


Terörist değiliz
Türk Protestanları'nın lideri İhsan Özbek, "Bize terörist muamelesi yapılıyor" diyor ve devam ediyor: "10 yıldır Türk Protestanları'nın sayısı arttı. Şimdi 2 bin kişiyiz. Bizi ajan mıyız, casus muyuz diye merak ediyorlar."
- İzmir'deki kilise, komşulardan izin alınmadığı gerekçesiyle mühürlenmeseydi Türk Protestanları'ndan çoğumuz haberdar olmayacaktık. Hıristiyanlık propagandası yapmakla da suçlandınız mı?
* Böyle bir resmi suçlama yok. Türkiye'de Hıristiyanlar'ın nasıl kilise kuracaklarına dair bir yasa yok. Daha önce de dayak yiyor, hakaretlere uğruyorduk Terörle Mücadele masalarında. "Niye din değiştirdiniz, bir siz eksiktiniz başımızda" deniyordu. Hâlâ bize terörist muamelesi yapılıyor. Bu kez kat mülkiyeti yasasından tutturmak istediler. Savcılık takipsizlik kararı verdi. Ama hâlâ kilise kapalı. 1 Ekim'de de İstanbul Zeytinburnu Kilisesi ayin sırasında 15 polis tarafından basıldı. "Kim bu kilisenin önderi!" diye kesiyorlar duayı. İnsanlarımızı minibüslere bindirip götürüyorlar.
- Hiç değilse arenada aslanlara atmıyorlar!
* Şimdilik! Aralarında yabancı konuklarımız da vardı. 3 gün nezarette tuttular ve bir piskoposun pasaportuna Türkiye'ye giremez damgası vurdular. Belirtilen bir gerekçe yine yok. 89'da da yaptılar bunu. Sayımız azdı. Ajan mıyız, casus muyuz merak ettiler. Herhangi bir yasadışı faaliyetimiz yok. 10 yıldır Türk Protestanları'nın sayısı çoğalıyor. Şu anda 2 bin kişiyiz. Kendimizi tanıtmaya çalışıyoruz. İncil'i insanların bulmalarını sağlıyoruz.
- Posta kutularına mı bırakıyorsunuz?
İLAN VERİYORUZ
n O da bir yöntem ama biz bırakmıyoruz. Gazetelere ilan veriyoruz. İnsanların bizi bulmasını tercih ediyoruz. Bir insanın Hıristiyan olması için para verdiğimizi, evlilik vaat ettiğimizi ya da yurtdışına gitmelerini sağladığımızı düşünüyorlar. Biz bunları yapmıyoruz. Biz sadece inancımızı paylaşıyoruz.
- Yani misyonerlik yapıyorsunuz?
* Misyonerlik yasal teminat altında. Siyasi partiler de, Hıristiyanlar da, Müslümanlar da misyonerlik yapıyor. Geçen hafta Ankara Kurtuluş Kilisesi'ne baskın yapıldı. "İncil dağıtıyormuşsunuz parasız" diye. Evet dağıtıyorum. Bu suç değil ki.
- Misyonerliği deprem bölgesinde de yaptığınız söylendi.
* Orada çok titiz davrandık. Ne yazık ki Yalova'da böyle şeyler olmuş.
- Niye "Ne yazık ki?"
* Acıların dini amaçlarla istismar edilmesini istemiyorduk. Yalova'da bunu yapan grup denetimimiz altında değil.
- Protestan nüfusunun dağılımı nasıl?
* Ankara'da 150, İzmir'de 100 kişi var. Gerisi İstanbul'da. 14 kilisemiz var. İkisi Suryani. Kalan 12 kilisenin yüzde 99'u Türk kökenli, daha önce Müslüman ailelerden gelen, nüfus cüzdanlarında Müslüman yazan kişiler.
- Kaç yaşında Müslümanlık'tan vazgeçtiniz?
* 12 yaşlarından itibaren beş vakit namaz kılardım. Annem babam boşanma sürecine girmişti. O süreçte İslam'a yönelmiştim ama umutsuzluğuma çare değildi. 12 Eylül öncesi sol siyasal akımlar içinde yer aldım. Hapis yattım. 1980 Haziranı'nda örgütlerle ilişkilerim koptu. Müslümanlık'tan üç yıl önce kopmuştum. ODTÜ'ye girdiğimde ateisttim. 3. sınıfta okuldan da koptum. Bir gün otobüste giderken bir ışık parladı gözüme. Halisünasyon ya da başka bir şey deyin. Bir ses duydum. "Ben Tanrıyım ve varım" dedi. O andan başlayarak Tanrı'ya inanmaya başladım.
- O zamana kadar misyonerlik faaliyetlerine muhatap olmuş muydunuz?
* Hayır. İlk tepkim hemen namaz kılmak oldu. Tanrı'ya şükrettim. İslam'ı araştırmaya başladım. Ama İslam'la aramda mesafe olduğunu gördüm. New Age gruplara takıldım. Aradığımı orada da bulamadım. Eksikliklerim vardı. İnsanların mutsuz olmasına sebep olmuştum. Benim acılarımı da benim verdiğim sıkıntıları da anlayabilen, merhametli bir Tanrı'yı görebilmeliydim.
- İslam'da Tanrı'nın sıfatlarından biri de merhamet edici olmasıdır.
* Belki ben göremedim ama kendimi İslam'da bulamadım. Bir gün Kitab-ı mukaddes aldım, entelektüel amaçlarla. Beni çeken İsa'nın kimliği oldu. Bir ayet hayatımı değiştirdi. Romalılar mektubunun 5. bölümünde, "Biz günahkarken Tanrı bize olan sevgisini Mesihi göndererek kanıtladı" diyordu. Ben kötülükler yapmış olmama rağmen Tanrı beni seviyordu. Bu benim için yeterli oldu. Katolik kiliselerine gittim. Törensellikleri, yaşayış biçimleri bana uymadı. Dinsel otoritenin yanılmazlığı ilkelerini anlamıyorum. Ancak birçok kilisede çok mutlak otoriteler var.
- Bunlar Protestanlık'ta da var.
* Var ama o kadar inancımızı sınırlayan yasalar şeklinde değil. İncil'de bu kadar katı yasalar yok. Sonra Ankara'da Protestan toplumu içine girdim ama ondan evvel Hıristiyanım diyordum kendi kendime. İnancımı arkadaşlarımla ailemle paylaşıyordum. Müslüman olan ailem Hıristiyan olmadı ama anlayışla karşıladı beni.
- Eşiniz de Protestan mı?
DARBUKA VE TEF
* Evet. O dönem tiyatro sanatçılığı yapıyordum. Eşimle o vesileyle tanıştım. İki çocuğum var. Onlar bilemiyorum Hıristiyan olacaklar mı? Daha çok küçükler.
- Vaftiz etmediniz mi?
* Çocuk vaftiz etmiyoruz. Kişiler kendileri inanırlarsa Hıristiyan olurlar. Dünyada bir iki Protestan grubu var çocuk vaftizi yapan, çoğunluğu yapmıyor. Türkiye'de Protestan kiliselerinden bir tanesi çocuk vaftizi yapıyor.
- Türk Protestanlığı'nın Avrupalı, Amerikalılar'dan farkı?
* Temelde fark yok. Fark ibadetlerinde. Biz daha darbuka-tef seviyoruz ilahilerimizde. Onlarda öyle bir şey yok.
- Müslümanlık'tan Protestanlığa geçenler ne gibi tepkilerle karşılaşıyor?
* Bazıları aileleri tarafından evlatlıktan reddediliyor. Yüzde 10'u böyle ki oldukça önemli bir sayı. İnsanların evladını reddetmesi kolay değildir çünkü. Çoğu küçük yaşta Hıristiyanlığı seçmiyor. Yaşını başını almış oluyor. O yüzden evlatlıktan ret olunmuyor. Arkadaşlık ilişkilerini kaybedenler çok oluyor. "Senin beynin yıkandı, başka şey mi bulamadın, Hıristiyan oldun?" deniyor.
- Lider olmayı nasıl hak ettiniz? Kaç kişiyi Hıristiyan yapmayı başardınız?
VAAZ VERİYORUM
* Aslında insanları Hıristiyan yapmakta pek becerikli değilimdir. Aracılığımla Hıristiyan olan bir tek eşim var.
- İlginç bir film olurdu hayatınız. Filmin başında namaz kılıyorsunuz. Ortasında solcu eylemler yapıyorsunuz. Sonra tiyatro sahnesinde görüyoruz sizi. Birden Başkent'teki bir kilisenin önderisiniz ve müritlerinize vaaz veriyorsunuz.
- Tiyatrodan ve üniversiteden arkadaşlarım dediğiniz gibi nereden nereye diye bakıyorlar ama çoğu ateist olmalarına rağmen ilişkilerim devam ediyor.
- Kendinize yoktan bir iktidar alanı yarattınız. Hem Ankaralı Protestanların ruhani önderisiniz hem de diğer 14 kilisenin temsilciler kurulu başkanısınız. Büyük başarı değil mi?
* Biz eşit düzeydeki insanlar topluluğuyuz. Ben ne dersem kilisede o olur diye bir şey yok. Kilisemde vaaz ediyorum. Tanrıyla ilişkilerini sürdürmek ve geliştirmek İnsanların kendi görevi.
- Eğitim almadan din adamı mı oldunuz?
* Vaaz verdiğim için din adamı diyebilirsiniz. Aslında pastörüm yani çoban önderim.
- Kendi kendinizi pastör mü yaptınız?
* Hayır kilisem yaptı. Kurtuluş Kilisesi 1985'te kuruldu. Ben geldiğimde kırk kişilerdi. Yıllar geçti, ben hizmet ettim. Tuvalet temizledim, toplantı yönettim, hastalara yardım ve vaaz ettim. Sonra dediler ki "Artık pastör ol." Bizim bir okulumuz yok. İnsanlarımızı yurtdışına gönderiyoruz. Şu anda iki kişi var cemaatimizden. Kendi imkanlarıyla gidiyorlar. Bizim kiliselerimiz zengin değil.
- Zengin kiliseler, "Şu fakir Türk dindaşlarımıza yardımcı olalım" demiyorlar mı?
* Ben de hep bu soruyu soruyorum niye demiyorlar diye.
- Ama ayıp ediyorlar! Dünya Kiliseler Birliği de mi yardımcı olmuyor?
PROTESTAN LOBİSİ
* Benim kaygım yok yurtdışından para almaktan. Bizim kiliselerin elbette dünya çapında bağlantıları var. Onların bize somut yardımları yok ama bundan sonra isteyeceğiz. Dinlenmemizi sağlamak için hükümetimizle ilişki kurmalarını istiyeceğiz. Aslında Protestan lobisi güçlüdür.
- Şimdiye kadar niye size koltuk çıkmadılar?
* İstemedik. Parayla din yaymak mümkün değil. Gerçekten inanan insanlarla oluşturursunuz dini.
- Yılda kaç kişiyi Protestan yapma hedefiniz var?
* Öyle bir hedef yok.
- İncil'i okuyan herkes birden Hıristiyan mı olacak?
* Benim için oldu ama herkes için olmaz. Eşim çok uzun zamandan sonra inanmaya karar verdi. 14 kilisemizin hepsinin inanç çizgileri birbirinden farklıdır.
- Sizinki, ruhunuzun renklerini mi taşıyor?
* Evet ve bağımsızız.
- Bu kadar kolay mı? Ben bir gün kendime bir kilise yapıp, başına geçebilir miyim?
* Evet, istediğiniz kiliseyi kurabilirsiniz. Kurtuluş Kilisesi dünyada 30 bin kiliseyle beraber hareket ediyor ama İstanbul'daki aynı kiliselerle çalışmıyor çünkü teolojilerimiz arasında renk farkı var.
- Yedi göbektir Hıristiyan olan biriyle, sonradan olma arasında da farklar olmalı. Zaman zaman eski Müslümanlığınız'dan neler su yüzüne çıkıyor?
BAŞI ÖRTÜLÜ İNSANLAR
* Bende pek çıkmıyor ama kilisemizde başı örtülü insanlar var. Çoğunlukla ateistlikten gelenler olduğu için fazla Müslüman renkleri taşımıyor. Kutsal kitabımıza çok saygı gösteririz, belki Müslümanlık'tan gelen bir şey. Batı'da İncil herhangi bir kitaptır. Ben kitabı yere koymam. İlk başlarda "inşallah" derdim. Şimdi "Rab dilerse" diyorum. "Hamdolsun"u çok kullanırız. Ezanda şarkı söylemeyiz.
- Dininden dönmek isteyenleri hemen kabul ediyor musunuz?
* Kilisemizin inançlarına inanması lazım. Onları bildiriyoruz kendisine. Eğer kafası yatarsa Hıristiyan olur.
- Yeni doğanları değil ama sonradan olmaları vaftiz yapıyorsunuz.
* Evet. Kilisemizde var bir tane havuz.
- Kutsal su mu var içinde?
* Hayır musluk suyu var. İsa'nın buyurduğu simgesel bir tören. İçine girip çıkıyoruz.
- Hayatınızı nasıl kazanıyorsunuz?
* Kucak Yayıncılık'ta müdürüm.
- Dönmeliğin psikolojik etkileri neler oldu?
* Kendimizi azınlık gibi hissetmiyoruz. İslam'ı yaşamak isteyenlerin de bizim gibi sıkıntıları var. İnsanlar "İnancımdan ötürü başımı örtmek istiyorum" diyorsa örtebilmelidir. "Örtemezsin" derseniz bunların vicdanları yaralanır. Tepki geliştirmeye başlarlar. Bize de üzerinde "kilise" yazan bir levhayı astırmıyorlar. Bundan sonra haklarımızı uluslararası platformlarda arayacağız. Başbakan Amerika'ya gitmeden iki gün önce kiliselerimizi basan polisler hakkında soruşturma açıldı. Bana Amerikalılar sordular "Kongrede Başbakan'la konuşalım mı bunu?" Ben dedim ki "Hayır, Başbakanım'ın orada kötü durumda kalmasını istemiyorum." Başbakan döndü. Soruşturma iptal edildi. İzmir Kilisesi hâlâ açılmadı. Amerikan Dışişleri Bakanlığı'na, kongre üyelerine, elçiliklere, AB'nin bütün birimlerine yazı yazdım. Artık tepki göstereceğiz çünkü yasadışı davranıyorlar. İbadetin ortasında gelip kiliseyi basıyorlar. Suç duyurusunda bulundum. Hiçbir şey yapmıyorlar. O zaman biraz daha yüksek sesle konuşmak gerekiyor. İnsan Hakları Mahkemesi'ne de gidilebilir ama daha etkili lobiler var.