Bu yaz, bıçak gibi kesildi tam ortasından... Tatiller; deniz, güneş, kum, mehtaplı geceler, şarkılar ve aşklar bıçak gibi kesildi..
Pencerelerini serin Marmara rüzgarlarına açık bırakıp; sevdalı düşlerin uykularına yatanlar, kâbuslarla uyandılar...
Varken "yok" oldu her şey...
Bütün saadetler ve ümitler bıçak gibi kesildi tam ortasından...
Bitti... Yaz bitti... Hayaller bitti...
Oysa, her şeye rağmen ve her sonbaharda gidebileceğimiz bir yer vardı mutlaka...
Sığınacağımız güneşli bir liman vardı...
Adresini; yıllar önce "bu yaz da geçti" diye dertlendiğimiz bir sonbahar yazımızda bulup gösterdiğimiz bir liman...
Hepimiz; pılımızı pırtımızı; çadırlarımızı ve korkularımızı toplayıp gidebilirdik o limana...
Bu sonbaharda da gidebiliriz...
Bu Eylül'de de...
Her şeye rağmen...
"İşte yine Eylül.
Hazan mevsiminin tiktakları vurmaya başladı.
Güneş 'Benden bu kadar', deyip söndürmeye başladı ateşini.
Işınları yakmıyor artık bedeninizi.
Altında ne kadar dursanız nafile.
Birazdan yağmurlar da başlayacak.
Yazlıktakiler denklerini toparlamaya başladılar çoktan.
Çay bahçeleri sandalyelerini üst üste yığıyorlar.
Bu yaz yeniden sökün eden yazlık sinemalar da indiriyor perdelerini. Duvarlardaki rengarenk afişler sökülüyor.
Akşamları hoparlörlerden çığlık çığlığa yayılan sesler kesiliyor.
Yaz şarkılarının son demlerini taşıyor güz rüzgârları.
'Yaylanmadan yürü, yoksa günah bizden gider.'
Bu yaz da geçti işte.
'Nap'caz şimdi.'
Mahalle berberleri yaz aşklarının tanığı ve özgürlüğün sanığı saçlara vuracaklar makaslarını.
Herkesi birbirine benzetecekler.
İlkbaharın yürek kafesinde kabarttığı isyan duygularının ardından gelen bir yaşam devrimi ise her yaz mevsimi;
Sonbahar karşı devrimdir.
Yenilgidir özlemleri, beklentileri ve arzuları yarıda bırakan.
Her yaza, kazanmak için dalınır balıklama.
Bu yaz, âşık olunacaktır mutlaka.
Bu yaz, hürriyet köküne kadar yaşanacaktır.
Bu yaz, saadetlerin dizginleri serbest bırakılacaktır.
Bu yaz, ardında taşınan ömür katarının lokomotifine yeni başarıların, yeni zenginliklerin, yeni dinginliklerin yakıtını depolayacaktır.
Dolu dizgin ve heveslerle geçip gidilecektir mevsimler köprüsünden.
Oysa...
Önce sararan otlar ve kuruyan toprak habercisidir karşı yakada bekleyen düş kırıklıklarının.
Sonra gece ayazları. Sonra rüzgarın uğultusu. Sonra güneş tanrısını yaka paça teslim alan bulutlar.
Her geçen gün biraz daha erken bastıran gece karanlığı.
Ve başımıza taç olacakken birikir 'eteklerimizde güneş rengi bir yığın yaprak.'
Bizi hayallerimizden biraz daha kopararak.
Keşke hiç toplanmasaydı çay bahçelerinin sandalyeleri. Keşke hiç boşalmasaydı sahil kentleri... Nafile!
Bu yaz da geçti işte.
Ne adam gibi âşık olabilmişizdir, ne barışı getirebilmişizdir ülkemin topraklarına, ne de kırabilmişizdir saadetin dizginlerini.
Yalnızlığın, savaşın ve bedbinliğin yükü sırtımızdadır geçerken mevsim köprülerinden.
Ne var ki, sonbaharın ağır hüznüyle kaleme alınan karamsar yazılardan biri olmayacak bu yazı.
Böyle de bitmeyecek.
Ömrünün kader yolculuğunu kendi yüreğinin iklimi dışındaki fırtınalara ve depremlere teslim edenler, güz akşamlarında umarsız savrulabilirler.
Aşkın, barışın ve saadetin ateşini yakmayı güneşten bekleyenler, avuçlarında kırgın yürekleriyle bekleyebilirler. Lakin daha çook bekleyecekler.
Çünkü o, Güney Yarımküreye doğru yolculuğuna çıktı bile. Aylarca da dönmeyecek.
Kendi güneşinin ve kendi ikliminin gökyüzünde yaşayanlar için ise hayat alabildiğine coşkuyla akıp gidecek.
Umutlarını ve hayallerini, kendi yüreğinin güneşinden besleyenler; aşkı, barışı ve saadeti aramaya bu sonbaharda da devam edecekler.
Güneşin Güney Yarımküreden dönüşünü boşuna beklemeyin. Toplayın pılıyı pırtıyı siz de.
Kendi yüreğinizin güney yarımküresine doğru demir alın.
Çay bahçeleri orada hâlâ açık.
Hoparlörlerden yaz şarkıları geliyor.
Duyuyor musunuz?"