor. Onlar kendilerini, cahillikle ve köylülükle özdeşleştiren geleneksel başörtülerden ayırmak için türban takıyor..
Bunların içinden bir kesim, hali vakti iyice yerinde olan, ABD'de eğitim görme ya da holding patronunun kızı olma gibi ayrıcalığa sahip olan küçük bir grup ise, türbanlarının üstüne pırlanta broşlar takarak, pillbox şapkalar oturtarak ya da ünlü modacılara yeni kreasyonlar hazırlatarak, kendilerini orta sınıf türbanlılardan da ayırıyor. İslami kesimin highsociety'sini oluşturuyorlar.
Ve bir bakıyorsunuz bir gün Hürriyet Gazetesi'nin birinci sayfasında tesettürün hippy versiyonuyla yüz yüze geliveriyoruz.
Çağdaşlığı da "çağdaşılığı" da sadece üniformaları içinde görürlerse tanıyabilenler, bu çeşitlilikle her yüz yüze gelişlerinde sinirlenip bağırıyor: "Neden eskisi gibi örtünmüyorsunuz?"
Ellerinde değil, medeniyeti "tek tip" olarak algıladıklarından, tesettür de ille de tek tip olsun istiyorlar...
Oysa artık medeni olmanın tek tip kıyafeti yok. Çünkü tek bir medeniyet yok.
Asır değişirken, "muasır" da değişiyor elbette. Şimdinin muasır medeniyeti, modernizmden postmodernizme doğru evriliyor.
Malum, postmodern çağda, ne giyersen oluyor.
Böyle bakınca, türban üstü şapka gayet post-modern bir kıyafet doğrusu!