Yasalaşması halinde "demokrasiden çok bürokrasi" getireceğine, belediyeleri değil, il özel idarelerini güçlendireceğine inandığım ve bunu bir çok kez bu köşede dile getirdiğim Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı'nda bence atlanılan çok önemli bir konu var...
Belediye başkanlarının ilçesinde, beldesinde ikâmet etmesi... Yani o ilçenin, o beldenin sınırları içinde oturması, yaşaması...
İstabul'da bazı belediye başkanları var ki; ilçesinin dışında oturuyor...
En çarpıcı örnek Adalar Belediye Başkanı Coşkun Özden...
Özden'in Ada'da da evi var ama herhalde çocuklarının okulu nedeniyle kışın Kadıköy'de oturuyor...
Soruyorum;
Kış aylarında Adalar'ın terkedilmişliğine tanık olmayan...
Lodosta vapur seferleri yapılmadığı zaman halkın nasıl mahsur kaldığını anlamayan...
Acil bir hastanın tam teşekküllü hastaneye götürülememesinin çaresizliğini yaşamayan bir belediye başkanının sorunların vardığı boyutu kavraması, çözümler arayıp bulması mümkün mü?
Bu durum sadece Adalar Belediye Başkanı için değil, en az 10 belediye başkanı için geçerli...
İşte onun için Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı'na bu madde eklenmeli, "Belediye Başkanı, seçildiği ilçe ve belde sınırları içinde ikamet eder" denilmeli...
Bir hukuksuzluğun inanılmaz öyküsü!
77 yaşındaki avukat Bedii Omay'ın hukuksuzluğa karşı verdiği hukuk savaşını gözler önüne seren dosya önümde duruyor...
Omay, yasaların, kurumların, kuralların egemen olduğunu zannettiği İstanbul'da evinin karşısına kaçak olarak yapılan fabrika binasının yıkılması için bir hukuk adamı olarak elinden geleni yapıyor...
Bu yapının kaçak olduğunu belediye, valilik kabul ediyor ama nedense bir türlü yıkılamıyor...
Gelelim hukuksuz kentteki hukuk mücadelesinin öyküsüne...
Bedii Omay'ın Sarıyer Bahçeköy'deki evinin karşısına imara aykırı ve ruhsatsız olarak "Yılmaz Elektrik ve Kablo" adında bir fabrika inşaatı başlıyor... Üstelik bu fabrika yemyeşil bir alan üzerine ve tarihi su kemerlerinin hemen yanına kuruluyor...
Bedii Bey her duyarlı insan gibi durumu Belediye ile Kaymakamlığa duyuruyor...
Ancak her iki kurum da aldırmıyor... Kimbilir belki de hem başkan, hem de kaymakam fabrikanın sahibi Yılmaz Yoldağ'ı tanıyor...
Bunun üzerine mahkemeden tespit yaptırıyor ve durumu Valiliğe, Bayındırlık İl Müdürlüğü'ne yazıyor...
Yine olmuyor...
Cumhurbaşkanlığı'ndan başlayarak Başbakanlığa, Bakanlıklara yazılar yolluyor...
Sonuçta Bahçeköy Belediyesi inşaatı mühürlüyor ve yıkım kararı veriyor...
Ama bu arada tehditler başlıyor: "Eceline mi susadın bunak!"
Gelin görün ki; mühürlenen, yıkım kararı alınan fabrikanın inşaatı sürüyor...
Bayındırlık İl Müdürlüğü 2 Kasım 1998'de bir yazı ile İstanbul Valiliği'ni uyarıyor:
"Yıkım işlemi henüz gerçekleşmemiştir... Belediye ilgililerinin bu konuda gerekli titizliği göstermeleri aksi takdirde ilgiler hakkında yasal işlem yapılması gerekmektedir..."
Aradan 6.5 ay geçiyor, Bahçeköy Belediye Başkanı Muzaffer Altunsoy kaçak fabrikaya bir yazı gönderip, "11 Haziran tarihinde yıkıma geleceğiz" diyor..
Ama yıkıma gidilmiyor...
SON SÖZ: Bedii Omay bütün bunlara rağmen ümidini kaybetmemiş, çabalıyor...
Ne yazık ki sonuç alamıyor...
Bana göre burada görev İstanbul Valisi Erol Çakır'a düşüyor...
Sayın Vali'nin bu kente dağ kanunlarının, kaba kuvvetin değil yasaların egemen olduğunu göstermesi gerekiyor...
İstanbullular'ın dert köşesi