kapat

23.09.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
inter merkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
SELAHATTİN DUMAN(sduman@sabah.com.tr )


Sarhoş bilir ayığını..

Herkes bulur layığını.. Bu lafı yazının girişine yazmamdaki maksat gazete içindeki hallerimizi anlatmaktır.. Özellikle bu mesleğe yeni başlayacaklara bir ders olsun diye yazıyorum.. Kıssadan hisse: Bu kafayla gidersen askere..

Ahali kendi arasında konuşurken, arada bir "Allah'ın sopası yok.." der, başına gelen işlerden örnek verir..

Bu lafın meali açık..

Kul kısmı yoldan çıktığı zaman Yüce Rabbim bir sebep halkediyor.. Yoldan çıkmış kullarının başına doladığı sebep, sopa yerine geçerek o azgın kişinin beyn-i bâlâsına iniyor..

Kiminin gözü yerinden uğruyor, kiminin kafasının bıngıldağı çöküyor.. Amma illa ki sonunda "Ben bu işi hakettim.." noktasına geliyor..

ooo

Dünya durdukça namı yürüyesice eski Genel Yayın Müdürümüz Zafer Mutlu da böyle yaptı.. Bizim gazetenin yoldan çıkmış eşrafından bazılarına "Durun hele, ben size gösteririm.." deyip, bir oyun eyledi ki olursa bu kadar olur..

Gitti Ufuk Güldemir'i buldu.. "Bundan gayri sizin yeni amiriniz budur.." deyip bizim yazı işlerinin başına dikti.. Kendisi de seyre çekildi..

İlk önce ben uyandım..

Ben bu işin böyle olacağını biliyordum..

Yazı işleri odasına ne zaman girsem Ahmet Vardar orada.. Hem de sabahtan akşamlamacasına..

Lafımın bu kısmına bakıp da "Sakın ola ki bütçe dönemi yaklaştıkça mesaiye kalan memurların yaptığını mı işliyor?" demeyin.. Oturuyor bir bilgisayarın başına.. Açıyor bir Japon icadı uzaylı oyunu..

Alıyor önüne sanal bir uçaksavar bataryası, sabahtan akşama kadar uzay gemisi avlıyor.. Bunun yüzünden memleket semalarında gezinen UFO kalmadı..

Düşürdüğü uzay gemisinin miktarı belli değil.. Ben diyeyim günde on bin, siz deyin günde yirmi bin.. Mübareğin mermisi de bitmiyor.. Üstelik kime ateş ettiğini de bilmiyor..

Kaç kez arkasına dikilip kimlerle müsademe ettiğine baktım.. Oyun İngilizce olduğundan ekrana gelen uyarıları söktürmesi mümkün değil.. Orada dost uzaylı var, düşman uzaylı var..

İngilizcesini söktüreceksin ki dost kim, düşman kim bilip, ona göre ateş edesin..

Ahmet Ağabey, sadece Türkçe'yi anadili gibi okuyup yazdığından uzaylılarla iletişim kuramıyor.. O yüzden ekranda uçan daire gördü mü baskına uğramış köyün korucusu gibi taciz ateşine başlıyor..

ooo

Savaşan sadece Ahmet Vardar değil ki.. Uzaylılara karşı ilân edilen cihata Can Ataklı, Sedat Sertoğlu da kuvvet komutanı olarak katılıyor.. Daha bir sürü köşe yazarı var gönüllü yazılan..

Yazı işleri salonunun dört köşesinde sabahtan başlayan müsademe, akşamın kör karanlığına kadar sürüyor..

Gazetenin yazı işlerine bir yabancı girse, bizim yazarların uzaylılardan ne istediğine bir türlü akıl erdiremez..

Dergi grubunun kızlarından birini kaçırıp, nefislerini körlettiler de onun intikamı mı alınmakta? Yoksa Marslılar'la aramızda keçi otlatma meselesinden ihtilaf mı çıktı? Husumetin sebebi belli değil..

Bir şey değil.. İşin aslını bilmeyen biri görse bunları; bizim yazarların köşelerinde yazmak için uzaylılardan silah zoruyla fikir aldıklarını zannedecek..

Bunları birkaç kez uyarmayı düşündüm.. Lakin hiç laf anlayacak gibi değiller.. Hele Sedat Sertoğlu'nun halleri hepsinden beter.. Bilgisayarının üzerine:

- "Merhaba uzaylı.. Biz düşmanız!" diye bir kağıt asmış..

Şahsen Ahmet Vardar'ı her zaman diğerlerinden ayırırım.. Çünkü hem çalışkandır hem de kabiliyetlidir.. Yazarlığa benim yazı müdürlüğüm zamanında başladığından elimde yetişti sayılır..

Uyarmak istedim ama..

O yüzden, bari bunu kurtarayım deyip bir gün arkasına sokuldum.. Kulağına;

- "Ahmet Ağabey.. Etme eyleme.. Yazıktır, UFO'nun da bir canı var ki Cenab-ı Allah halketmiş.. Uzayda hayat bırakmayacaksın.. Hem ben bu Zafer Mutlu'nun hallerini hiç beğenmiyorum.." diye fısıldadım..

Bizimki tınmadı bile.. "Bir dakka.. Şunların da hesabını göreyim.." deyip, yaylım ateşe devam etti.. Başını ekrandan kaldırmadı bile..

Kafasını kaldırıp iki dakika kulak verse Zafer Mutlu'nun hallerini neden beğenmediğimi anlatacağım ama what fayda?

Efendim, bir eyyamdır eski Genel Yayın Müdürümüz'ü uzaktan seyrediyorum.. Odasında kendi kendine kaldığı zaman açıyor Sabah gazetesini.. Gözünü bir noktaya dikip uzun uzun bakıyor..

Odasından çıkar çıkmaz içeri ben dalıyorum.. Sabah gazetesi her daim katlanmış halde masasının üzerinde durmakta.. Ne zaman baksam künyenin bulunduğu sayfa açık..

ooo

Kendime iş edinip çöp tenekesini karıştırmaya başladım.. Üzerine notlar alıp, çiziktirdiği bazı kağıtları, çöpten bulup çıkardım.. Buruş buruş olmuş bu kağıtlarda hep aynı şey vardı..

Mesela bir kağıda "Zafer Mutlu" diye adını yazmış.. Altına da "Genel Eşgüdüm Koordinasyonu Başkanı" diye not düşmüş.. Bir başkasına "Zafer Mutlu.. Başkan Yardımcısı ve Olağanüstü Hal Genel Yayın Müdürü" yazmış..

Belli ki genel yayın müdürlüğünden sıtkı sıyrılmış, kendine daha görkemli bir unvan arıyor..

Hani Yaşar Kemal'ın Demirciler Çarşısı Cinayeti adlı romanında bir Süleyman Ağa var ya! Aynen onun gibi..

Romanı okuyan bilir.. Süleyman Ağa, soyadı kanunu çıktığında kendine her hafta bir aile ismi beğenir, bir hafta çarşıda o isimle dolaştıktan sonra vazgeçip daha görkemlisini aramaya başlar..

Sonunda "Çelikaslansoypençe" soyadında karar kılar.. Zafer Mutlu'nun halleri de aynen Süleyman Ağa'nın halleriydi işte! Notlardan çıkardığım unvanlar böyle bir gidişatı alenen gösteriyordu..

"Murahhas Üye ve Oşinografik Yayınlar Daire Başkanı.."

"Kurucu Üye, Başkan Yardımcısı, Yayınlardan Sorumlu Devlet Genel Müdürü.."

"Sabah Grubu Uzay Çalışmaları Daire Başkanı ve Naklen Yayın Koordinatörü.."

Ne hikmetse kendine seçtiği unvanların tamamı ağzı dolduran cinsten, derin soluklanıp iki kere yutkunmadan telaffuz edilemeyecek kadar ağır unvanlar..

Kuş kanadından hile sezen bir tabiata sahip olduğumuzdan, bu çalışmaları görür görmez gazetede bir şeylerin değişeceğini anladım.. Ama arkadaşları uyarmakta geç kaldım..

YARIN: Geç kaldım da ne oldu?

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır