kapat

17.10.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Sofra
L E I T Z
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
YILMAZ KARAKOYUNLU(yilmazk@sabah.com.tr )


Bir Gulama serüveni daha...

Orta-Asya Türkçesi'ne Arapça'dan geçme bir kelime vardır: Gulama...

Gulama, dâhiler dâhisi, âlimler âlimi, bilginler bilgini anlamına gelir. Zekanın ve aklın doruğundaki adam diye sunulur. Güya, matematikte, felsefede, sanatta eşine rastlanılmayan bir yücelik taşır.

Arap geleneğinde devletin önemli kurumlarının başına "gulama" aranırdı... Gulama hangi işin başına getirilse akıllara durgunluk veren başarının hayali kurulurdu. Açıkçası yere göğe konulmaz, övülmesinin sınırı olmazdı...

Hayal ile gerçek teoride, iki düşman, pratikte ikiz kardeştir. Ne zaman bir hayal kurulsa, ikiz kardeşi yani gerçeğin ne olduğu mutlaka aranır...

***

Türk yönetim üslubunda da bir "Gulema" merakı vardır. Devletin, iddialı gulamaları istihdam etmesi daima ilginç örnekler göstermiştir.

Abdülhak Hâmit, 19. yüzyılın en "Avrupai" görünümlü Osmanlısı'ydı. Frenk nükteleriyle süslediği "Osmanlı optimali"nin peşinde koşardı. Burnu büyüktü, şımarıktı, bencildi. Ama sarayla ilişkisini sıcak tutar, etkili çevreleri kollamasını bilirdi.

Ne zaman başına kötü bir şey geleceğini fark etse, önce devletin yöneticilerini suçlayan ağır konuşmalar yapar, sonra kendisini koruyacak etkili çevresini harekete geçirip destek sağlardı.

Dâhi olduğuna çevresini inandırmıştı. Öyle ki Sultan Hâmit, Karındeşen Jack imzalı tehdit mektubu aldığı zaman, hafiye örgütünü değil, mektup sahibini bulması için Abdülhak Hâmit'in dehâsını görevlendirmişti.

***

Dâhi şair büyükelçiliğe meraklıydı. Paris'i beklerken tayini Berlin'e çıkınca gitmedi. "Hâmid çıldırdı" diye saraya telgraf çektirdi. Gerekçesi basitti. Osmanlı optimalinin Paris muhabbetlerinde gerçekleşeceğine inanmıştı. Bir dâhiyi delirttiği korkusuna kapılan Padişah, Berlin tayininden vazgeçti.

Şair-i âzâmı Hariciye'ye "gulama" olarak takdim etmişlerdi. Paris sefirliğine tayinini isteyen geniş bir destekçi kadrosu vardı. Övmelerin sonu gelmiyordu. Sonunda hariciye müsteşarının kurnaz oyunları ile dönemin Hariciye Bakanının bile haberi olmadan şair-i âzâmı Londra'ya müsteşar tayin ettiler.

***

60'lı yılların başında iddialı bir Planlama Teşkilatımız vardı. 90'lı yılların sonunda iddialı bir Planlama Müsteşarı tanıdık. Bu iddia, önce "Türkiye Optimali"ni sonra "2000 sendromunu", daha sonra "Türkiye'nin yol hatiralarını" tartışmaya getirdi. Aradan iki koca yıl geçti ve hiçbirisinde tek adım atılmadan görevden ayrıldı...

Bugün iddialı planlama müsteşarının birikimleri, yetenekleri ve yönetimi tartışılıyor. Kimileri meth-ü sena ile yüceltiyorlar; kimileri gerçek niteliklerinin sergilenmesini sürdürüyorlar...

Sorun, Türkiye'nin Gulama merakı ve bu merakın sonuçlarından ders almayan vurdumduymaz geleneğimizdir...

***

Planlama Teşkilatı Türkiye'nin cumhuriyetten sonra kurduğu en önemli "sistem" örneğiydi. Kuruma içerik kazandıran Batılı planlama üstadları buna "establishment" yani sistem değeri diyorlardı. Böyle değerlerin öyle "ekonometri mehdilerine", "istatistik mesihlerine" ihtiyacı olmadığını anlatırlardı. Önemli olan gerçeğin kavranması ve gerçekçi aktarılmasıydı.

Son yıllarda planlama, "halkı şartlandırma yoluyla sorunlarına ters düşürmek" illetine uğramıştı ve hiçbir etkinliği kalmamıştı.

Planlamanın, gerçekten planlama olduğu dönemde başbakanlar da mehdiler, mesihler peşinde koşmazlardı. Sistem değerini Türkiye için kullanmayı bilenler ve becerenler seçilirdi.

Bu merak yeni başladı ve Türkiye'nin yanılgısı da bu merakla başladı. Bu heves sanırım son örneğini yaşıyor.

Türkiye'deki çürümüş sistem değiştirilmeden liberal ve şeffaf bir sistem ile ikame edilmeden yapılacak çıkışlar, "ifade etkinliğinden" öteye gitmeyen heveskar anlatımlar olacaktır.

Fransız jargonlarını hatırlatan çıtkırıldım heveslerin "establishment" karşısında eriyip gitmesi bundandır...

Türkiye'nin kâra geçiş noktası budur...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır