Hoca:
- Olmasına olur ama Bektaşi'nin namazı gibi olur, demiş.
Ve eklemiş:
- Biliyorsunuz Bektaşi'ye de "Aptestsiz namaz kılınır mı" diye sormuşlar. Bektaşi, "Ben kıldım oldu" demiş.
Hoca'ya:
- Türkiye'deki "insan hakları"yla, "düşünce özgürlüğü" konusunda ne düşünüyorsun, diye sormuşlar.
Hoca:
- Her ikisi de bir paralelin, biribirine aşık olduğu halde bir türlü buluşamayan karşılıklı iki çizgisine benziyor, demiş.
- Ne yapmak gerek peki?
- Her ikisini de gizli bir despotluğun üstüne çekilecek bir çarpı işaretinde birleştirmek gerek...
Hoca'ya yine sormuşlar:
- Türkiye siyasal düzen açısından komşusu Yunanistan'a mı daha yakın, yoksa uzaktaki İslam kardeşi Pakistan'a mı?
Hoca:
- Elbette uzaktaki İslam kardeşi Pakistan'a, demiş.
- Neden?
- Çünkü şimdiye dek Yunanistan'da sadece bir askeri darbe oldu. Bizde üç, Pakistan'da dört. Biz de, Pakistan da çok daha öndeyiz Yunanistan'dan...
Hoca'ya:
- Bir son soru daha, demişler. Bizde gerçek egemen kim?
Hoca:
- Sorunuzun adresi yanlış, demiş. Bana niye soruyorsunuz ki bu soruyu?
- Ya kime soralım?
- Çizmeciye...
Nasreddin Hoca'ya gemiyle yolculuğa çıkan genç ve güzel bir kadının güncesinden şöyle bir bölüm okumuşlar:
"Birinci gün...
Yolculuk çok iyi başladı, sevinçten uçuyorum.
İkinci gün...
Kaptanla tanıştım, yakışıklı bir adam.
Üçüncü gün...
Kaptan bana kur yapıyor, neşeli saatler yaşıyoruz.
Dördüncü gün...
Kaptan kendisinin olmazsam gemiyi batıracağını söyledi.
Beşinci gün...
Gemiyi kurtardım, içim rahat."
Ve sormuşlar Hoca'ya:
- Kadını bir kahraman olarak kabul edebilir miyiz?
Hoca:
- Demokrasiyi askeri bir darbeden kurtardığını iddia eden Mesut Yılmaz'ı da bir kahraman olarak kabul ediyorsanız, evet, demiş.