kapat

24.10.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Sofra
L E I T Z
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Müstearıyla müsemma...
Askerlik planları ertelenmiş olsa da, meslek hayatında bir süreliğine "durmaya" karar veren, ülkenin en "uslu" ve herkes tarafından pek sevilen mizahçısı Beyaz, inceden de olsa zülfiyare dokunursa...

Beyaz, ismiyle -daha doğrusu ekran müstearıyla- müsemma bir şahsiyet. Sicili öylesine akça pakça ki, Beyaz adı, gerçekten de Beyazıt'dan daha çok yakışıyor kendisine. Türk kadınları onu nesiller boyu seviyor: Bir büyükanne, anne ve kızın üzerinde hemfikir olduğu neredeyse tek isim.

Ailemizin komikçisi: Radyodan televizyona geçtiği şu son dört yıl boyunca, milletçe en ufak bir yamuğunu, saygısızlığını gördük mü; hayır...

Radyoysa radyo, televizyonsa televizyon, sinemaysa sinema, kasetse kaset: Elini attığı her konuda başarılı. İddialı olmadığı alanları da itiraf etmeye hazır, son derece mütevazı...

Ne kaldı? "Adam çapkın" mı? O kadarı deterjan reklamı kahramanlarında da olur...

KENDİMDEN UTANDIM
Kasım'da gitmeniz gereken askerliğiniz ertelendi. Yine de bir süre ortalıktan yok olmaya niyetlisiniz galiba?

Bu süreyi ayırmıştım zaten. Biraz dinleneceğim, yurtdışına çıkacağım, kitap okuyacağım. Depremden sonra yaşamın kıymetini anladım. Kendime zaman ayırmak istiyorum.

17 Ağustos'da neredeydiniz?
Gariptir, depremde Altınoluk'taydım, oyunum vardı. Bir sonraki gün Yalova'ya hareket edecektik. Depremin üçüncü gününde Cem Özer, Yılmaz Erdoğan, ben, Çınarcık, Yalova'ya gittik. Orada Veli Göçer inşaatlarından çıkan bir aileyle konuşuyorduk. Bir teyze; "Benim şu anda göçük altında iki kızım var. Senin oyununa bilet almışlardı, yarın geleceklerdi," dedi. O anda her şey koptu zaten. Bir sürü şey düşünmeye başladım. Hayat bu kadar mı pamuk ipliğine bağlı olur? Geçen gün yine İzmit'teydim; "Çadırkent'i gez," dediler. Üzerimde kumaş pantolon ve gömlek vardı. Kendimden utandım. Gitmeyen yardımlar, siyasiler adına da utandım. Çünkü biraz toplumun o kesiminden sayılırım. Arabamın içine saklandım ya...

BENİM İŞİM DAHA ZOR
Bir deyiş; "Bir ülkenin ahlâkı dişlerine benzer," der; "ne kadar çürükse, dokunması o kadar acıtır." Türkiye'de artık mizahın da dokunmaya çekindiği fazla mı konu var?

Tabii tabii... Biz istim üstünde bir toplumuz. Yaralarımız fazla. İşler biraz kötü gidince, insanlar çok hassaslaşıyor. O dokunmalar, sivri noktalara denk geliyor. Polise, devlete zaten bir şey söyleyemiyorsun. Televizyonda bir şey anlatamıyorsun, RTÜK var. Lokal kısmı da ayrı: Ben biraz da aileye hitap ediyorum. "Bizim çocuk" durumum var. Bu yüzden alanım iyice daralıyor. Okan ya da Cem yaptığında herkesin kaldırabileceği şeyleri ben yaptığımda; "Sana yakışmadı," diyorlar. Bu hazne içinde oynamaya çalışıyorum. Benim için mizah yapmak daha zor ama genel anlamda Türkiye'de kolay. İnsanların gülmeye ihtiyacı var. Sosyeteye para için oyun oynuyorum. Herkeste bir snopluk; halk matinesine gidiyorsun, kopuyorlar. Gülmek istiyor çünkü ve tek çıkar yolu sensin.

İşinizi lâyığıyla yapmıyormuşsunuz hissine kapılıyor musunuz? Mizah, anarşist tavırdır. Hem mizah yapıp hem uslu çocuk olmak mümkün mü?

Günlük hayatımda da usluyum. Televizyonda bunu oynamıyorum. Kavga etmeyi, bağırmayı çağırmayı sevmem. Ama pekişmiş bir siyasi kimliğim de var. Türkiye'de yetişen her insanın içinde bir isyan duygusu mutlaka vardır. Ailemin geçmişi düzenli bir Türk ailesi ama bu düzenliliği çok pahalıya ödemiş... Emekli bir baba, ev hanımı bir anne ve bu ülkede yaşanacak kötü ne varsa, hepsini yaşamış bir aile...

Bu beraberinde bir isyan da geliştiriyor. Babam polisti ama politik de bir insandı. Ağabeyim de öyle; onun için eleştirmeye hazırım. Televizyonda, medyada çok fazla konuşamıyorsunuz. Ama bir gün boğazıma kadar gelirse, sonunda bir uçağın yanında son açıklamayı yapıp, binip gitmek istiyorum. O raddeye gelecek iş sahiden de...

KAŞARLAŞMADIM DAHA
İyi çocukların sorumlulukları da çoktur; beklentiler fazlalaşır... Halkının ve ailenin sevgilisi olmak arada sıkıyordur herhalde?

Olur olmaz tepkilerle de karşılaşıyorum. Garip garip eleştiriyorlar: "Hem İtalyan ayakkabı giyiyorsun, hem de polis çocuğusun," diyorlar. Herkese cevap veremezsin. Belki de büyütüyorum, hâlâ kaşar olamadım.

Madem şurada ciddi ciddi memleket kurtarıyoruz; n'olucak bu memleketin hâli?

Ooof, o kadar geniş ki... "Gençlik gümbür gümbür geliyor," diyorlar ya, bir tıkırtı bile yok. Türkiye yalnızca İstanbul'daki gençlerden ibaret değil. Geride kalan yüzde 90'lık bir kesim var Anadolu'da yaşayan. Biz ne yazık ki Malatya'dan sonrasını hiçe saymışız bugüne kadar. Okul yapmışız göstermelik, yol yapmamışız okula giden... Babalarımız anlatırdı bize; "Eşeklerle okula giderdik," diye... Maalesef eşeklerin hepsi adam oldu, adam olması gereken babalarımız olamadı...

Medya eğitici olmalı ama bizdeki kadın dergileri, kadınlara hâlâ Tipo arabasıyla evinden çıkıp köprünün üzerinde kocasıyla seks yapmasını söyleyen, evde yatağın üzerine reçel dökülmüşse; "Toplamayın, bırakın kocanız toplasın," öğütleri veren, fanteziler üreten dergiler... Adı kadın dergisi ama kadınla alâkası yok çünkü sadece bir kısım kadını ilgilendiriyor.

Sahiden de acıklı görüyorum ben ülkenin durumunu, ÇOK acıklı görüyorum.

Biz en büyük grevlerimizi, yürüyüşlerimizi bile güneşli havalarda yapıyoruz; yağmurda çıkmıyoruz dışarıya. Onun için sahiden de bir şeyler ters gidiyor.

* Teşekkürler. Sizin son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Ben teşekkür ederim. Şey, 1987 yılında Venezüella'daki güzellik yarışmasında ikinci olan kıza ne oldu, onu çok merak ediyorum.


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır