


Uzaydan gelen sarışını Ayhan Işık kurtarmıştı
Nasıl adamdı Mayk? Sarışın mı, esmer mi? Goril benzeri mi? Yoksa sırım gibi mi?
Mayk'ı hayalimizde canlandıramazdık. Sadece, güzellere "bebek" dediğini biliyorduk. Acımasızdı Mayk. "İcabında" kıyardı bebeklere. Dan, dan, dan... Üç mermi karnına... "Karnından vurulan çok acı çeker" derdi Mayk. "Bebek"in kabahatine göre nişan alırdı.
Ah Mayk ah!.. "Dudaklarıyla dövüşen, yumruklarıyla sevişen hafiye!.."
Hafiye Mayk. Esmer yer fıstığı sekreteri Velda yengemiz.
***
-Kıza bak!..
-Üffff... Bu ne be?
-Mayk Hammer'in bebeği anam benim.
Kızın yusyuvarlak kalçaları tehlikeli gezegenler gibiydi. Yürümüyor, istila ediyordu Beyoğlu'nu...
Sarı saç, masmavi gözler, deminde kalçalar. Boy uzun, bel ince... Uzaydan gelmiş olmalı.
Büyüsüne kapılanlar peşinde. Kız dimdik, hızlı yürüyor. Düş zamparaları yetişmekte güçlük çekiyor. Lale Sineması'nın köşesini döndük biz, kilisenin sokağındaki köfteciye girdik. Piyazdaki her sarışın fasulye tanesinde o "bebeği" gördüm. Keskin sirke ve acı soğana rağmen.
Rutubet gibi içime sızan kızın kaderi, meğerse Mayk Hammer'in elindeymiş. Yıl 1966'ydı.
***
Özel dedektif Mayk Hammer, 1950'li yılların başında dünyayı sarstı.
Yazar Mickey Spillane yaratmıştı Mayk Hammer'i. İlk kitabın adı Kanun Benim idi. Milyonlarca dolar yayıncı ile yazarın cebine aktı.
Ortaokul öğrencisiydik. Mayk'ın maceralarını okumuyor, soluksuz içiyorduk. Mayk Hammer'i Türkiye'ye tanıtan kitap Çağlayan Yayınevi tarafından yayınlanmıştı. Kitabın diğer ilginç yanı "Türkiye'nin ilk plastik kapaklı kitabı" olmasıydı. Parlak, plastik kapak. Parmaklarımızın arasından kayıyordu.
O yıllara kadar soluk kartonlara basılırdı kitap kapakları. Çağlayan Yayınevi ilk defa Amerikan tekniğiyle basılı kitap çıkarıyordu.Yayıncıları sinemanın ustası Ertem Eğilmez ile birlikte Refik Erduran'dı. Biz, ortaokul öğrencisiyken Erduran'ın "Yağmur Duası" kitabıyla yerli romanı sevmeye başlıyorduk. Köylünün çıkarı için yobaz hoca ile mücadele eden aydın gazetecilerin hikayesiydi. Su için; yağmur duası mı, yoksa baraj mı gerekliydi? Okurken film seyreder gibiydim. "Hoca" tasviri mükemmeldi. Hoca"yı Anthony Quinn gibi düşlerdim. Gazeteciyi de Ayhan Işık'a benzetirdim.
Evet Ayhan Işık. Bugün konumuzun başrollerinde.
Bir gün gelecek; Beyoğlu'nu ışınlayan "sarışın uzaylı kız" ile Ayhan Işık buluşacaktı.
Tekirdağ Köftecisi üstüne Hilton. Herşeyin ayrı lezzeti var.
-Taksi. Hilton'a lütfen.
"Lütfen" dedik ya, taksici bizi küçümsedi.
Her "lütfen" deyişimde gazeteci arkadaşım Orhan Vural'ın hikayesi aklıma geliyor. Orhan nazik adam. Beyoğlu'nda işportadan sigara alacak:
-Bir Marlboro lütfen.
Satıcı kapkara kaşlarını çatıp ters ters bakıyor. Cevap vermiyor.
-Bir Marlboro lütfen.
Kara yağız genç öfkeleniyor. King Kong gibi bakıyor, kızgınlığını anlatmak için. Orhan ise ısrarlı:
-Bir Marlboro rica edeceğim.
Yerli King Kong patlıyor:
-Parayla mı alacaksın?
-Elbette.., diyor Orhan.
King Kong, dede nasihatı veriyor Orhan'a:
-Parayla alacaksan, ne yalvarıyorsun.
Bu hikaye İstanbul'daki değişimi ifade eder.
***
Egemen'le çöktük Hilton'un Boğaz manzarasına. Hilton'un açılışındaki heyecanları daha önce yazmıştım. 1956'da gayri resmi "Hilton Milli Bayramı" ilan edilmişti.
Hükümet üyeleri heyecanla, Amerika'dan gelecek Bay Hilton'u bekliyordu. Baba Hilton. Yâni; bugün Barbaros Bulvarı'ndaki otele adını veren Conrad Hilton. Sevgilisini de getiriyor. Uzun bacaklı Ann Miller. Müzikal filmler tarihine geçmiş, unutulmaz dansçı. Romantik yıldız Merle Oberon ile dönemin Lolita'sı Terry Moore da geliyordu. Terry Moore'un külotsuz fotoğrafının yarattığı olayları daha önce yazmıştım. Tekrara gerek yok. Yakında bu yazılarımın kitabı çıkacak, orada "Türk-Amerikan külot olayı"nı detaylı okursunuz.
***
Hilton açıldığında, Hükümet üyeleri Bay Hilton'la sinema yıldızlarının elini sıkma kuyruğundaydılar. İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay, konuklara mihmandarlık yapıyordu. Muhalif basın kızıyordu "Vali, otelciye mihmandarlık yapar mı? Devletin itibarı..."
Ancak; Hilton rüzgarının uğultusu kulakları duymaz yapmıştı. Yüzde 441 değer kaybeden Türk Lirası yanında; gaz, yağ kuyrukları uzamakta, traktör ve oto lastiği bulunmamaktaydı. Lastik yoksa Hilton var!.. Koskoca adam abide gibi otel yapmış. Aslında otelin parasını bastıran Türkiye idi. Bay Hilton adını ve usta işletmeciliğini koyuyordu.
1956 Hilton yılıydı. Ve Diyanet İşleri Başkanı da Bay Conrad Hilton ile protokol fotoğrafı çektirmişti. Sarık, cübbe ve sakalının heybetiyle Hilton'u ezmişti.
Hilton açılış balosunda ise, hükümetin centilmen bakanları, Merle Oberon, Ann Miller ve Terry Moore ile dansetmek yarışındaydı. "Hilton Milli Bayramı" bir hafta sürmüştü.
***
10-12 yıl öncelerine dalmışken, birden uyandım. O müthiş sarışın az ötemizdeki masada oturuyordu. Hem de ne oturuş. Bacak bacak üstüne atmıştı. Çorapları ne kadar güzeldi. Parlak, gergin, muntazam. Çorabın lastiği hangi teknikle üretilmişti acaba?
Egemen söylendi: "Çok beğendin ise, git kızla konuş!.."
Ayran budalası gibi bakacağıma, konuşmalıydım.
-Eksküyizmi miss..., ayaklarıyla "hello" dedim. Kız baktı bana... Gözlerine bak, denize ne gerek. Adı Gloria Lee imiş:
-Parizyen'de çalışıyorum.., diyor.
-Parizyen demek. Hah işte!.. İtize diz.
Kız striptizciymiş meğer. Uzaydan filan değil, Hamburg'tan gelmiş.
-Gloria. Sana İstanbul'u tanıtayım mı?
-Ah. Danke you centilmen. Parizyen yönetimi izin vermez. Sadece iş var. No love.
Kız: "-No love" diyor. Ben: "-But your love..." diyorum. Sonuç: "Amore İmpossibile.."
Evet. Kız doğru söylüyordu. Aşk yok, iş vardı. Bir kaç gün sonra, sevgili Gloria sinema yıldızı olacaktı. Ayhan Işık ile "Kanun Benim" filmine başladı. "Kanun Benim"in senaryosu Mayk Hammer romanından "aşirmento"ydu. Gloria, filmde Komiser Ayhan'ın sevgilisiydi.
Türkiye'de özel dedektiflik yoktu. Amerikan filmlerinden araklanan dedektif tipleri "adapte" edilirdi. Dedektifler daima; "İkinci Şube Komiseri Murat" olurdu. Komiser Ayhan da, güzel Gloria'yı üç gangsterin tecavüzünden kurtaracaktı. Üç figüran, tecavüz sahnesinden memnun ayrılmışlardı. Mini külot-sütyeniyle Gloria dokunmatik bir heyecandı.
Ertem Göreç'in bu filmi 300 bin lira gibi astronomik bütçeyle çekilmişti.
Gloria kimbilir nerede? Acaba beni hatırlar mı?