


Dereler patlarken Meclis de açıldı
Hiç dere durduk yerde patlar mı? Patladı. Bu önemli haber, günün hayhuyu içinde kaynayıp gitti.
Ümraniye'de Küçüksu'ya kadar uzanan ve yaklaşık 8 kilometre uzunluğunda olan derede patlamayla birlikte dere suyu da alev alev yanmaya başladı. Çevredeki fabrikaların kimyasal atıklarını döktüğü derenin üstü betonla kaplanmıştı ve patlama sırasında 2 genç yaralandı. Çevredeki binaların da camları parçalandı.
Dereler patlarken...
Meclisimiz de açıldı...
Deprem, pejmürde kentleşme, hırpani yapılaşma, plansız yerleşme, denetimsiz yayılmanın savaşa girmiş gibi büyük ölümler ve yıkım getirdiğini ortaya koymuştu. Patlayan dereler de zenginleşiyormuş gibi görünürken ne kadar zavallı kalabileceğimizi bağırıyor. Benim de içimden, gazete yazarlığını bırakıp, mani yazarı olmak geçiyor:
Ümraniye, Gerede
Balık değil...
Ateş ile alev oynar derede
Ah benim medeniyetim...
Nerededir, nerede?
Tüküreyim böyle medeniyetsiz kentleşmenin içine!
***
Meclis, dün açıldı.
Patlayan dereden ders çıkartabilecek mi? Yeni bir kent yasası mı yapacak? Göreceğiz. Şu sırada bilgisayarı olanların elektronik posta kanallarında 1985 yılı Meclis tutanaklarından bir derleme dolaşıyor.
Biri okuyor...
Öbürüne e-mailliyor.
Herkesin bilgisayarı yok. Bu yüzden ibretlik tutanağı sizin için buraya aktarıyorum:
Tarih 2 Mayıs 1985. Tek başına ANAP iktidarı dönemi. Meclis'te bir yasa tasarısı görüşülüyor.
İmar Yasası.
Halkçı Parti Kayseri Milletvekili 1948 doğumlu, inşaat mühendisi Mehmet Üner ve arkadaşları tarafından verilen önergeyi özetliyorum: Yapı ruhsatı almak için dilekçeye zemin etüdü projesi (arazinin depreme uygun olduğuna ilişkin bilimsel rapor) eklenmesi zorunludur.
Şimdi tutanakları okuyalım:
Başkan: Hükümet bu önergeye katılıyor mu efendim?
Devlet Bakanı Kazım Oksay (Bolu): Katılmıyoruz efendim.
Bunun üzerine önerge sahibi milletvekili Mehmet Üner söz alıyor.
Tutanaklardan özetliyorum:
"Her yerleşim yeri doğal çevrenin bir parçasıdır. Düzenli, dengeli ve sağlıklı yerleşimin baş koşulu, yer seçiminin uygun yapılmasına bağlıdır. Yasa tasarısında jeolojik özelliklerin gözönüne alınmadığı görülmektedir. Oysa ülkemiz doğal afetler açısından böylesine bir ihmalin sonuçlarını yaşayarak öğrenen ve bunu en iyi bilen ülkelerden biridir.
Yüzde 92'si deprem bölgesi içinde olan ülkemiz nüfusunun yüzde 95'i deprem tehlikesi altında yaşamaktadır. Sanayimizin yoğun olduğu kentlerin yüzde 75'i, barajlarımızın yüzde 41'i birinci ve ikinci derecede deprem bölgeleri içinde yer almaktadır.
Ülkemizde sadece son 45 yılda depremlerden 60 bin kişi hayatını kaybetmiş, 400 bin konut yıkılmıştır. Yalnızca depremlerin yol açtığı ekonomik değer kaybının en az 15 Atatürk Barajı'nı yapabilecek boyutta olduğu ortadadır. Bu durumu yaratan en önemli neden jeolojik inceleme yapılmaksızın iskana (yerleşime) izin verilmesi olgularıdır.
Bu sebeplerle, yeni yerleşim alanlarının seçiminde, var olan yerleşim birimlerinin ve gelişme alanlarının belirlenmesinde, doğal yıkım ve afetlerin yol açtığı zararların en alt düzeyde tutulabilmesi için önemli gerçeklerden biri, jeolojik hizmetlerden yararlanmak ve yasal dayanakların imar yasasında bulunmasıdır...
Başkan: Sayın Ünver toparlayınız lütfen..
Mehmet Ünver (devamla): İl ve İlçe İmar İşleri kurullarında jeoloji mühendisliği disiplinin temsil edilmesi yanını da...."
Konuşma böyle gidiyor.
Başkan: Teşekkür ederim. Önergeyi oylarınıza sunuyorum.
Kabul edenler...
Kabul etmeyenler...
Önerge kabul edilmemiştir...
***
İşte bu kadar...
Bundan 14 yıl önce Meclis'te sergilenen bu "kabul edilmemiştir...." tavrının sonucu medeniyetsiz kentleşmenin batağına geldik. Ve kaderin tesadüfü: Meclis'in açılması depremin vurmasına, derenin patlamasına denk geldi...
Belki diyorum...
Meclis kentlerde medeniyet çıtasını, insanlarda da akıl çıtasını yükseltmek için harekete geçer.
Sizce de geçer mi?