Hoş buldum!
Geçen perşembe günü, gününüzü aydınlatamadım(!) üzgünüm: Halbuki en çok istediğim şeylerden biri "yazarımız şurdan" bildiriyor ibaresini köşeciğimin sağ cenahında görmenizdi.
Haldun Dormen'in prodüksiyonu "Turkısh Musıcal Cavalcade" (Türk Müzikalleri Resmi Geçidi gibi bir şey demekmiş) projesi ile Londra'da gündüz prova gece gösteri, gündüz prova gece gösteri yoğunluğunda bulununca, on parmağımdaki onuncu hünerden mahrum kaldınız!
***
Uçakta yazıp da ilkokul öğrencisi özeni ile temize çektiğim bu yazımı, Yeşilköy Hava Meydanı'na iner inmez kendi elceğizimle "Sabah"a vereceğim (bu tür durumlar da başkasının elceğizini kullanmayı lâubalilik sayarım!)
Baksanıza bir hafta olmuş bile. Zaman ne çabuk geçiyor. Özellikle Londra'da... Bir ara kafamı bozup "yahu burda yaşasam mı acaba olgunluk günlerimi" yollu bir düşünce peydahlanmadı değil. Allah tarafından hemen toparlandım "Boşver başka hayatımda inşallah," diyerek konuyu kapattım.
Batı hayranı vatandaşlarımız vardır hani, yurtdışına giderler durmadan Türkiye ile kıyaslarlar. Konuşmalarının finali Türkiye'yi kötüleyen cümlelerle biter. Ne kızarım anlatamam. Türkiye'de yaşamanın tercih edilecek yanlarının ıskalayıp (Çetin Altan kullanır bu tabiri) edilmeyecek yönlerini ağzında sakız edenler ne sinirdir...
***
İkisi Picadilly'nin göbeğindeki Criterion Teatre'da, biri de Hackney'deki Hackney Empire Teatre'da (ki Charlie Chaplin ilk kez orada sahneye çıkmış) sahne aldık.
Zeynep Ozman (organizasyonun Londra kanadı) daha becerekli olabilseydi hepimiz daha mutlu olacaktık. Zira bir sürü Türk yollarda bizi görüp sevgilerini paylaşırken, gösteriden hiç haberleri olmadığını söylediler. Gösterimiz, methetmek gibi olmasın ama çok eğlenceli ve çok sıcaktı.
Benim için de çok hoş bir deneyimdi. Mesleğinin duayeni Haldun Dormen, harika Nevra Serezli, deneyimli ve vazgeçilmez Erol Evgin, hiperaktif deli bozuk Melih Kibar (yirmibir yıllık dostumdan bu şekilde söz edebilirim) yetenekli ve güzel Ruhsal Öcal, geleceğin starı Halit Ergenç, sabırlı ve dünya iyisi piyanistimiz Serpil Günseli ile aynı sahneyi paylaşmak harikaydı. Yalnız darbuka ile değil bize her konuda eşlik eden Murat Ovalı, dia gösterimizi hazırlayan Kemal Uzun, sahne düzenimizden sorumlu Çetin Akcan hepsi sevdiğim insanlar.
***
Doğuş Holding'in Halkla İlişkiler Sorumlusu Ayşe Dixon olduğu her yerde ve organizasyonlarında ışık saçıyordu. O olmasa yanmıştık anlayacağınız. Sevgili arkadaşım Gamze Platin (organizasyonun İstanbul kanadı) eğrileri doğru yapmak adına nasıl çırpındı bilemezsiniz.
Ne yaptık, ne ettik, neler hissettik biraz da onları anlatayım: Yurtdışına çıkmak psikolojisi insanların kendilerini yemeye içmeye vermelerine neden olur bilirsiniz. Farklı kentler, temiz hava, bol güneş, (şaşında kalın hava hep güneşliydi) filan derken homini gırtlak yersiniz. Bu çoğu zaman uçakta başlar. Yani siz seyir halindeyken. Ve dönüş yoluna kadar devam eder.
Uçakta ikram edilen son fındık tanesini de geveledikten sonra hayatınızın kararını alırsınız: Dünya rejim günleri başlayacaktır! Hem de hemen. Rejim felakatiyle yaşarken de aralarda derelerde onu bozmak için türlü sebepler icat edersiniz (ederiz, ederim de ne var?).
Gezide bize eşlik eden sevgili arkadaşım Hülya Vatansever (ki kendisi Elele dergisinin yazı işleri müdürüdür) ile millet Oxford street'lerde ülkemizi temsil ederken, Camden Tawn ve Covent Garden semtlerinde boy gösterdik. Biz çingene ruhluyuz. Incık, cıncık renk kıyamet çok severiz.
***
Hülya ile yaptığımız başka bir tuhaflık da dakikalarca pastane vitrinindeki pasta diyaznlarını incelemekti (yatacak yerimiz yok gördüğünüz gibi!). Neyse yurda dönünce diyet üstadı Dr. Haluk Saçaklı'yı arıyorum ve değneğini eline alıp, başıma başıma vurmasını kendisinden rica ediyorum.
İlk yazılarımdan birinde söylediğim gibi rejim yaparken dünya aleme duyuracaksın ki randımanlı olsun. Değil mi şişman ve şeker kardeşlerim benim? "Şeker" dedim aklıma geldi. Pekmezli bir hikâyemiz var, onu da sonra anlatırım. Bu yazdıklarımın bile bu köşeye sığacağından emin değilim. Beni seven arkamdan gelsin. Hoş buldum.