


Dokunaklı bir hikaye..
Gerçekten dokunaklı bir öykü bu.. İrfan Bıyık yollamış aslını.. Sizler için çevirdim.. Bir pazar sabahı, hem de böyle bir pazar sabahı için okunacak daha iyi birşey bulamadım.. Bu öyküyü Ahmedimin eşi Nilüfer'e ithaf etmeme izin verin..
Otobüs yolcuları elinde beyaz bir baston taşıyan genç ve güzel kadının otobüse binişini içten gelen bir sempati ile izlediler.. Basamakları geçti. Boş olduğu söylenen koltuğu el yordamı ile buldu. Oturdu.. Çantasını kucağına aldı. Bastonu koltuğa yasladı.
34 yaşındaki Susan, bir yıldır görmüyordu. Bir yanlış teşhis sonucu görmez olmuş, birden karanlık bir dünyanın içine düşmüştü. Öfke.. Kızgınlık.. Kendine acıma..
Hayatta tek dayanağı artık kocası Mark'tı.. Mark hava kuvvetlerinde subaydı. Susan'ı bütün kalbi ile seviyordu.
Susan gözlerini kaybedince, Mark karısının içine düştüğü umutsuzluğu hemen farketmişti. Ona yeniden güç kazanması, kaybettiği kendine güvene yeniden sahip olması için yardım etmeliydi.
Susan gene kendi kendine yeterli olduğuna inanmalı, kimseye bağımlı olmadan yaşayabilmeliydi.
Sonunda Susan'ı işine dönmeye ikna etti. Peki ama evden işe nasıl gidecekti?..
Genelde otobüsle giderdi. Ama şimdi koca kenti bir uçtan ötekine tek başına geçmekten korkuyordu.
Mark her sabah onu arabası ile işe bırakmayı önerdi. Kendi işi tam aksi yönde olduğu halde..
İlk günler Susan kendini rahat hissetti. Mark da, "Görmüyorum, artık hiçbir işe yaramam" diyen karısını çalışmaya başlattığı için mutluydu.
Ama bir süre sonra Mark işlerin iyi gitmediğini farketti. Başkasına bağımlı yaşamın Susan'ı mutlu etmesi mümkün değildi.
İşe eskiden olduğu gibi kendi başına otobüsle gitmeliydi.
Ama Susan hala o kadar hassas, o kadar kırılgan, o kadar öfkeliydi ki.. Ne yapabilirdi?..
"Otobüs" lafı ağzından çıkar çıkmaz, Susan öfkeyle haykırdı..
"Nasıl yaparım?.. Görmüyor musun ben körüm!.. Nerde olduğumu nerden bilirim, nereye gittiğimi nasıl anlarım.. Galiba sana ağır gelmeye başladım, beni başından atmaya çalışıyorsun.."
Duydukları Mark'ın kalbini fena halde kırdı. Ama ne yapacağını biliyordu..
"Her sabah ve akşam otobüsünü arabamla takip edeceğim. Sen bu yolculuğu tek başına yapmaya hazır olana dek sürecek bu.."
Tam iki hafta Mark, Susan'ın otobüsünün arkasından gitti.. İki hafta boyu karısına görme dışındaki duyularını nasıl kullanacağını anlattı. Özellikle duymanın pek çok sorunu çözeceğini izah etti.
Kulakları ona nerede olduğunu söyleyebilirdi. Yeni yaşam tarzına alışmasına yardımcı olabilirdi. Otobüs şöförü ile ahbab olursa, herşey kolaylaşır, şöför hergün ona önde bir yer bile ayırırdı.
Nihayet Susan, yolculuğu tek başına yapmaya hazır olduğunu hissetti.
Pazartesi sabahı geldi.. Ayrılırken, otobüsünün geçici eskortu kocasına, hayattaki en büyük dostuna sarıldı..
Gözleri yaşla doluydu Susan'ın.. Kocasına öyle teşekkürle doluydu ki.. Onun sabrı, sadakati, desteği ve sevgisiyle umutsuzluk uçurumundan nasıl çıkmış, nasıl yeniden hayata dönmüştü..
"Allahaısmarladık" dedi kocasına ve uzun zamandan beri ilk defa ters yönlerde yola çıktılar.
Pazartesi.. Salı.. Çarşamba.. Hergün mükemmel geçti Susan için.. Kendini hiç bu kadar iyi hissetmemişti. Yapıyordu.. Başarıyordu.. Tek başına başarıyordu.. Kendi kendine gidip gelebiliyordu işte..
Cuma sabahı, Susan her günkü gibi otobüse bindi.. Ofisinin karşısındaki durakta inerken bilet parasını uzattı şöföre..
"Sizi kıskanıyorum bayan" dedi, şöför..
Susan şöförün başkasına hitap ettiğini düşündü.. Bir körün gıpta edilecek nesi olabilirdi ki?..
"Neyimi kıskanıyorsunuz benim" diye sordu şöföre..
"Sizin kadar sevilmek, sizin kadar şefkat ve sevgiyle korunmak çok hoş bir duygu olmalı bayan" dedi şöför..
"Nasıl yani" dedi, Susan..
"Bir haftadır, her sabah yakışıklı bir subay köşede duruyor ve siz otobüsten inene kadar izliyor. Yolu kazasız geçmenize bakıyor, ofisinize girene kadar oradan ayrılmıyor. Sonra size bir öpücük yolluyor, elini sallıyor ve yürüyüp gidiyor. Siz çok talihli bir kadınsınız bayan.."
Mutluluk göz yaşları Susan'ın yanaklarından akmaya başladı. Ve birden hatırladı.. Mark'ı hiç görmüyordu ama, bir haftadır yanında olduğunu hem de öyle kuvvetli hissediyordu ki..
Talihli, gerçekten çok talihli idi.
Öyle bir armağan vermişti ki ona hayat, görmekten daha değerliydi..
Bu armağanın varlığına inanması için görmesi gerekmiyordu.
Sevginin aydınlatmayacağı hiçbir karanlık yoktu çünkü..
***
Sevgili Nilüfer,
Ahmedimiz, yukardan bir yerlerden sana ve minik bebeğine her sabah öpücük yolluyor, el sallıyor, hissediyorsun değil mi?..
Sen görmesen de o hep orda..
***
Gözlerinize yaş mı doluyor şimdi?.. Yazarken benim de doldu.. Hikayeyi bildiğim halde.. Birşey yumruk olup boğazınızdan yukarı çıkıyor öyle mi?..
O zaman ne mutlu size..
Ağlayın o zaman çekinmeden..
"Ağlamak güzeldir,
Süzülürken yaşlar gözünden
Sakın utanma!.."
Biip!... Takımı
Konuklar: Haluk Ulusoy, Kemal Sunal, Kenan Evren, Ciguli, Sergei Bubka, Panter Emel ve daha neler neler...
Haftanın Konusu: Kemal Sunal yasağı, Haluk Ulusoy ve futbol federasyonu, Küfür Küfür Türkiye, memelilerde üreme, deprem, kin, aşk şiddet, entrika, kısaca Allah ne verdiyse...
Savaş Ay: Efendim merhaba, yine bir A Takımı haftası.. Yine fişşek gibi, yine Vaşşak gibi, yine Taşşşş.. biiip...
Haluk: Aloo!.. Bir dakika Hüşş.. Biri küfür edecekse ben ederim... Senin küfürün burada geçmez Savaş, sok o dilini biiip!..
Savaş: O sonraki "biip"i anlamadım abi.. Niye biip dedin?...
Haluk: Ne bileyim be güzelim?!.. TV'de hangi kanalda kendimi seyretsem iki lafımın arasına biip koyuyorlar.. Ben de alıştım, böyle konuşuyorum artık.. biip..
Savaş: Önce Haluk Bey'in VTR'sini izleyelim isterseniz..
Haluk: Gerek yok VTR'ye, biip ben söylerim.. Anasını avradını biip Kanal D'nin de ATV'nin de...
Kemal: Hıhıhııı. Haluk Bey rica etsem hazır sinirleriniz ayaktayken şu benim filmlere yasak koyanlara da küfür etseniz.. Ben ağzımı bozmayayım şimdi..
Haluk: Bozma yiğidim biip, bozma Şabanım... Sinirlerini de biip ağzını da bozma.. Ben senin için alırım biip onların ifadesini... (Kameraya döner..) Heyytt!! Hakemimi biip maçtan kesen ben, maç yayınlarını kesen yine ben.. Ulan ben var ya biip bu Şabanıma canımı veririm be!.. Onu yasaklayanın ben taaa.. biip..
Savaş: Tabip dediniz, iyi adam lafının üstüne gelirmiş. Telefonda bir doktor var.. Üstelik eski hakem.. Sayın Ahmet Çakar.. Buyrun Ahmet Bey..
Ahmet: Bakın Savaş Bey, hakem hataları dehşet boyutlarda.. Bundan 11 yıl evvel oynanan Pötürgespor - Sındırgı Gücü maçında hakem maçın başlangıcında yazı-tura atmış, yazı gelmesine rağmen tura diyen takım oyuna başlamıştır.
Savaş: Bi dakka bi dakka.. Uyandırın Pötürgespor başkanını çabuk.. Arasın beni..
Haluk: Var ya bu biipp kartel benim ibibik gibi resimlerimi koyuyo mütemadiyen, alayını biiip..
Kemal: Ah canım, gel seni bi öpeyim. Hıhıhıı...
Panter: Bakın İnek Şaban'a kalkan eller kırılacaktır. Ben ineklere, bayılırım. Onların trenlere bakmaktan başka bir zararları yoktur. O RTÜK'ün saçını başını biiip tez zamanda.
Savaş: İnekler trenlere biz de ineklere bakıyoruz televizyonda.. Amma espri yaptım ama haaa.. Arayın Hakan-Utku'yu beni arasınlar. Onlarınkinden güzel oldu espri.. Bi dakka bi dakka, Pervez Müşerref varmış telefonda..
Pervez: Netekim netekim ben çok heyran Kenan Evren Paşa'ya, yakında resme de başlıyorum. Bu arada biliyorsunuz ben Beşiktaşlıyım. Bu federasyon hakkımızı yiyor. Altay maçında penaltımızı vermedi hakem. Bu lig bu hakemlerle gitmez.
Haluk: Bana bak Pervez misin pervaz mısın nesin, ben hiç müşerref olmadım. Cereyan yapma oradan yoksa Pakistan'ın daaaa, darbecisinin deee anasını avradını biiip..
Pervez: Nee bana haaa? Nota veriyorum size!..
Haluk: Gerek yok ben Ciguli'den alırım notayı.. Ver abicim bir Binnaz..
Ciguli: Binneeaazzzzz...
Savaş: Bi dakka bi dakka hattı kesin.. Bi haber geldi şu anda.. Nuh Mete Yüksel geceyarısı Merve Kavakçı'yı basmış Prestij Ailesiyle anlaşmış. Hilmi Topaloğlu yaptığı gece baskınını çok beğenmiş.. "Bir gece ansızın gelebilirim" diye bir single hazırlıyorlarmış kendisine.. Uyandırın Mete Bey'i uyanmıyorsa su dökün üstüne, sarsalayın...
Sergei Bubka: Ben niye burda? Ben sırık?
Haluk: Kim lan bu karıncayiyen, ne diyon lan si.. Biiip? 6.25 yetmedi mi deve?
Savaş: 6.25 dediniz de.. Hatta Mehmet Kutlular var. Bakalım ne diyecek?
Mehmet: Sırıkla atlamak caiz değil dinimizce.. Hadi sarıkla atlansa neyse.. Bakın Chelsea'dan 5 yememiz bir ikazdı. 5 yetmedi mi? Futbol federasyonuyla uğraşırsanız böyle olur işte..
Haluk: Sarıkla yüksek atmasana sığırcık.. Örümcek kafanın taa içine biip..
Savaş: Haluk Bey, adam kötü bir şey demedi ki sizi savundu. Hayret biiip şey yaaa.. Bi dakka bi dakka.. Şu anda elime bir not verdi arkadaşlar. Adamlar haklı.. 7.4 yetmedi mi? Yetmedi tabii, yetmez.. Reytingler 7.4'müş, 7.4 dişimin kovuğuna gitmez benim be.. Biraz daha iyi performans bekliyorum sizden.. Bana Erman Toroğlu'nu bağlayın, Bu arada çabuk Kenan Evren'i uyandırın beni arasın..
Evren: Ne var Savaş Bey?
Savaş: Hiiiaaa, siz burda mıydınız Paşam?
Kenan: Buradayım netekim içim geçmiş... Birden kulağım çınladı kötü bir rüya gördüm.. Birileri beni andı.. Deprem oluyordu...
Savaş: Paşam üstünüz açık kalmış sizin.. Allaaah hakkaten sallanmaya başladık!.. Deprem oluyor.
Kenan: Netekim önce kadınlar ve çocuklar paniklesin..
Savaş: Herkes stüdyo dışına.. Bu arada çabuk bana Mete Işıkara'yı bağlayın..
Haluk: Fay hattının da, aletsel(!) büyüklüğün deee, zemin etüdünün de, Işıkara'nın da, Rasathanesini deee.. Biip!..