


Yorumsuz
Çarşamba, saat 11.15... Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile konuşuyoruz... Ve tabii... "Cumhurbaşkanlığı seçimini" konuşuyoruz:
- Efendim, yedi ay sonra... Mayıs'ta... Seçim var ama... Konu bugünden gündeme geldi... Sizin dışınızda bir konu... Fakat, konuşmalar sizin adınız üzerinde... Ne diyorsunuz?
- Aradığın yanıt, sorduğun sorunun içinde.
- Yani?
- Sen demiyor musun "konu sizin dışınızda" diye.
- Konu dışınızda... Ama konuşulan sizsiniz.
- Konu ben değilim... Konu, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı... Konu o.
- Sizin durumunuz... Tavrınız nedir?
- Benim durumum çok açık... Net.
- Nedir?
- Mesele, istiyorum... İstemiyorum... Meselesi de değil.
- Efendim... Mesele nedir?
- Türkiye, 16 Mayıs 2000'de Cumhurbaşkanı'nı seçecek.... Bunda mutabık mıyız?
- Efendim, tamam da... Nasıl olacak?
- Nasıl olacak? Ne yapılacak? Nasıl seçilecek?.. Bunların kuralları belli.
- Sizce... Nasıl olacak?
- Cumhurbaşkanlığı, Anayasal bir kurum. Aç Anayasa'yı... (Baba, burada, Anayasa'nın bazı maddelerini sayıyor.) Oku... Göreceksin.
- Efendim, sizin durumunuzu sorduk.
- Meclis seçecek... Benim seçme ile ilgili bir münasebetim yok ki.
- Görüşünüz?
- 103. maddeyi oku... Nasıl seçileceği yazılı değil mi?
- Evet, yazılı.
- Seçecekler arasında ben yokum... Kişi olarak da... Makam olarak da yokum.
***
Baba yine Anayasa maddelerini okuyor.
Cumhurbaşkanı seçilecek kişinin "niteliği."
"Tarafsızlığı."
Ve sonra:
- Görüyorsun... Seçimin yapıldığı platformda ben yokum.
- Yoksunuz ama... Konu bugünden tartışılıyor.
- Evet.
- Siz şahsen... Bu tartışmaların neresindesiniz?
- Hiçbir yerinde.
- Nasıl olur?
- Tartışmaya girmem fuzulidir, yanlıştır.
- Niçin?
- Ben ortaya fırlayıp "öyle yapmayın... Şöyle yapın" demem... Diyemem.
- Niçin?
- Benim meselem değil.
- İyi de... Kamuoyu sizin görüşünüzü öğrenmek istemez mi?
- Tartışmanın kuralı belli, zemini belli.
- Ama kuralın değişmesi gündemde.
- Kural değişecekse... Nasıl değişeceğinin de kuralı var... Kuralı değiştirecek kurum var.
***
- Efendim... 57. hükümet kurulurken... Sayın Başbakan'la "bu konuyu" konuştunuz mu?
Bu arada bir "duyumumuzu" aktarıyoruz.
Hükümetin kurulma aşamasında "Çankaya konusu" açılır.
Ve Baba şöyle der:
- Bugünden, bunu konuşmak... Protokole falan yazmak yanlış olur... Hem beni incitir ve hem de yapmakta olduğum görevi güçleştirir.
Soru:
- Sayın Cumhurbaşkanım... Sayın Ecevit ile aranızda "böyle bir konuşma" geçti mi?
- Şöyle oldu... Bunu... Cumhurbaşkanlığı seçimini... Hükümet ile ilişkilendirmeyin dedim.
- Efendim, konu asıl açıldı?
- Hükümet programı... Veya protokolü yazılırken... Bunu da konuşalım mı gibi bir intiba aldım... Ve düşüncemi söyledim.
- Ne dediniz?
- Hükümet ile ilişkilendirirseniz... Hem hükümeti yaralar, hem de beni yaralar... Zamanı gelince konuşursunuz dedim.
- Zamanı geldi mi?
- Benim işim değil.
***
Cumhurbaşkanı ile görüşmemizi "yorumsuz" sunuyoruz.
Zaten "yorum için" köşemizde yer de kalmadı.
Neyse...
Yorum, bir başka güne...