kapat

17.10.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Sofra
L E I T Z
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
NURİYE AKMAN(nakman@sabah.com.tr )


Başkanlığı ben istedim

Kemal Gürüz, "YÖK Başkanı olmayı istediğimi, şerefle yapacağımı söyledim. Yani sağda solda 'Bu işi iyi yaparım' dediğim konuşuluyordu" diyor.

- Tuttuğunuz takım?

- Çok koyu bir Altay taraftarıyım. Trabzonspor'a büyük sempatim vardır. Beş yıl rektörlük yaptım, ikinci memleketimdir Trabzon.

- Son yılı sokağa bile çıkamadığınız, gitmeniz için binlerce imzanın toplandığı, maçlarda yuhalandığınız Trabzon sizi hemşehri kabul ediyor mu?

- İcraatımı beğenmeyen köktendinci kesimdi. İmza toplayanlar da onlardı. Ben ara sıra giderim hâlâ. Çok sevenim vardır orada.

- Kültürel referanslarınız kimler?

- Atatürk.

- Yani bir düşünür adı vermeyecek misiniz?

- Adam Smith, Locke ve Popper. Ziya Gökalp çok etkilemiştir beni.

- Sıkı Türkçüsünüz yani.

- Türkçü değilim. Atatürk'ün tarif ettiği anlamda Türk milliyetçisiyim.

- 97 Martı'nda Lahor Havaalanı'nda gazetecilere "Değiştiremeyeceğim tek şey Türklüğüm'dür. Onun dışında her şeyimi değiştirebilirim" demişsiniz.

- Yani diğerleri kişisel tercihtir anlamında. Düşünün, imparatorluk parçalanmış, başlangıç noktanız 29 Ekim 1923'se bir aidiyet hissederim. 1982'de Amerika'da doçent olarak çalıştığım da hep Türkiye'de yaşamak istedim.

- Dışarda beş numara olmaktansa, Türkiye'de bir numara olmayı mı istediniz?

- Hayır değil. Yaz aylarında güneş batarken aldığı renk bile farklı.

- Dünyanın her yerinde güneşin batışı güzeldir hocam.

GELENEKLERE SAYGILI
- Ama burada ayrı.

- Din bir aidiyet unsuru mu sizin için?

- İçinde yaşadığım toplumun geleneklerine saygılıyımdır. Müslüman bir ailede büyüdüm.

- İddia edildiği gibi "dönme" değilsiniz yani?

- Hayır. Sosyolojik anlamda Müslümanım. Baba tarafından dedem Selanik'te ayakkabıcıymış. Anne tarafından dedem Kastamonulu'dur, beden eğitimi öğretmeniydi. Çocukluğumda bazı süreleri ezberlemiştim. Bu konuların insanla Tanrı arasında olduğuna inanırım.

- Bir şey sosyolojikse bunun toplumsal alana yansımaları ister istemez olmaz mı?

- Ben Müslümanım ama bütün vecibelerimi yerine getirme gibi bir şeyim yok. Dinin kamu hayatına yansımasını kabul edemem.

- Gençken hiç yasalara isyan ettiniz mi?

- Hayır. Öğrenci hareketlerine hiç katılmadım.

- Kafanızı bozan çelişki yok muydu?

- 80 dönemindeki vurdu kırdıya varan öğrenci hareketlerini asla tasvip etmedim.

- Yani hep hizadaydınız.

- Hizadaydım demiyorum. Bir takım kurallar var. Onlara uymakla yükümlüsünüz.

- O kurallar mantıksız, haksız olsa bile mi?

SAKAL-BIYIK OLAYI
- Bugüne kadar öğrencilik hayatımda öyle isyan edilmesi gereken bir şey görmedim. Protestomu istediğim partiye oyumu verirerek gösteririm. Dilekçe hakkımı kullanırım. Sokaklara dökülmekle hiçbir şey çözülmez.

- Hiç sakal-bıyık bıraktınız mı?

- Hayır.

- O yüzden mi öğrencinin kravatlı ve kılsız olanını seviyorsunuz?

- Hayır. O konuda fevkalade liberalim. Buradan türbana mı geleceksiniz?

- Hayır daha kıldayım. Geçen sene de kıl hesabı yapıldı kapılarda bu sene de. Sakal-bıyık kontrolüyle üniversitenin manevi şahsiyetini tahkir eden o işgüzarlara hadleri bildiril mi?

- Bildirildi.

- Ne yapıldı?

- Bilmiyorum ama müdahale edildi.

- Kraldan fazla kralcılar mı var?

- Bunlar provakasyon da olabilir.

- Kim emir vermiş?

- Böyle bir emir yok

- Polis "Bize böyle emir verildi" diyor

- Öyle deniliyor ama ne rektörden ne bizden yok böyle bir emir.

- O zaman kıl yasağına siz de kıl oldunuz mu?

SIRADAN BİR FİLM
- Olayın ortaya kıl meselesi olarak konmasını doğru bulmuyorum.

- Artık kampuslerde sakallı dolaşılabiliyor mu?

- Evet. O 70-80'li yıllarda oldu. Artık girilebiliyor.

- Hayatınız bir film olsa sıkılmadan seyreder miydiniz?

- Seyretmek hoşuma giderdi herhalde ama başkaları için son derece sıradan, renksiz bir film olurdu.

- Mesut Yılmaz'ı çok mu seversiniz?

- Evet. Oyumu da ona verdim.

- Ama o diyor ki, "YÖK'te akademik özgürlüğü körelten, baskıcı bir yapı var."

- Katılmıyorum. O onun şahsi fikri.

- Beraber olduğunuz zaman "Aferin Kemal devam et" mi diyor yoksa?

- Hayır. Mesut Bey dışarda başka, yalnızken başka şey söylemez.

- Sinirlenince tavrınız ne olur?

- Birisini kırdığımı hissettiğim anda özür dileyip gönlünü almak benim için tutkudur.

- Öğretim üyesi ve öğrencilerden kırıldıklarını düşünenler var. Özür dileyecek misiniz?

- Onu gerektirecek bir şey olduğu kanaatinde değilim.

- Rektörlerden biri, sizden gördüğü kötü muamele nedeniyle televizyonda ağladı. İstifalarını istediğiniz rektörlerle onur kırıcı tarzda konuştuğunuz söyleniyor.

GÖREV AŞKI
- Bahsettiğiniz televizyondaki olay, eski Mersin rektörüyle oldu. Detaylarına girmeyeceğim ama yüzde yüz haklıydım. Kendisi sonra benden özür dilemiştir. Rektörlerin istifasına gelince, iki kişi arasında geçen konuşmaları ben kimseye anlatmadım asla da kabalık yapmadım.

- Sadece ikili konuşmalar değil kalabalık toplantılarda da davranış biçiminizin aşağılama ve tehdidi içerdiği anlatılıyor.

- Doğru değil. Bizim toplantılarımız fevkalade normal geçer. Birkaç öyle düşünen kişi olabilir ama büyük çoğunluğu kesinlikle düşünmez.

- Yani başkanlığınız altındaki toplantılarda insanları karşı görüş bildirmeye çekinir hale getirmiyorsunuz öyle mi?

- Hayır. Çok karşı görüşler dile getirilir. Hiç çekinmeden konuşur herkes.

- YÖK Başkanı olduktan sonra sizi tebrik eden birine, bu makam için "Üstüne para bile verirdim" dediniz. Bu tutkunun kaynağı ne?

- Hizmet aşkı. Yüksek öğretimde Türkiye'yi daha iyiye getirmek.

- Neydi bunun bedeli? Kaç para verirdiniz?

- Bilemem. Bu istediğim bir işti. Bunlar parayla ölçülecek şeyler değil. Çok şerefle, zevk alarak yaptım.

- YÖK makamına tırnaklarınızla kazıyarak mı geldiniz yoksa mezuniyetinizden itibaren her kritik kavşağa geldiğinizde yeşil ışık mı yandı?

- Tesadüfler, ilişkiler tabii ki önemli rol oynuyor insan hayatında. Ama bu kararları verecek insanlar sizi ne kadar sevse de sizde bir yetenek görmese olmaz değil mi?

- YÖK başkanlığını siz mi talep ettiniz?

- YÖK başkanı olmayı istedim.

- Demirel'den mi?

- Hayır. Şöyle: Bu işi yapmak istediğimi, şerefle yapacağımı söyledim. Şuna buna gittim, istedim değil. Ama bunu istediğim biliniyordu. Yani sağda solda "Ben bu işi iyi yaparım" dediğim konuşuluyordu.

- Mehmet Sağlam, Demirel yeni YÖK başkanını atama konusunda fikrini sorunca, sizin her görevden olaylı ayrıldığınızı hatırlatmış.

- Onu Sağlam'a sorun. Sizi beğenenler de olacaktır beğenmeyenler de. Ben her görev yaptığım yerde çoğunluğun desteğini almışımdır.

- Demirel yeniden sizi seçecek mi?

- Sayın Cumhurbaşkanı'nın yüksek takdirleridir. Bu konuda ne söylersem yanlış anlaşılır.

- Böyle bir beklentiniz olduğu anlaşılıyor.

- Bu yoruma saygılıyım.

- Üniversiteler kendilerini yönetecek adamı doğrudan seçselerdi, bütün öğretim üyeleri oy kullanabilseydi yeniden seçilir miydiniz?

- İhtimaller üzerine konuşulmaz. Böyle bir sistem dünyada yok.

- Bilmem katılır mısınız? Sizin için "kafasına koyduğu her şeyi yapar, engel tanımaz, makyevelisttir" deniyor.

24 SAAT UĞRAŞIRIM
- Birinci kısmına katılıyorum ama makyevelisttire katılmıyorum. İşleri nasıl yapacağımız kanunlarda yazılıdır. Bir işi yapmayı kafama koyduğum zaman 24 saat uğraşırım. İnsanları ikna ederek yapmaya çalışırım.

- Peki kendilerini ikna değil, tehdit edilmiş hissedenlere ne diyeceksiniz?

- Onların problemi. Öyle bir şey yok. Sorun rektörlerimize. Hiç öyle bir şey duymayacaksınız ama birkaç tane istisna olabilir. Bazen birinin istifasını istemek mecburiyetinde kalıyorsunuz.

- Niye? Sizden o rektörü istifa ettirmenizi isteyenler mi oluyor?

- Hayır.

- Onlara böyle söylüyormuşsunuz.

- Bakın ben iki kişi arasındaki konuşmaları asla üçüncü kişiye aktarmam. Kesinlikle doğru değil. Hiçbir tanesi sebepsiz değildir. Ellerini tutup istifa imzasını ben mi attırdım?

- İlla elini mi tutmanız gerekiyor? "Ya istifa edersin ya soruşturma başlar" deyince, özel hayatlarının kurcalanacağından korkmaz mı insan?

- Ben bu soruşturma, bilmem ne tür işlerin mecbur kalmadıkça üniversitelerde doğru olmadığına inanıyorum. Bu ne benim tek başına uyguladığım bir şey değil. Kanunlarda yazıyor. Ortada ciddi sebepler varsa, anlatırsınız insanlara. Gel sen bu işten ayrıl dersiniz. Gerekirse soruşturma olur. Bizim başka yetkilerimiz de var: Onları görevden alma, Cumhurbaşkanı'na arzetme gibi. Netice itibariyle görevden ayrılan arkadaşları elinden tutup ben mi attırdım?

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır