kapat

17.10.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Sofra
L E I T Z
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.

Canavarlaşan bireyler
Emile Zola'nın ünlü romanı "La Bette Humaine - İnsan Denen Hayvan" adını taşır. Vaktiyle Türkçe'ye "Hayvanlaşma İnsan" diye çevrilmiştir bu roman...

Son zamanlarda sık sık bu romanın adını anıyorum. Oturduğum semt İstanbul'un gözde semtlerinden 4. Levent... Sık sık film izlemek için Akmerkez'e, bir yemek için Etiler'e, ya da yakında taşınacağım Ulus'taki daireye gidiyorum.

Bu küçük yolculuklar sırasında başıma neler neler gelmiyor!.. Özellikle sabah ya da akşamları trafiğin biraz yoğunlaştığı saatlerde... Hele hele o sorunlu kesişme noktalarında... Dakikalar önce sarı ışıkta durması gerekenler, kırmızıya rağmen lüks arabalarını sürüp benim hakkım olan geçişi engelliyorlar... Direksiyon başında oturan ve başka koşullarda birer beyefendi veya hanımefendi olduğuna yemin edebileceğiniz şık beyler veya cici hanımlar, kimsenin gözünün yaşına bakmayan birer direksiyon canavarı kesiliyorlar. Herkes, önce ben geçeyim, yalnız ben geçeyim, ben geçeyim de ne olursa olsun, benden sonra tufan anlayışı içinde...

İşte Levent'in, Akatlar'ın, Ulus'un, Nisbetiye Caddesi'nin ve bunları çevreleyen o en lüks semtlerin göbeğinde, ben özellikle sabah-akşam saatlerinde sürekli canavarlaşan insanlar görüyorum. Işıklara bakmıyor, yasak yollara giriyor, ters yönlere dalıyor, olmadık yerlerde park ediyor ve zaten kör-topal yürüyen bir trafiği korkunç bir egoizm ve inanılmaz bir çıkarcılığa feda ediyorlar.

Niçin böyleyiz?
Niye en son model arabaları bile kullananlar hâlâ at sırtındaki göçebeler gibi davranıyor? Niye gerçek anlamda uygarlaşamıyor, tam birer kentli olamıyor, birlikte yaşamanın ilk ve olmazsa olmaz koşulunun karşılıklı haklara, ortak değerlere ve kamusal uygulamalara uymak olduğunu kavrayamıyor?

Bu alabildiğine bireyci ve aşırı bencil davranışlar, bireyciliğin kalesi olan Amerika gibi ülkelerde bile yok. Tersine, özellikle o ülkelerde kamu çıkarları hep bireysel tutumlara denetim getiriyor, herkesin hakları ve özgürlükleri başkalarınkinin başladığı yere dek sürüyor.

Türkiyeliler, İstanbullular ve büyük kent sâkinleri, ne yapıp edip bencilliklerini törpülemek, köylülüklerini tedavi etmek, egoizmlerini "birlikte yaşama" denen şeyin koşullarıyla sınırlamak zorunda...

Tüm metropol-megapol sâkinlerimiz artık at sırtında birer göçebe değil, 21. yüzyıla girmek üzere olan ve kendisine çağdaş diyen, modern diyen sanayi ötesi bir toplumun bireyleri olduğunu hatırlatmak zorunda... Gerçekten de büyük bir kolektif tedaviye, topluca bir psikiyatri seansına ve kentleşme denen belalı uğraş konusunda çok şey öğrenmeye ihtiyacımız var.

Bu yazı, akşam-sabah lüks arabalarının koltuklarına kurulur kurulmaz, tüm dünyayı kendilerinin yarattığını ve o araba sayesinde artık evrenin tek hâkimi olduklarını sanan tüm o şık beylerimize ve cici hanımlarımıza ithaf olunur...

Bir geleceğin geçmişi
Cumartesi günü Beyoğlu'ndaki Aksanat'ta hoş bir sergi açılıyor: "1948'den günümüze Akbank reklamları sergisi." Geçenlerde sözünü ettiğimiz kimlik arayış çabamızın bir diğer dışavurumu olan bu serginin kitabı elime geçti: "Reklamlarla Bir Geleceğin Geçmişi." Nefis bir çalışma... Akbank'ın bu çabasını kutlarım. Reklamcılık tarihimize de ışık tutan bu sergiyi gezin, bu kitabı da edinin derim...


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır