


Belkemiği
Bazı alışkanlıklarımızı, tanıdığım diğer toplumlarla karşılaştırmaya çalışıyorum ama biraz zor oluyor.
Sadece bize özgü huylarımız var.
Mesela esen rüzgara göre eğilip bükülme kabiliyetimizle kimse boy ölçüşemez.
Kulakları diker, rüzgarın yönünü iyice belirler sonra belkemiğimizdeki ani bir bükülmeyle kendimizi yeni pozisyona uyduruveririz.
İster politikacı olsun, ister sanatçı, ister gazeteci... Rüzgara göre pozisyon tutmakta üstümüze yoktur.
***
Hatırlarsanız bir kaç ay önce müthiş milliyetçilik rüzgarları esiyordu bu ülkede.
Çıldırmış gibiydik: İtalyan büyükelçiliklerinin önünde bayraklarını yakıyor, üstüne kan dökülmüş makarnaların üstünde tepiniyor, başbakanlarına "Maksimum dallama" diye hitap ediyorduk. Yunanlılar da her zaman olduğu gibi ağza alınmaz sıfatlarla küçültülüyor, hakarete uğruyorlardı.
Türkün Türk'ten başka dostu yok sloganının tuttuğu günlerde, bu malı satıyorduk.
Milli maçlarımızda gökyüzüne, "Avrupa Avrupa duy sesimizi!" çığlıkları yükseliyordu.
Barıştan, kardeşlikten, uzlaşmadan sözeden herkes ya "vatan haini"ydi, ya "Apo uşağı" ya da "Avrupa budalası."
Devleti eleştirenleri ise diri diri kazığa oturtsalar yeriydi.
***
Sonra gün geldi devran döndü ve bastığımız yer altımızdan kaydı. Deprem bütün önyargılarımızı, şişirilmiş hastalıklı zenofobyamızı yerle bir etti.
Şimdi rüzgar kardeşlikten, barıştan, dostluktan, anlayıştan yana esiyordu.
Hemen silkindik ve yeni pozisyonumuzu tuttuk.
O şoven konuşmaları, o çılgın başlık ve yazıları, hamaset türkülerini unutup, dostluk türküleri söylemeye başladık.
Hem de öyle bir marifetle yaptık ki bunu; görenler bizi kırk yıllık barış, özgürlük ve demokrasi yanlısı sanabilirdi.
Bu durumda, yıllardır binbir çile pahasına barışı savunanlara bir köşeye çekilmek düştü.
***
Çünkü bu ülkenin altın kuralı, her dönemin çığırtkanlığını yapmak ve yüksek sesle bağırarak ön saflara geçmekti.
Kimse sizden, geçmişinizle yüzleşmenizi istemezdi.
***
Şimdi çok şükür "kardeşlik" dönemi yaşıyoruz. Hükümetin iki bakanı "kardeş aile" projesi senindi, benimdi diye birbirine giriyor.
Osman Durmuş bile Yunan dostu.
Hele basın, başlıbaşına Yunan muhibbi.
Bu manzaraya bakıp memnun oluyorum,
Ama arasıra içimde bir kuşku bulutu dolaşmıyor değil.
Ya önümüzdeki dönem rüzgarlar değişir, şimdi dostluk türküleri söyleyenler aynı güçte bir nefret senfonisini seslendirmeye başlarlarsa?