kapat

02.10.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber Ýndeksi
Yazarlar
Günün Ýçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
inter merkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
Ýstanbul
Ýþte Ýnsan
Astroloji
Reklam
Sarý Sayfalar
Arþiv
Hazýrlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGÝ BASIM YAYINCILIK SANAYÝ VE TÝCARET A.Þ.
Bu gezi çok tartýþýlacak
Ecevit'in Amerika gezisi Türkiye'nin geleceðiyle ilgili birçok tartýþmayý beraberinde getirdi
Ecevit-Clinton görüþmesinin siyasi analizi
1970'ler 2000'e direniyor...

Bülent Ecevit'in Amerika gezisinin en önemli yaný, Türk-Amerikan iliþkilerinin kalýp deðiþtirmiþ olmasý ve 1970'lere doðru dümen kýrmasýydý.

Bunu, Beyaz Saray görüþmesinin "ruhu"ndan, Bülent Ecevit'in çeþitli merkezlerdeki konuþmalarýndan da çýkarmak ve anlamak mümkün. Türk Baþbakaný'nýn ziyareti, "iki ortak" münasebetine hiç benzemiyordu. Zaten bu yüzden, görüþmelerin içeriði iki ortak arasýnda rastlanmayacak ölçüde heyecanlý bekleyiþlere ve spekülasyonlara konu oldu.

Türk-Amerikan iliþkileri, Turgut Özal ile birlikte, 1990, hatta 1991'den itibaren bambaþka bir kalýbýn içine oturdu. Söz konusu tarihler, bir yandan Körfez Savaþý'nýn aktif ve galip ülkeleri arasýnda yeniden dökülen iliþki kalýbýný, diðer yandan Soðuk Savaþ sonrasý yeni uluslararasý sistemin özelliklerini yansýtýyordu.

ECEVÝT 70'LERÝN ADAMI
Yeni dönemin parametrelerini kavrayan bir lider, Turgut Özal, Türk-Amerikan iliþkilerine adeta kulvar deðiþtirtti. Aradaki güç, imkân ve zenginlik farkýna raðmen, iliþkiler "daha eþit" bir uslžba dayandý. 1970'li yýllarýn, 60'lardan devraldýðý o gerilimli iliþki tarzýndan çýkýldý. Türkiye ve Amerika, iki "ortak" gibiydiler. Bu tür iliþkide, "ulusal onur" türünden komplekslere yer yoktu; çünkü kompleks için gerek yoktu. "Ortaklýk", esasen, kompleksiz bir zemin üzerinde gerçekleþir.

1970'lerin jargonu, eðer bir dýþ politika enstrümaný haline geliyorsa, biliniz ki, vizyon kaybetmiþ, gerilere düþmüþüz ve kýsýr çekiþme ve pazarlýklara taraf haline geliyoruz demektir. Geri gitmiþizdir...

Özal'ýn iliþkilere kazandýrdýðý ivme asýl þimdilerde meyve verecek noktaya geldi. Þu dönemdeki Türk-Amerikan iliþkileri, Özal dönemine oranla hem daha boyutlu, hem daha kapsamlý. Gelgelelim, bu kez, "meyve"yi toplayacak yok.

Zira bu bir zihniyet meselesi. Ecevit, "özelleþtirmeler" ve "uluslararasý sermayeyi özendirme"ye yönelik yasa deðiþiklikleri bir yana býrakýlýrsa, 1970'lerde kalmýþ bir siyaset adamý tipi. Körfez Krizi sýrasýnda iki kez Saddam'ýn ayaðýna koþan oydu. Bundan dolayý yanlýþ yaptýðý hissini de kimseye vermedi.

BOZUK ATMA TAKTÝÐÝ
1970'lerin Amerika ile iliþki stili, "bozuk atma"ya dayanýrdý. Posta atamayýnca, bozuk atma... Baðlantýsýzlar'ýn anti-Amerikan siyaset uslžbu...

Ýþte Ecevit'e o tavýr hakim. Tüm konuþmalarýnda ya þikayet, ya talep dile geliyor. Amerika'dan "dostumuz ve müttefikimiz" diye söz ettikten sonra þikayetleri ve üstü kapalý talepleri dile getirmeye baþlýyor.

Tam da Türkiye'yi Amerika'nýn altýna yerleþtiren tavýr, iþte bu. "Ulusal onur"u yaralayacak olan da asýl bu tavýr. Her ne kadar pek "gururlu" ve "asla tavize yanaþmayan" bir eda takýnýlýyorsa da, paraya ihtiyacý olan, para isteyen; buna karþýlýk Amerika ile neredeyse en temel siyasi konularda ters düþen bir Türkiye. Paraya iliþkin konularda talepkâr; Amerika ile farklý düþülen her noktada þekvacý...

Ayrýca, Ecevit'li, Demirel'li bir Türk yönetiminin "dinamik" olabilmesi mümkün de deðildir. Baþbakan'a refakat eden iþ adamlarýnýn büyük bölümü, kendilerini "konu mankeni" gibi gördüklerinden dem vurup, rahatsýzlýklarýný ifade ediyorlardý.

ONLAR GEÇMÝÞTE YAÞIYOR
Baþka ne beklenebilir? Ecevit, yeni uluslararasý iþ ortamlarýnýn acaba ne kadar farkýnda? Ne Demirel'in, ne de Ecevit'in elektronik ve telekomünikasyon alanýnda gerçekleþen dev atýlýmlardan haberleri yok. Bilgisayar kullanmasýný bilmeyenler, "Ýnternet çaðý"nýn taþýdýðý anlamý sezebilirler mi? 21. Yüzyýl modernizminin parametrelerini kavrayamayanlar, Türkiye'yi, 21. Yüzyýl'a taþýyabilirler mi?

Asýl sorunlar iþte buralarda... Dahasý, Türkiye'nin liderleri sadece geçmiþi temsil etmiyorlar; geçmiþte yaþýyorlar. Türkiye'yi de geriye çekiyorlar. 1970'lere doðru...

Uluslararasý dinamikler ise, Türkiye'yi 2000'e doðru itiyor. Eylül Beyaz Saray görüþmesi, Kasým Ýstanbul AGÝT Zirvesi ve nihayet Aralýk Helsinki AB Zirvesi, Türkiye'nin 2000'lere yönlendirildiði geçitler...

Ecevit, ilkinde tökezledi. 1970'ler 2000'e direniyor...
Sonucun ne olacaðýný, önümüzdeki iki buçuk ay içinde göreceðiz... CENGÝZ ÇANDAREcevit-Clinton görüþmesinin ekonomik analiziAmerika'yý yeniden keþfe gerek yok!
Bankacýlýk, sosyal güvenlik ve uluslararasý tahkim... Ecevit hükümetinin, yasalaþtýrdýðý üç önemli reform. Ama üçünün de kýsa vadede kamu bilançosuna etki yapma olasýlýðý çok az. Belki tahkim nedeniyle, enerji sektörüne yabancý yatýrýmlar gelecek ama beklenen rakamlara hemen ulaþýlmasý mümkün deðil. Türkiye-IMF görüþmeleri de, bu üç reformun yarattýðý olumlu havayla baþladý. IMF'nin memnuniyetini sadece Bankacýlýk Üst Kurulu'nun oluþturulmamasý gölgeliyordu.

Washington'da süren görüþmelerin, bugün geldiði noktaya bakýldýðýnda ise, IMF'nin mevzuat düzenlemelerini çok önemsediði, ancak sadece bunlarla yetinmeye niyetli olmadýðý görülüyor.

IMF, tarýmda ve KÝT'lerde reform, vergi gelirlerinde artýþ, harcamalarda kýsýntý istiyor. Dolayýsýyla, faiz dýþý bütçe fazlasýnýn, yüzde 4'lerin üzerine çýkmasýna zorluyor Türkiye'yi...

Neden faiz dýþý fazla?
IMF, Türkiye bütçesinin faiz ödemeleri haricinde fazla vermesini istiyor. Aksi halde, borçlanma gereksiniminin, þu andakinden daha hýzlý artacaðýný, bu durumun da borçlanma imkanlarýný kýsýtlayacaðýný öngörüyor. Aslýnda devletin bütçesi, bir þirketin bilançosuna benziyor. Otomobil üreten bir þirket düþünün... Kredi faizi ödemeleri hariç, bir otomobili 11 liraya üretip, 10 liraya satýyor. Yani esas faaliyetinden dahi zarar ediyor. Kredi borçlarý da eklendiðinde, sattýðý her otomobil baþýna zararý, bir liradan 3-4 liraya çýkýyor. Bu þirketin, borçlanmasý mümkün deðil. Ama ayný þirket, gereken önlemleri alýp, üretim maliyetini 11 liradan, 8-9 liraya çekerse, doðru yola girmiþ sayýlýyor ve daha rahat borçlanýp, destek alýyor.

Türkiye bütçesi, 1994'ten beri faiz dýþý fazla veriyor. Ama daha fazlasý þart. Faiz dýþý fazlanýn, GSMH'nin yüzde 4'üne çýkmasý, yaklaþýk 8 milyar dolarlýk bir fazla demek.

YENÝ ÖNERÝLER
Yapýlmasý gerekenler, sadece bütçenin faiz dýþý fazla vermesiyle sýnýrlý deðil. IMF özellikle, tarýmda da reform istiyor. Tarým, büyük ölçüde Ziraat Bankasý üzerinden sübvanse ediliyor. Dolayýsýyla, tarýmýn açtýðý hasar, bütçede görünmüyor. Ziraat Bankasý'nýn þu anda birikmiþ görev zararý alacaðý tam 10 milyar dolar. Bütçe dýþý yapýlan bu tip harcamalar nedeniyle, IMF "Kamu kesiminin tamamýnda mali disiplin" diye bastýrýyor.

Hükümet, ilk baþta saydýðým reformlarý, büyük bir kararlýlýkla yaptý. Bu kararlýlýk, ABD'de, IMF'de ve Dünya Bankasý'nda takdir topluyor. Aslýnda, mevzuat düzenlemeleri sonrasý, alýnmasý gereken önlemler konusunda, yine hiçbir dayatma olmadan bürokraside de çok önemli hazýrlýklar var.

Ekonomi bürokrasisi, Baþbakan Bülent Ecevit'e birkaç gün önce sunduðu bir raporda, önerilerini sýraladý. Raporda, þu önlemlerin altý çizildi:

* ÖTV, bir an önce yasalaþmalý, ÖTV oranlarý, vergi gelirleri artacak þekilde düzenlenmeli,

*Tütün, fýndýk, çay, þekerpancarý gibi ürünlerde, üretim sýnýrlandýrýlmalý, kota getirilmeli,

* TEKEL'in üretim ve destekleme alým birimleri, birbirlerinden ayrýlmalý,

*Ýçki ve sigarada bandrol sistemine geçilip, vergilerin Maliye'ye akmasý saðlanmalý,

*Kamudaki 5 bin 556 yatýrým projesi sýnýflandýrýlýp, önceliði olanlara aðýrlýk verilmeli,

*Özelleþtirme, tekel yaratmayacak biçimde hýzlandýrýlmalý, zarar eden KÝT'ler, stratejik yatýrýmcýlara satýlmalý,

*Özelleþtirme gelirleri, borç ödemelerinde kullanýlmalý,

*Kamu bankalarýnýn kredi sübvansiyonlarý bir süre durdurulmalý,

Ecevit'in, Wolfensohn'un raporuna dayanarak iþaret ettiði gibi, istikrar programlarýnda insan çok önemli. Tabii ki, kemer sýkmanýn da bir haddi var. Ama krizlerden sonra, ister-istemez kemer sýkmanýn acýsýný 1994'te yaþadýk. Þu anda, 2 yýlýn sýkýntýsý deðil, sonraki rahat günler çok daha önemli. Bu konuda ABD'den bir örnek vererek bitireyim.

Clinton, 792 milyar dolarlýk vergi indirimini veto edince, Amerikalý'lar sinirlendi. Gazetelerde, düþük gelirli insanlarýn ne kadar çok vergi ve sigorta primi ödediði yazýldý durdu. Dün sabahki gazetelerde ise, þöyle bir haber vardý: "ABD'de yoksulluk oraný son 20 yýlýn en düþük düzeyine indi. Aile baþýna yýllýk gelir, 1978'ten beri, en büyük sýçramayý yaparak, 38 bin 900 dolara çýktý. En yüksek gelir artýþý, yýlda yüzde 4.8 ile düþük gelirli Latin kökenli ailelerde yaþandý." Ýþte Clinton dönemindeki ekonomik istikrarýn sonuçlarý. ABD bütçesi, yýllardýr ilk kez fazla veriyor. Hem de faiz dýþý deðil, gerçek bütçe fazlasý. Enflasyon ve faiz oranlarý düþük seyrederken, iþsizlik oranlarý düþüyor. Ýþçi ücretleri artýyor. Borsa yükseldikçe, Amerikan ailelerinin serveti de artýyor.

Amerika'yý yeniden keþfetmenin alemi yok!
TAYFUN DEVECÝOÐLU

Rahþan Ecevit de Kýbrýs müzakeresinde
Rahþan Ecevit'in de eþinin yanýnda Kýbrýs müzakerelerine katýlmasý dikkatlerden kaçmadý

RahÞan Ecevit, Washington'da olduðu gibi New York'ta da gittiði her yerde kocasýný bir adým geriden takip etti. Ve hiç yalnýz býrakmadý. Bunun son örneði Ecevit'in, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la yaptýðý görüþmede yaþandý. Annan'ýn ricasý üzerine New York'taki BM Genel Merkezi'nde yapýlan resmi görüþmede konu Kýbrýs'tý. Heyetlerarasý Kýbrýs müzakerelerine Rahþan Ecevit de hiç bir resmi görevi olmamasýna raðmen kocasýnýn yanýnda katýldý. Rahþan Ecevit'in böyle resmi bir görüþmede yer almasý çok ilginç bulundu. Görüþme masasýnda Türk heyeti bir tarafta, BM heyeti ise masanýn diðer tarafýndaydý.

Ecevit'in karþýsýna BM Genel Sekreteri Kofi Annan oturdu. Ecevit'in sol tarafýnda Dýþiþleri Bakaný Ýsmail Cem yer aldý. Sað tarafýna ise eþi oturunca, Büyükelçi Volkan Vural üçüncü sýraya oturmak zorunda kaldý. Bu oldukça ilginç bir manzaraydý. Çünkü normalde Vural'ýn karþýsýnda BM Siyasi Ýþler Genel Sekreter Yardýmcýsý Sr. Krian'ýn bulunmasý gerekiyordu. Ancak Annan'ýn yardýmcýsý, Rahþan Ecevit ile karþý karþýya düþtü. Rahþan Ecevit'in resmi bir görevi olmamasýna raðmen böylesine önemli bir müzakerede yer almasýnýn "Eþine yardým amacýndanöteye

gitmediði" vurgulandý. Rahþan Ecevit'in resmi görüþmeler sýrasýnda hiç bir lafa karýþmadýðý da gözlendi.

Sibel YEÞÝLMEN


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGÝ BASIM YAYINCILIK SANAYÝ VE TÝCARET A.Þ. - Tüm haklarý saklýdýr