


Yazık bize..
Türkiye'nin demokratik geleceği Avrupa'da.. Türkiye iki ay sonra Avrupa Birliği'ne aday kabul edilecek..
Bu fırsatı 20 yıl önce kaçırdık ve pişmanız.
Elimize geçen yeni fırsat nedeniyle şimdi çocuklarımıza çağdaş bir gelecek vereceğimizin umudunu ve heyecanını yaşıyoruz.
"Hayır, Türkiye Avrupa'ya lâyık değil" diyenlerin en kuvvetli itiraz gerekçesi, demokrasi ve insan hakları normlarına sahip bulunmayışımız.
Biz de bu itirazları geçersiz kılmak için devlet ve millet olarak çaba harcıyoruz.
Ama bir DGM savcısı, gece yarısı yanında Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli polislerin eşliğinde "milletvekilliği askıda" olan bir kadının kapısına dayanıyor ve benzersiz bir rezalet yaratıyor.
Savcı ve polis, Fazilet milletvekilleriyle karşı karşıya geliyor ve istediklerini alamadan gerisin geriye dönmek zorunda kalıyor.
Savcı ve onun şahsında devlet, bir Fazilet milletvekilinin "Gestapo şefi" benzetmesi ile hakarete uğruyor.
Bu Türkiye'nin ulusal çıkarlarına yönelik bir sabotaj suçu değil mi?
Merve soruşturması
Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, mecliste türban krizi yaratan, izinsiz Amerikan vatandaşı olduğu halde bunu gizleyen ve Bakanlar Kurulu kararı ile Türk vatandaşlığından çıkarılan Merve Kavakçı hakkında soruşturma yürütüyor.
Bu onun görevi..
Kavakçı'nın türban eylemi ile yalnız meclis içtüzüğünü ve Şapka Kanunu'nu çiğnemediğini, kastının "laik cumhuriyete ve Atatürk ilkelerine meydan okumak ve başkaldırmak" olduğunu savunuyor.
İki yıl önce Filistin İslam Örgütü'nün konferansına katıldığını, "Cihat yapabilmek için aktif bir örgüt olan Hızb-u Refah içinde siyaset yaptığını" ve "Türkiye'deki sözde bir Müslüman hükümete karşı mücadele verdiklerini" söyleyerek HAMAS'a yardım ve yataklık ettiğini, halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu işlediğini öne sürüyor.
Savcı olarak, iddia makamı olarak bunu yapmak da onun görevi ve hakkı. Ama...
Zarar veren gerilim
Türkiye'de artık, yeri yurdu belli insanların geceyarıları evlerinden kaldırılıp alınıp götürülmesi ilkelliği bitmelidir.
Hele bir savcının polis eşliğinde terör estirmesi asla tekrarlanmamalıdır.
Türkiye'nin hak etmediği ve kaldıramayacağı bir lekedir bu.
Cumhurbaşkanı ile Başbakan'ın gösterdikleri tepki yerinde olmuştur.
DGM Savcısı Yüksel'in gerilim yaratan bu zorlaması, sonuçta din sömürüsü yapan çevrelere hak etmedikleri bir zafer kazandırmıştır. Ağır bir suçun ithamı altındaki bir zanlıyı mağdur durumuna sokmuştur.
Savcı Yüksel'in, eski DGM Başsavcısı Nusret Demiral'lığa özenmesi, Kavakçı ile ilgili adli sürece de mevzi kaybettirmiştir.
Hiç kimse kişisel şöhret uğruna bu ülkenin geleceği ile oynayamamalıdır.
Laik cumhuriyeti gece baskınları korumaz.
Tam tersine Avrupa'dan koparır ve bu da dincisinden bölücüsüne sadece demokrasi düşmanlarını sevindirir.