kapat

20.10.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Sofra
L E I T Z
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Gazetecilik nedir, ne değildir?

"Gazeteci her türden şiddeti haklı gösteren, özendiren, kışkırtan yayın yapamaz!.."

Kanal D Genel Yayın Yönetmeni Tuncay Özkan bu cümleyi çerçeveletip çalışma odasının duvarına asmalı..

Cümle Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu'na ait..

Rehine olayı üzerine basında çıkan tartışmalara açıklık getirmek üzere toplanmışlar..

İşte kararları bu..

Bu karar da o yönetim kurulunda alelacele alınmış değil.. Zaten mevcut olan "Gazetecilik Hak ve Sorumluluk Bildirgesi'nin "Gazetecinin temel görevleri ve ilkeleri" bölümünün üçüncü maddesinin son paragrafı bu..

"Gazeteci her türden şiddeti haklı gösteren, özendiren, kışkırtan yayın yapamaz.."

Şimdi Özkan, taksın bandı videoya ve o geceyi bir daha izlesin..

Üç kişi rehin alan, birini üstelik vuran geçmişi çok karanlık birinin, nasıl bir kahraman, nasıl bir kurtarıcı, nasıl bir toplum lideri gibi halka sunulduğuna iyi baksın..

Sadece meslek ilkelerinin değil, Türk Ceza Kanunu'nun nasıl ihlal edildiğini görsün.

Kanunların suç saydığı fiiller, Türk Ceza Yasası'na göre övülemez.. Övmek suçtur.

Sen reyting uğruna meslek ilkelerini çiğneyeceksin.. Sen en ucuz yayıncılık yolunu seçerek ülke yasalarını ihlal edeceksin..

Buna rağmen bu ülkenin en saygın yazarları sana övgüler düzerek, gelecekte ipini koparanın birilerini rehin alıp, canlı TV yayını istemelerine zemin hazırlama günahını seninle paylaşacaklar.. Mesele yok..

Ne zaman biri çıkıp, yapılan işin ayıp, meslek ilkelerine aykırı ve üstelik suç olduğunu yazacak, ağlamaya başlayacaksın..

"Muhbir" diye kıyamet koparacaksın..

Yooo Tuncay Özkan, yooo..

İşlenen bir suçu açığa çıkaran gazeteci muhbirse eğer, bak bakalım etrafına..

Kızılay rezaletini ortaya çıkarıp Kemal Demir'in başını yiyen Uğur Dündar da muhbir sence..

Medya herkesin kirlisini eteğine dökecek, ama kendi kirlerini saklayacak.. Var mı böyle bir şey!..

Defne hayatta en sevdiğim insanlardan biridir. Bunun böyle olduğunu en iyi de kendisi bilir.. Ama Defne deneyimsiz.. Gazetecilik ilkelerini, Türk Ceza Yasası'nı, hukuku tüm incelikleri ile bilmeyebilir. Bilmiyor nitekim.. Ama sen, koskoca bir kanalın Genel Müdürü olarak bunların hepsini bilmek zorundasın..

Reyting uğruna Defne'yi ve onun yeteneklerini kullandın..

Kızın hem meslek kariyerini, hem de yaşamını tehlikeye attın.

O tabanca patlasaydı, Defne televizyoncu, gazeteci olarak bitmişti. İnsan olarak da yakından tanırım, vicdan azabını ömür boyu beyninde taşırdı.

Bunu yapma hakkını kimden buldun?..

Tabancanın patlamayacağından bir tek şekilde emin olabilirdin.. Her şey tezgahsa..

Bak dostum.. RTÜK bu yayın yüzünden sana ceza verdi.. Karar aleyhine mahkemeye gidecekmişsin.. Gitme.. Gitmeden önce ceza hukukçuları ile konuş..

Kanunların suç saydığı, cemiyetin "İlkelere aykırı" dediği bir eylemi mazur görecek bir mahkeme bu ülkede yok..

RTÜK kararını bir de mahkemede onaylatma ki katmerlenmesin..

Sus ve otur..

Burnumuzun dibinde Kırgızistan köyü..

Yasemin geçen hafta da, Ali'nin külahını Veli'ye giydirip, tekerlekli iskemleden, ansiklopediye kadar bir yığın yardım malzemesi ile deprem yöresini tuttu. Onun bölgesi Uzunçiftlik.. Gidiyor.. İhtiyaç duyulan şeyleri belirliyor.. Gelip onları toparlıyor, götürüyor.. Nasıl başarıyor bilmem..

Bu hafta ona bir sürpriz yapmışlar.. Kırgızistan köyüne götürmüşler..

Uzunçiflik'te Kırgız köyü.. İyi mi?..

Gerisini Yasemin anlatsın..

ooo

Kırgızistan, depreme çadır göndermiş bir ekiple.. Kırgız çadırlarından oluşan siteye halk "Kırgız Köyü" adını takmış..

Bizi çay içmeye davet ettiler..

Çadırlara hayran kaldım. Çadırları kuran arkadaşlardan Ulanbek Sardıyabeyf ile tanıştık. Bilgiler verdi.. Hatırlarsanız Demirel de da bu çadırlarda ağırlanmıştı Kırgızistan'da..

41 çadır hediye etmişler.. Tanesi 4 milyar..

"Hadi canım 4 milyarlık çadır olur mu?" demeyin, gidip görmeniz gerek.

İçleri çok değişik. Özel süslemeleri var.. Dekorasyon dergileri ve moda çekimleri için birebir, otantik çadır, yani.. 25-30 yıl dayanıyormuş. Eksi 45 dereceye kadar içinde yaşamak mümkünmüş. Yazın serin, kışın sıcacık.. Koyun yününden yapılmışlar.

30 kişilik gönüllü ekip kurmuş köyü.. Çadırların hemen arkasına su tesisatı çekilmiş.. Az ötede banyolar ve tuvaletler var. Kırgız Köyü tertemiz. Hiç çöp ve pislik yok.

Ulanbek Bey "Benim ismim sizin argonuz oluyor" diyerek bizi epey güldürdü bizi ama, bu kadar kibar birine "Ulan" diye hitap ederken çok zorlandım.

"Çok şakacısınız.. Türkçe'yi de mükemmel konuşuyorsunuz" dediğimde "Fettullah Gülen'in Kırgızistan'da 30 okulu var, orada okudum" diyor.

Ulanbek Bey anladığım kadarıyla gözlemci olarak kalmış. Bize söylemese de hissettiğim bu. Bu arada yan çadırlardan köy ekmekleri ve köy peynirleri geliyor, çayın yanına.. Her şeylerini kaybetmiş insanlar, insanlıklarını sürdürüyorlar. Gelen konuk iyi ağırlanmalı..

Tam komşuculuk ortamı ve sohbetinin ortasında bir artçı şokla hafif sallanınca, niye burada olduğumuzu hatırladık.

Artık ayrılma vakti geldi. Yağmur çiseliyor, hava soğuk. Biz yine sıcak, kuru evlerimize döneceğiz.

Çadırdan çıktığımda uzaktaki Kızılay'ın çadırlarına baktım.. Geçen sefer oraya gitmiştik. O çadırların içinden ve görüntüsünden bahsetmek bile istemiyorum.

Önümüz Ramazan, bayram ve yılbaşı.. Ramazanda toplanacak olan zekatlarla bizleri bekleyen bir sürü çocuk var. Onları sevindirebilmek için tekrar gitmek gerek..

Bu arada sevgili dostlarım "Ben yeterince yaptım" deyip vicdanınızı rahatlatmaya çalışıyorsanız çok yanılıyorsunuz.

Yardımın ilki, sonu, yeteri olmaz.. Orada her şeylerini kaybetmiş insanlar da, Ramazan'a ve bayrama hazırlanıyor.. Hele hele çocuklar!..

Ben sizleri gene dolaşacağım!.

Dolu uçakta boş koltuklar!..
"Bana dolu dediler bilet satmadılar. Sonra baktım. Uçağın yarısı boş.."

THY'den en çok şikayet böyle değil mi?.. Ama asıl şikayetçi THY!..

1997 yılında rezervasyon yaptırıp iptal ettirmeyenler yüzünden boş giden koltuk sayısı 100.685!.. Yüzbin!.. Ortalama yüz kişi bir uçak deseniz bin uçak boş uçmuş bir telefon edip "Gelemiyorum" demeye üşenen sorumsuzlar yüzünden..

Para olarak karşılığı 10 milyon dolar!..

Yazık değil mi?..

THY rezervasyon sisteminden vazgeçemez. O zaman batar.. Yapılacak tek şey, Batı'da yapılan.. İstatistiklerle gelmeyen yolcu oranı belirlenip o oranda fazla rezervasyon yapmak. 100 kişilik uçağa 120 rezervasyon mesela.. Yüzde yirmi gelinmiyorsa..

Peki bu defa da herkes gelirse..

Batı, o zaman hakkından o sefer için gönüllü vazgeçeni ödüllendiriyor. Ağırlıyor, hediye veriyor.. Hatta bir üst sınıfta seyahat ettiriyor.

THY şimdi bu yolları arıyor.. Bakalım bizde gider mi?..

100 bin boş koltuk. 10 milyon dolar zarar!..

Gitmeli..

Baskın!..

Son günlerde gazetelerde en çok tekrar edilen sözcük bu..

Baskın..

Cümle içinde şöyle geçiyor:

"Aldığı bir ihbarı değerlendiren polis, baskın düzenledi.."

En yanlışı da bu.. Polis aldığı ihbarı asla değerlendirmiyor.. Yallah basıyor..

Bir sürü suçsuz, masum insanı rahatsız ediyor. İşinden, eğlencesinden alıkoyuyor..

Peki ya asılsız ihbarı yapan?..

Ona bir şey yok..

Briç kulübü kumarhane diye basılıyor.

Genç kızın evi, satanist diye basılıyor..

Gece kulüpleri adeta mesleği terk etmeye zorlamak için, hem de terörist evlerine baskına gider gibi gidilip basılıyor..

İhbar değerlendirme nedir?..

Ciddi mi, değil mi?.. Ciddi olduğuna dair kuvvetli ip uçları, görüntü var mı?..

İhbar edilen şey gerçekten suç mu?..

Mesela.. Satanizm suç mu bu ülkede?.. Değil.. Tam tersine insanlar istediklerine inanmakta serbestler.. O zaman "satanist" ihbarı baskın sebebi olur mu?..

Gece kulübünde diyelim esrar satılıyor.. Böyle bir ihbarın sonucu tüm gece kulüplerine, yüzlerce polisle baskın düzenlemek mi?.. Hangi uygar ülkede böyle sahneler var..

Nedir bu polis dehşeti, terörü havası.. Polis devleti görüntüleri..

Senin sivil polisin yok mu?.. Bir yerde narkotik suç işleniyorsa, bu, bütün milleti sokağa döküp "Kolları sıvayın" diye mi tahkik edilir, yoksa, eğlenceye gitmiş gibi görünen sivil dedektifler mi işi çaktırmadan, kimsenin ruhu duymadan pişirir, çözer?..

Bütün bunların Sadettin Tantan'ın İçişleri bakanlığına rastlaması öyle görünüyor ki, artık tesadüf değil..

Tantan, İçişleri Bakanı değil, Türkiye Emniyet Müdürü sanki!..

ooo

Sevgili Tantan, Hükumetle ilgili herkese ve her eyleme söven Tansu Çiller'in ceride-i paçavrası, sizi fena halde göklere çıkarmaya başladı ve korumaya aldı.

Ne iş?..

TEBESSÜM
Fotoğrafçı olmaya karar verince, yanmış ampuller toplamaya başladı.

"Ne yapıyorsun sen yahu?" diye sordular..

"Karanlık oda kuracağız ya!.."

BİZİM DUVAR
PKK da paraya sıkışmış. Bedelli teröristlik çıkarıyormuş.

Hakan & Utku

SEVDİĞİM LAFLAR
Aşk hissetmediğin hissi hissettiğini hissettiğin an, hissettiğin histir.

(Teşekkürler Ebru)

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır