


Demokrasi korkusu
Çok ilginç bir hafta geçirdik. Ekonomi için, hükümetin bütçe hedeflerini açıklaması hayati önem taşıyordu. Anlaşılan akıl ve sağduyu galip gelmiş. IMF'nin bütçe için talep ettiği sınırlar içinde kalınmış.
Bütçenin ayrıntıları bugün belirginlik kazanacak. Önümüzde bunları incelemek için çok zaman var. Ancak, baştan bir hususu belirtelim. Enflasyon lobisi bir süredir tekrar canlanmıştı. TÜFE'de yüzde 25 çok düşüktür, yüzde 50 daha iyi olur deniyordu. Hükümet bunlara yüz vermedi. Tam tersine, enflasyonla mücadele etme kararlılığını yineledi. Bence zor ama doğru olanı yaptı. Enflasyon tartışmasını bitirdi.
İkinci gelişme, AB komisyonunun beklenen raporunun açıklanması idi. Cuma gecesi ATV'de bizim de katıldığımız Siyaset Meydanında bu konu ele alında. Eski büyükelçi Şükrü Elekdağ açıkça ifade etti. Rapor Ecevit'in Mayıs ayında Alman Başbakanı Schröeder'e yazdığı mektupta belirttiği taleplere olumlu cevap veriyor. AB artık topu Türkiye'ye atıyor. AB'ye aday olduğumuz kabul ediliyor. Gerekli siyasi dönüşümler gerçekleştirildiği an, Türkiye ile tam üyelik müzakereleri başlayacaktır diyor.
ÖZGÜRLÜK REJİMİ
Türkiye'den neler isteniyor? Dikkatle bakınca, ağırlığın ekonomide değil, siyasette olduğu görülüyor. İstenenlerin önemli bir bölümü özgürlüklere getirilen kısıtlamaların kaldırılması yönünde.
En başta insan hakları ihlalleri geliyor. Türkiye'nin özgürlük anlayışının Batı normları ile ciddi çelişkiler taşıdığını tek söyleyen AB değil. Müttefikimiz ABD de aynı kanıda.
Dünkü gazetelerde, ABD Dışişleri Bakanı Albright'ın New York'ta basın özgürlüğü üstüne yaptığı konuşmadan alıntılar vardı. Albright doğrudan Nadire Mater'in "Mehmedin kitabı" adlı eserine değiniyor.
PKK'ye karşı savaşmış askerlerle söyleşilerden oluşan bu kitabın orduya hakaret iddiası ile toplanmasına karşı çıkıyor. Mater'in altı yıl hapis talebi ile mahkemede olmasını basın özgürlüğü ile bağdaştıramayız diyor. AB özetle Türkiye'den vatandaşlarına daha fazla siyasi özgürlük tanımasını istiyor. Fikirlerini yazıp söyledikleri için insanların hapse atılmasına karşı çıkıyor. Siyasi suçlu kabul edilenlere emniyet güçleri artık işkence yapmasın diyor.
Özellikle Kürt sorununu vurguluyor. Avrupa'nın özgürlük anlayışı, Kürtçe gazete, radyo ve televizyonu normal sayıyor. İsteyenlerin çocuklarına okullarda Kürtçe öğretmesini yadırgamıyor. Buna paralel olarak. idarenin aşırı merkeziyetçi yapısının çağın gerekleri ile tutarlı olmadığını belirtiliyor. Yerinden yönetimin hem demokrasinin zenginleşmesine, hem de kamu kaynaklarının daha etkin kullanılmasına katkı yapacağı hatırlatılıyor.
NEDEN KORKUYORUZ?
Bütün bunları azçok aynı ifadelerle talep eden kendi vatandaşlarımız da var. Ben de onlardan biriyim. Daha müreffeh ve huzurlu bir Türkiye'nin ancak demokrasinin yaygınlaşması ve derinleşmesi ile mümkün olabileceğine inanıyorum.
Buna karşılık, pek çok kesimin hala demokrasiden korktuğunu üzülerek izliyorum. Bir sürü paradoks da görüyorum. Demokrasiden en çok korkanlar, aynı anda Türkiye'nin Batı medeniyetine doğru yürümesini istiyorlar.
Bu nasıl olacak? Batı medeniyetinin bütün gücü, demokrasiyi ilk önce keşfetmiş olmasından kaynaklanıyor. Zenginliğini, siyasi ve ekonomik istikrarını demokrasi sözcüğü ile özetlediğimiz özgürlükler rejimine borçlu. Eğer demokrasiyi almayacaksak, Batı'dan alabileceğimiz ne kalıyor?
Seçkinlerimizi demokrasi korkusunu üzerlerinden atmaya davet ediyorum. Atasözünün dediği gibi, korkunun ecele yararı yoktur. Türkiye bu raporda bir kez daha hatırlatılan demokratik reformları mutlaka ve kısa süre içinde yapmak zorundadır.