


Fakir'in ve güzel gözlü sarışın kadının ölümü
Balkondaki kadının sarı saçları İsveç güneşi gibi donuktu gecenin karanlığında...
Buz gibi esiyordu rüzgâr... Kadın; "alçak adam" dedi. "Alçak adam" öfkeyle balkona çıktı, müthiş bir tokat attı. Kadın savruldu, balkonun demirlerine çarptı. Demir korkuluk yerinden çıktı...
...Ve kadın beşinci kattan aşağıya düştü.
Yürek parçalayan feryat.
Olayı seyreden onlarca kişiyi dondu, kaldı. Kan gölü içindeki kadını görenler fenalık geçirdi, bayıldı, bazıları kustu.
Kadın yüz üstü yatıyordu. İnşaat demirleri karnından girip, belinden, kalçalarından çıkmıştı.
"-Aman Allahım!.. Ne yaptık biz" dedi birisi...
Ambulans geldi. Kadını demirlerden nasıl çıkardılar?. Seyretmeye kimsenin yüreği yetmedi.
Kimdi o kadın?
Türk sinemasının gelmiş geçmiş en güzel kadınlarındandı. Adı: Üftade Kimi. Sarışındı, yeşil gözleri büyülerdi. Romanya'da doğmuştu.
Film çekerken korkunç bir kaza olmuştu.
***
Küçük sarışın kız katılırcasına ağlıyordu. Yemyeşil gözleri kanlanmıştı. "Babanı Bulgar eşkiyası öldürdü..." demişlerdi. 6 yaşındaydı kız. Annesi onu doğururken ölmüştü.
Ninesi ile ağabeyi Üftade'nin ellerinden tuttular. Romanya'dan, anayurt Türkiye'ye göçtüler. Eyüp'te bir evcik buldular, yerleştiler.
Üftade'nin ağabeyi Sular İdaresi'ne kontrolör oldu. Mutlu yaşamaya çalışıyorlardı. Nine ile ağabeyin tek sorunu vardı: Üftade'nin güzelliği.
Üftade, 15 yaşına geldiğinde, Amerika'nın "sarışın bomba"larından farksızdı. Ninesi, torunu Üftade'yi ne kadar kapamaya çalışsa güzelliğini örtemiyordu.
Bir gün Beyoğlu'nda ninesiyle dolaşırken ortayaşlı bir adam yollarını kesti:
-Ben ünlü fotoğrafçı filanca... Küçük hanım melekler kadar güzel. Bir fotoğrafını çekip vitrinime koyayım. Size de bedava veririm. Çerçevesi bile benden..
Fotoğrafçının vitrini, İstiklal Caddesi'nin "en bakılan" yeri olmuştu. Kocaman fotoğraftan gülümseyen, açık renk saçlı, açık renk gözlü kıza aşık olanlar vardı.
Böylesine güzel bir kızın geleceği nasıl olacaktı? Az sonra...
***
Güzel Üftade'yi Türkiye'nin tanıyacağı yıl, Türkiye'nin kaderini değiştirecek bir karar alınıyordu:
"- Köy Enstitüleri köylüyü gomonist yapayi... Gızlar oğlanlar birlikte okuyi.. Din elden gidiyiii" bağırtıları...
Uzun yıllar öncesinin bağırtıları kulağımda hortladı. Neden? Köy Enstitülü Fakir Baykurt'un vefatını duyunca önce üzüldüm. Sonra hatırladım:
Köy Enstitülerinin kapatılması.. Ve ardından öldürülen beyinlere bezlerin kefen gibi sarılması.
Ah!.. Türkiye'ye yapılan en büyük kötülük.
Evet. Güzel Üftade'nin Türkiye Güzeli olduğu 1954 yılında Köy Enstitüleri kapatıldı.
Okuduklarınıza inanamayacaksınız: Köy Enstitüleri köylerin bitişiğindeydi. Dershaneler, modern tarım için tarlalar, fidanlıklar, sebzelikler, tarım makinaları eğitimi, tamir atölyeleri, sinema, tiyatro salonları, yüzme havuzları, kütüphaneler, PTT binaları vardı.
"- Bu çarıklılar komünist olur, yarın devleti ele geçirirler.." dendi Köy Enstitüleri piç edildi. Köy Enstitülerinin babası İsmail Hakkı Tonguç görevden alındı. 1954'te büyük ideal gömüldü. Aydınlanmanın yerini irtica aldı.
Köy Enstitüleri Türkiye'nin "kötü kaderini" değiştirebilirdi.
11 Ekim 1999'da yitirdiğimiz aydın ve lider Fakir Baykurt'un cevheri de Köy Enstitüleri sayesinde ortaya çıkmıştı. Enstitülerin kapatılması Fakir Baykurt'lar, Mahmut Makal'lar yetişmesini önledi.
***
Güzel Üftade'nin peşinden koşuyordu filmciler. 1954-55 yıllarıydı. Aynı yıl Fakir Baykurt'un ilk kitabı "Çilli" yayınlandı. O yıl Özdemir Asaf'ın "Dünya Kaçtı Gözüme" şiir kitabı da çıktı.
"Bak yüzüme, bak sözüme,
Dünya kaçtı gözüme
Çıkamaz"
Güzel Üftade, o delikanlının gözüne "dünya" gibi kaçmıştı: "Çıkamaz".
O delikanlı, Beyoğlu'nun yakışıklı iş adamıydı. Unutulmaz "Karavan Pavyon"un sahibi Mahmut Karaduman. Önünde durulamaz tayfun.
Bizim kuşaktan "Karavan Pavyon"u hatırlamayan yoktur. Çoğunlukla "jazz" çalınan modern gece lokali.. Faruk Akel Orkestrası, Erol Büyükburç, genç Erkin Koray vs. Süperstar Aysel Tanju'nun şovları, Mambo Kraliçesi Neriman'ın dansları... Rocky Güney Zobu'nun yaramazlıkları, yarısı Türk; Zeki Müren'den Orhan Boran'a yıldızlar ve benim gibi caz meraklısı öğrenciler, yarısı Amerikalı müşterisiyle Karavan... Karavan'da kendinizi New York'ta sanabilirdiniz.
Karavan'ın sahibi Mahmut Karaduman ağabeyimiz ile güzeller güzeli Üftade evlendiler.
Hayal adında bir kızları ve Enis adında bir oğulları oldu. Mahmut Karaduman, bizim semtten ağabeyimizdi. Ciddi, altın kalpli bir insandı. Bileği güçlüydü, vurdu mu oturturdu? Kardeşleri Muharrem ile Aydın okul ve sınıf arkadaşlarımdı. Vefa Lisesi'nde yine beraberdik.
1960'lı yılların başında Mahmut ağabey önemli bir iş adamıydı. Karavan'ı kardeşi sınıf arkadaşım Muharrem'e bırakmıştı. Sınıfça iltimaslıydık, Karavan'da ucuza otururduk. Böylece; Zeki Müren'e "İbne değil misin lan!.." diye hakaret eden kadına, Müren'in elini göğsüne koyarak "-Evvelallah!.." deyişini de gördük.
Kavga eden iki Amerikalıyı ayırırken kulağıma yediğim yumruk, Rocky Güney Zobu'nun Van Damme'ı kıskandıracak kavgaları, Tina Louis'in güzelliği aklımdan çıkmaz. Bir de Galatasaray Lisesi'nin duvarı dibindeki sucuk-ekmekçi...
Dört beş yıllık evlilik sonrası Mahmut Karaduman ile Üftade ayrıldılar. Mahmut Karaduman çocuklarına ve eski eşine sahipti. Çocukları iyi eğitti. Hayal, Amerikan Koleji'nde okudu. Fenerbahçe'de basketbol oynadı. Sonra evlendi Hayal. Enis Karaduman'ın adının anıldığı olaylar ise babasının hoşuna gitmiyordu. Bir gün Enis'i vurdular...
Annesi Üftade, evlat acısıyla yıkıldı.
Mahmut Karaduman; o sıralar Dubai'deydi. 1960'ların hemen başında uluslararası ticaret yapıyordu. Arap ülkelerinde geniş muhiti vardı, saygı görüyordu. Krallar dostlarıydı. Halen de öyle... Onu son görüşüm 1978'deydi sanırım. Libya Başbakanı Callut ile Türkiye'ye gelmişti. O dönemde Libya ile "kardeşlik" ilişkilerimiz vardı. Mahmut ağabey, Türkiye'nin yararına önemli işlere öncü oldu.
***
Güzeller güzeli Üftade Kimi 10 Ekim 1999'de öldü. Demirlerin vücuduna saplandığı kazanın sonucu değil. Üftade, 6 ay süren ağır ameliyatlar sonunda kurtulmuştu. Ancak; ruhsal yapısı iyileşmedi. Bir daha film çevirmek istemedi. Işıklar, kamera korkunç geceyi hatırlatıyordu. Sinemayı bıraktı.
Neriman Köksal, Belgin Doruk, Muhterem Nur dönemlerinin sarışın güzeli evine kapanmıştı.
1969'da bir daha evlendi. Bu evlilikten doğan kızı Şıvga, onu yaşama bağlamıştı. Ne var ki; Şıvga'nın babası 38 yaşında vefat etti.
Şıvga iyi okudu. Pedagog olacakken okulu bıraktı. Annesi yılgındı, babasını yitirmişti. Bir şaşkınlık... Hiç beklenmeyen bir mesleği seçti: Dansözlük.
Türkiye, Şıvga'yı "İbo Şov"dan tanıdı. Şıvga'nın yüzü ve fiziği güzeldi, ancak tipi; dansözden çok şirket yöneticisi bir kadına uyuyordu. Ve bir kaç hafta önce, dansözlükten vazgeçti. Bir şirketin halkla ilişkiler bölümünde çalışıyor. Şıvga Mürvet olarak... Böylesi, ardından gözyaşı döktüğü annesinin ruhunu herhalde teselli eder.