|
|
Bu ne yaman çelişki?
"Biz yaşayamadık, bari o yaşasın" diyerek çocuğuna sınırsız bir özgürlük tanıyan ailelerin tumumu mu doğru? "Acaba arkadaşları ile ne yapıyor, ben yanında olmadan hiçbir yere gidemez" diyerek eskisi gibi baskıcı olmak mı?
Neslihan DEMİR
Yıllardır hep "ayıp" denildi. Sanki hiç yokmuş, hiç yaşanmıyormuş gibi davranıldı. Aslında cinsellik Adem'le Havva'dan beri var. Fakat, kadın ve erkek için başka anlamlarda yaşanıyor. Bu yüzden de hep sorunlu yaşanıyor. Erkeğin erkekliğini ispatlaması, sağlam olduğunu, ailesine bir torun verebileceğini göstermesi açısından hayati bir önem taşıyan cinsellik, kadın içinse utanç kaynağı. "Sevmek dokunmaktır" diye dillere dolanan şarkılar bile bu utancı gidermeye yardım etmiyor. Yani cinsellik "erkeğin gücü, kadının zaafı" olarak toplum gözündeki yerini koruyor.
AİLELERİN TUTUMU
Günümüz gençleri ise bu konuda büyüklerinden oldukça farklı. Onlardan birkaç adım öndeler. Adeta bütün bu tabulara, yasaklara, baskılara meydan okuyorlar ve zaman zaman da cinselliği abartarak yaşıyorlar.
Aslında gençlerin sürdükleri hayatta ailelerin büyük rolü var. Bugün 'anne' ve 'baba' statüsünde olan kadın ve erkekler, geçmişlerinde yaşadıkları aile baskısını çocuklarının yaşamasını istemiyor. Kendi çocuklarının daha özgür, mutlu ve pek çok olanağa sahip bir şekilde büyümesi onların en büyük arzusu. "Biz yapamadık", "biz yaşayamadık", "biz gezemedik" düşüncesiyle çocuklarını daha serbet bırakıyorlar. Bu yüzden eve giriş-çıkış saatlerine fazlaca müdahale etmiyorlar. Çocuklarının erkek arkadaşlarını ve kız arkadaşlarını biliyorlar, hatta aralarındaki ilişkiyi bile ayrıntılı olarak konuşabiliyorlar. Bazıları da tüm özgürlüğü çocuklarına tanımalarına karşın, yine de fazla yüz göz olmamak kaygısıyla bu tür konularda konuşmaktan kaçınıyor. Yani otoriteyi koruma dürtüsüyle hareket ediyorlar. Ailelerin özgür tutumları, gençlerin kafalarındaki sınırları kaldırıyor. Bu özgürlük ortamı, genç insanın kendini daha iyi ifade edebilmesine neden olduğu gibi, kendi ayakları üzerinde durmasını, yaşamı tanımasını sağlıyor ve hata yapma riskini de azaltıyor. Demokratik ve özgür bir aile ortamında büyüyen gençler daha üretken, daha kendine güvenli oluyor.
ÖZGÜRLÜK VE KISITLAMA
Fakat bunun bir de başka boyutu var. Cinselliğini keşfeden gençler, bu özgür aile ortamında cinselliği de doyasıya yaşamak isterken, bir süre sonra duygusal tatminsizlik yaşamaya başlayabiliyor.
Özellikle büyük şehirlerde, genç insanlara özgürlüğü tatmaları konusunda aileler tarafından pek çok fırsat tanınıyor. Bu sınırsız özgürlüğün dışa vurumu, kimi gençlerde yıpratıcı olabiliyor. Çünkü bir anda her istediğini yapabilme şansına sahip olan genç, bir süre sonra yaşadıklarından tatmin olmamaya başlıyor. Ve bir şeyleri elde etmek için çabalamaya, bunun için savaşmaya ihtiyaç duyuyor. Bu durumda en zor görev ise hiç kuşkusuz ailelere düşüyor. "Kısıtlama-özgür bırakma" ikileminde kalan ebeveynlerin nasıl davranması gerektiği konusunda uzmanların görüşlerine kulak vermekte yarar var...
Doktor Erdal Atabek
"Duygusuz cinsellik genci yaralar"
Bugünkü gençlerin cinselliğe yaklaşımı nasıl?
Eskisinden çok farklı. Geçmiş dönemin aşk anlayışı platonikti. Çünkü koşullar çok yakın ilişkilere izin vermiyordu. Şimdi ilişkilere daha eşitlikçi bakılıyor. Bir de cinsellik mülkiyet ilişkilerinin bir parçası olmuştu geçmişte. Yani bir erkek cinselliği paylaştığı kadına sahip olduğunu düşünüyordu. Cinselliği paylaşan kişiler artık birbirlerinin sahibi olduğunu düşünmüyor.
* Cinselliğin hayata bu kadar hâkim olması, özgürlüğün bir sonucu mu?
Cinselliğin yaşam biçimi olması, duyguların olgunlaşması anlamına gelmiyor. Biz gençleri 23 yaşına kadar ergenlik döneminde kabul ederiz. Henüz duyguları yerine oturmamış, kendini yeterince tanımamıştır. Gençlerin kendini tanımasına fırsat vermiyoruz. Aile çocuğu hâlâ ailenin parçası saymak, genç ise bağımsızlığını kazanmak istiyor. Genç bu bağımsızlığın ne olduğunu da tam olarak bilmiyor. Yaşadığı cinsellik de yaralayıcı, hırpalayıcı deneyler oluyor.
*Kendini tanımayan gençlerin ilişkileri nasıl oluyor?
Zarar görecekleri ilişkiler yaşıyorlar. Birey olarak olgunlaşmamız lazım. Bu da, kişisel boyutlarda gelişmekle olabilir. Yani olgunlaşmak demek iletişim kurabilmek, empati kurabilmek, sorumluluk alabilmek, paylaşabilmektir. Bir gruba teslim olmadan, grup ilişkisi kurabilmek demektir.
*Ailelerin özgürlükçü tutumu, sağlıklı ilişkiler için yeterli mi?
Aileler ne yapacağını bilmiyor. Kendi özgürlükçü bir yaklaşım içinde olup, çocuğunu anlamaya, ona hoşgörüyle yaklaşmaya çalışıyor. 'Bizim çektiklerimizi onlar çekmesin' diye düşünüyor. Bir süre sonra da, çocuğun özgürlüğünü yanlış kullanmasından, arkadaşları ile yapacağı yanlışlardan korkuyorlar. Genç ise kendini koruma alanından çıkarmaya çalışıyor. Aileler ile gençlerin arasındaki tartışmanın odak noktası budur.
*Aşk ve cinsellik bir savaş içinde gibi görülüyor...
Aşk birbirimize duyduğumuz ihtiyaçtır. Bunun içinde cinsellik ancak küçük bir yer tutabilir. Aşkın yokolmaya yüz tutmasının nedeni, gençlerin duygusal anlamda birbirine uzaklaşması. Cinselliğin daha rahat yaşanıyor olması, duyguların olgunlaşmasına fırsat vermiyor.
Oysa insanlar duyguları açısından olgunlaşmalı ki, yaşadıklarının sorumluluğunu taşıyabilsinler. Kendilerini tanımalılar ki, karşısındakini tanıyabilsin.
Psikolog Fatma T. Reid
"Gence güvenin, destek olun"
SORUNLARINI çözme ve doğru yolu gösterme konusunda gencin kendine 'model' olarak belirlediği aileye büyük görevler düşüyor.
Psikolog Fatma Torun Reid ailelerin işinin son derece zor olduğuna değinip şunları söylüyor: "Anne ve babalar özellikle bizim geleneksel toplumdan modern topluma geçme döneminde gençleri anlayabilme açısından çağ atlama durumundalar. Bugünkü durumu kendi gençliklerinde yaşadıklarıyla kıyaslayıp anlayabilmeleri çok zor. Diğer taraftan gençlerin işi de zor. Her iki tarafın da desteğe ve anlayışa ihtiyacı olduğu muhakkak.
DEĞİŞİMDEN KORKMAYIN
Her kuşağın bir kuşak öncesine göre farklı şeyler yaşaması çok normal. Değişimden korkmamak gerekiyor. Fakat her değişim, gelişim demek değildir. Önemli değerleri yitirmemek, yaşamı anlamlı kılan güzelikleri kaybetmemek gerekiyor.
Gençlerin doğru yolu seçmelerinde ve içlerindeki duygusal karmaşalardan kurtulmalarında en büyük görev aileye düşüyor. Çünkü temel güven duygusu, kişinin kendine ve çevresine güven duygusu, değer vermesi, kadın-erkek ilişkisi modeli, farklılıklara saygı, temel beceriler aile içinde oluşuyor. Anne-babalar kendi gençlikleriyle gençleri mukayese etmemeli. Uzlaşmayı hedeflesinler, gencin farklı düşüncelerine saygı göstersinler. Kendini ifade etmesine izin versinler.
Eğitim kurumlarının da bilinçlenmede önemli bir rolü var. Ailenin açığını okul kapatabilir. Fakat okulun okuma-yazmadan öte özgüven, uzlaşma, dayanışma gibi becerileri pekiştirmesi ve en önemli şeyin not ve ders başarısı olmadığı gerçeğinin kabul edilmesi gerekiyor. Toplumun kimleri ve ne gibi hayat tarzlarını yücelttiği, kitle iletişim araçları yoluyla kimleri gençlerin gözünde idolleştirdiği, en çok kimlerin konuşulduğu, hangi değerlerin lanse edildiği de çok önemli."
Erdal Atabek'in ailelere önerileri
* Aileler çocuklarını korumak yerine, çocuklarını kendilerini koruyabilecek şekilde yetiştirmeli ve çocuklarına sorumluluk vermeli.
*Aileler doğruyla yanlışı ölçecek yöntemler öğretmeli ve doğruyla yanlışı zaman zaman da deneyeceğini kabul etmeli.
*Bir aile, çocuğunu hiçbir zaman hayatı boyunca koruyamaz. Bu, bizde büyük bir yanlıştır. Bir genç kendini korumayı öğrenmelidir.
*Aileler, kendi ilişkilerinde sevgiyi yaşıyor olmalılar. Sevginin yaşanmadığı bir ortamda sözlerle sevgi olmaz. Aileler güven ortamını sağlayabilmeliler. Aynı zamanda aile kurallarını ve sınırlarını kendileri için de geçerli saymalılar. Çocuklar için de ailelerin sınırları olmalıdır.
*Gençler aslında her şeyi yapmak istiyor gibi görünürler. Ama aslında onlar da sınırları olmasını isterler. Ve bu sınırlar başkaları tarafından konulsun isterler bilinç dışında. Hızlı araba kullanırken, doludizgin bir seks ilişkisi içine girmişken ya da alkol duvarını aşacak kadar içerken, uyuşturucu kullanırken, gençler yanlış yaptığının farkındadır. Fakat grubuyla değer kazanmaya, grubunun gözünde prestij kazanmaya çalışmaktadır. Kendisini dostlarına ve düşmanlarına kanıtlamaya çalışmaktadır. Çünkü gençlerin de hoşlandıkları ve nefret ettikleri kişiler vardır. Onların gözünde değer kazanmak, onların gözünde saygınlık kazanmak, onlara bir varlık olduklarını kanıtlamak gencin en büyük amacıdır. Bunu bilmeliyiz.
*Aile içinde iletişim devam etiği sürece sürtüşmeler muhakkak olacaktır. Ama yaralayıcı, çizgiden çıkarıcı olmamalıdır. Anlayışlı, istikrarlı ve tutarlı olmaldır. Bu üç sözcüğün altını çiziyorum. İlişkler böyle olduğu zaman gençler arazsındaki ve aile üyeleri arasındaki ilişkiler de çok daha sağlıklı ve olumlu olur.
* Gençler cinselliği aklıyla, duygularıyla, varlığıyla, değerleriyle, beyniyle yaşamalı, Böyle yaşanan cinsellik insanlar için faydalıdır.
*Gençler cinsel ilişki yaşamadan önce birbirlerini iyice tanımalılar. Paylaşmayı öğrenmeliler. Hayatı paylaşmadan yaşanan cinsellik, paylaşımsız bir cinselliktir. Ben buna 'insanlı masturbas-yon' diyorum. Herkes kendi payına düşeni sessizce alıyor ve paylaşılan hiçbir şey yok. Cinsel bir ilişki değil bu, bir çiftleşmedir.
|
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|