|
|
CENGİZ ÇANDAR(ccandar@sabah.com.tr
)
|
  
Helsinki-Kopenhag ve 2000'ler
Helsinki Zirvesi'nde (10-11 Aralık) Türkiye'nin "adaylık" şansı bilinçli biçimde "Türkiye tarafından" torpillenmezse, önümüzdeki dönemde yani 2000 yılından itibaren "Kopenhag kriterleri"ni sık sık işiteceğiz.
Zira, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile tam üyelik için görüşmelere oturması, "Kopenhag kriterleri"ni yerine getirmesine bağlı.
Nedir "Kopenhag kriterleri"?
Konsey'in yani Avrupa Birliği'nin en yüksek yürütme organının, 21-22 Haziran 1993 tarihinde Danimarka başkenti Kopenhag'da yaptıkları toplantıda "Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ile ilişkiler"e ilişkin saptadıkları ilke kararlarıdır. Soğuk Savaş'ın bitiminden sonra Avrupa'nın yüzyıllar sonra ilk kez tümüyle birleşmesi ufukları açılınca, NATO'nun yanısıra AB'nin de genişlemesi ihtimali ve zorunluluğu belirince, AB üyesi ülkeleri bunun şartlarını "Kopenhag kriterleri" diye anılan ilkelerle belirlemişlerdi.
1993 Haziran'ındaki Konsey kararında, "Avrupa Konseyi bugün Orta ve Doğu Avrupa'nın aday (associated) ülkelerinin istemeleri halinde Avrupa Birliği'ne üye olabilecekleri"ni ifade ettikten sonra "(AB'ye) Giriş, bir aday ülke, gerekli ekonomik ve siyasi şartları yerine getirmesi sayesinde üyelik yükümlülüklerini üstlenebilecek duruma gelir gelmez gerçekleşecektir" denilmişti. Bu şartlar ise şöyle sıralanmıştı:
1. Aday üyenin demokrasiyi garanti eden kurumlarda istikrarı sağlamış, hukuk devleti olması, insan haklarına uyması ve azınlıkların korunması ve bunlara saygı gösterilmesi;
2. İşleyen bir pazar ekonomisine ve bu arada Birlik içindeki pazar güçleri ve rekabet baskısıyla başedebilme yeteneğine sahip bulunması;
3. Siyasi, ekonomik ve parasal Birlik amaçlarını yerine getirmek dahil olmak üzere, üyelik yükümlülüklerini üstlenme yeteneği göstermesi.
Avrupa Komisyonu (AB hükümeti konumunda) Helsinki Zirvesi için hazırladığı raporda, Türkiye'yi ilk kez diğer aday üyelerden farklı bir muameleye tabi tutmadan alenen "aday"(candidate) diye ilân ediyor ama tam üyelik müzakerelerinin başlamasını "siyas” kriterler"i yerine getirmesine bağlıyor.
Bu şu demek:
"Kopenhag kriterleri"nin ikincisi ve üçüncüsü açısından, Türkiye, diğer aday üyelerin önemli bölümünden daha ileri durumda. "Siyas” kriterler" sadece ilki... Bunlar yerine getirildiği takdirde, tam üyelik müzakerelerinin sürati ve sonuçlanmasında, Türkiye, birçok ülkenin önünde dahi yer alabilir.
Zira, Komisyon, hiçbir ülkeye bir "zaman tahdidi" koymuyor. Tersine kendisine koyuyor ve AB'nin 2002'den itibaren yeni üye almaya hazır hale gelebileceğini belirtiyor. Bu yeni üyelerin kimler ve hangi sırayla olabileceği, tümüyle her bir aday üyenin "Kopenhag kriterleri"nin kendileriyle ilgili yanlarına gösterecekleri "uyum"un sürati ve süresiyle ortaya çıkacak.
Bu da şu demek:
1. AB'nin "biz Müslüman olduğumuz için" veya kendisi "ayrımcı ve ırkçı olduğu için" Türkiye'yi asla ve kat'a içine almayacağı ve kabul etmeyeceği demagojisi bundan böyle geçerliliğini kaybedecektir.
2. Türkiye, AB ile tam üyelik müzakerelerine bundan sonra bir türlü oturamaz ve ilişkilerde ilerleme sağlanmaz ise, bunun esas sebebi, Türkiye'nin "siyas” kriterler"e "uyum"u becerememesi ya da bunu becermek istemeyişi olacaktır. Bir başka deyişle, Türkiye, değişmemekte direndiği ve devlet reformunu ve yenilemeyi yapmaya yan çizdiği sürece, AB yolları tıkalı kalacaktır. Tıkanıklığı kaldırmak daha ziyade Türkiye'nin elindedir.
Açık söyleyelim: Eğer, Avrupa Komisyonu'nun raporundan sonra, Helsinki'ye kadar bir "yol kazası" olmaz ve rapor Helsinki'den de böyle geçerse; ilk kez Türkiye'deki demokrasi mücadelesi ve liberal düşünce ile Avrupa Birliği'nin politikaları birbiriyle örtüşmeye başlayacaktır.
Ve, 21.Yüzyıl'ın ilk iki yılı Türkiye'nin ilerici güçleri ile şu anda devlet gücünü kontrol eden, zihinleri 20.Yüzyıl'ın ilk çeyreğine sıkışmış gericiler arasında zorlu bir mücadele sürecine girilecektir.
Önümüzdeki iki ayı salimen geçersek, 2000'ler için umutlanabiliriz...
|
 |
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|