Artýk Fenerbahçe'nin gerçek anlamda geleceðe bakmasý gerek. Neyse ki henüz ligin baþýndayýz, derlenip toparlanmak ve en azýndan Türkiye Ligi'nden kopmamak için þans var.
Futbol adaletsiz. Ayný Fenerbahçe ayný MTK ile 10 maç daha yapsýn, 10'u da kazanýr. Ama "atamayana atarlar" kuralý bu maçta da geçerli oldu. Gerçi Can Bartu'nun da samimiyetle söylediði gibi "þans" faktörü Fenerbahçe'nin önüne dikilmiþti.
Tabii kaleye iki metre mesafeden bir gol kaçýrmak þans, haydi diyelim iki gol kaçýrmak da þans, ancak bu sayý 4'e 5'e çýktýðýnda futbolculara dönüp "Bu ne beceriksizlik" demek hakkýmýz.
Rüþtü'nün yediði golde elbette hatalýydý, ama unutmayýn, bu kadar enayi golü ancak iyi kaleciler yer, dünyanýn diðer büyük takýmlarý da bu tür talihsizliklere çok uðradý.
Gelelim Rýdvan Dilmen'e. Göreve getirildiði günden beri bir yanlýþlýk yapýldýðýna inanýyordum. Ama madem ki karar verilmiþti bekleyip görmek gerekirdi. Çok þükür Rýdvan ve Fenerbahçe daha büyük yaralar almadan istifa etti.
Bu arada Rýdvan'a karþý olduklarý için her maç öncesinde "Ýnþaallah bu maçta yeniliriz" duasýna çýkan, sürekli aleyhte yazarak takýmýn moralini bozan bazý sözde Fenerbahçelilerin de kulaðýný çýnlatmak isterim.
"Ben haklýydým" demek için baþarýsýzlýðý dilemek en azýndan ahlâki deðil.
Aziz Yýldýrým maçý terkettiði andan itibaren yönetim biçiminde bir eksiklik olduðunu da hissetmiþtir umarým. Fenerbahçe'de gerekli olan bana göre otorite ve disiplin. Hiçbir iyi yönetim deðeri milyonlarca dolarý buluyor diye bir futbolcunun altýnda ezilmemeli. Aziz Yýldýrým ve Yönetim Kurulu Fenerbahçe'nin tek söz sahibi organýný temsil ettiklerinin bilincine varmalý ve disiplini saðlamalý.
Olmayacak þekilde Avrupa'ya veda ettiðimiz için üzüntüm sonsuz. Dilerim bu Fenerbahçe için son "kötü gün" olacaktýr.
Takýma ve yönetime güvenmek istiyorum.
Ecevit'e çok yakýn olduðu bilinen isimler bile "saðlýk sorununun" ciddi boyuta ulaþtýðýný anlatan yazýlar yazdýlar, örnekler verdiler.
Sonra iþ deðiþti. Neredeyse Ecevit'in 20'lik delikanlýdan bile daha saðlýklý olduðu söylenmeye baþlandý. Kimi "Türkiye'nin birlik ve beraberliðe en muhtaç olduðu dönem" edebiyatý yaptý, kimi "yanlýþ anlamadan" söz etti, kimi de iþi "þakaya" vurdu. Ama önemli olan þudur; "Türkiye'nin Baþbakaný'nýn saðlýk durumu iyi mi kötü mü?" bunu öðrenmek baþta oy verenler olmak üzere herkesin hakkýdýr. Eðer ortaya Baþbakan'ýn saðlýðý ile ilgili kuþkular atýlmýþsa, bunun derhal açýklýða kavuþturulmasý gerekir.
Anlamsýz azarlamalarla, laf cambazlýklarý ile, basýný suçlamalarla ya da el altýndan tehditlerle sorun geçiþtirilemez.
Birkaç gün önce Yavuz Donat olabilecek en etkili ve yetkili kiþiyle, Mehmet Haberal'la görüþmüþtü. Prof. Haberal Ecevit'in saðlýðýnýn yerinde olduðunu söylüyordu, ama satýr aralarýnda buna kendisinin de inanmadýðý açýkça belli oluyordu.
Örneðin Prof. Haberal Ecevit'in "basýn korkusu" yüzünden genel kontrola gelemediðini söylüyor. Bir ülkenin Baþbakaný'nýn hastaneye gidememesi, üstelik bunu basýnýn üzerine atmasý kabul edilir bir þey midir? Ayrýca Baþbakanlar ya da baþka siyasetçiler "istedikleri zaman" basýný atlatmayý çok iyi becermiyor mu?