


Bilim adamlarına çağrı
Bu yazıyı severek yazmıyorum, hatta "bilimsel" çevrelerde yanlış anlaşılacağı ihtimalini de göz önüne alıyorum, ama toplum sağlığı açısından gerekli olduğuna inanıyorum.
Depremle birlikte konuşmaya başlayan bilim adamları, üniversite öğretim görevlileri ve deprem uzmanları, ne olur artık susun. Çünkü "bilimsel" açıklamalarınız faydadan çok zarar vermeye başladı.
Bugün artık çocuklar bile "İstanbul'da bir deprem ihtimali olduğunu" biliyor. Hatta öyle ki milyonlarca insan, neredeyse deprem konusuna ekranlarda gezinen bilim adamları kadar hakim durumda.
Ama bilmediğimiz bir şey var; tamam deprem olacak, peki ne zaman?
Bunu söyleyemeyeceğinizi elbette biliyoruz. Ama tam bir ay boyunca felâket tellâlı gibi "İstanbul'da deprem olacak" demek, üstelik yaratacağı sonuç açısından hepimizi dehşete düşürecek çelişkili tahminlerde bulunmak tüm İstanbul halkını ruh hastası yaptı. Üstelik bilim adamlarının bir de üstüne birbirlerini "cahillikle" suçlaması kafaları karmakarışık etti.
Bilim adamları bugün söylediklerini belki yıllardır söylüyorlardı ve seslerini duyuramıyorlardı, ama şimdi de çok fazla duyuruyorlar ve kimseye uyku uyutmuyorlar.
Artık bir bilim kurulu oluşturmamız, birbiriyle çelişen değil, toplumu bilgilendiren ve geleceğe hazırlayan açıklamalar yapmamız gerektiğine inanmıyor musunuz?
'Biraz abartılı'
Bazen bir şey yazarsınız, amacınız el vermek, güç vermek, yardım etmektir, ama farkında olmadan öyle bir şey olur ki, hani tam anlamıyla "kaş yaparken göz çıkarmak" atasözünü doğrulatırsınız.
İşte, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkân Saylan'ın emniyette ifadesinin alınmasına tepki olarak yazdığım yazıdaki "bir kelime" meğer tam bu tanıma uymuş, haberim olmamış, ancak birkaç gün sonra öğrenebilmişim.
İstanbul Yardım Grubu'nun deprem felâketzedeleri için hazırladığı geçici konut projesini anlatırken tanıtım günü için "biraz abartılı da olsa" ifadesini kullanmıştım.
Bu ifade, depremin ilk anından beri birşeyler yapmak için biraraya gelen insanları çok üzmüş. Tabii öğrenince ben de üzüldüm.
İstanbul Yardım Grubu'nun tanıtım toplantısı Conrad Otel'de yapılmıştı. Toplantının otelde yapılmış olmasının kimilerini rahatsız edeceği düşüncesiyle ve tamamen bir ön tedbir olarak "Biraz abartılı" tanımını koyup; aslında bu tür girişimlerin sonuna kadar desteklenmesi gerektiğini anlatmak istemiştim.
Ama kimse benim düşündüğüm gibi düşünmemiş. "Abartı" sözü fazla ciddiye alınmış ve pekçok kişiyi üzmüş, kırmış.
En az 1200 kişiyi soğuk kış günlerinde evsiz bırakmayacak proje için canla başla çalışanlardan bu iyiniyetli yanlış için özür dilemek istiyorum.
Kızılay yönetimi değişmeli
Gün geçmiyor ki "yardım topladık ama, devlet el koyuyormuş, biz de vermiyoruz" diyen birine rastlamayayım. Nedeni çok basit; çünkü kimse devletin yardımları adil ve dürüstçe dağıtacağına inanmıyor. Bu inançsızlık, "yardımlar Kızılay'da toplanacak" kararından kaynaklanıyor. Kızılay'cılığı lüks ve ihtişam içinde yaşayıp bazı siyasilere kolaylıklar sağlamak ve bir afet anından 1930'lardan kalma "kızılderili çadırı" göndermek sanan zihniyetin fosilleşmiş temsilcileri bu kurumun başında kaldıkça bu "inançsızlık" sürecektir. Hükümetin hiç zaman yitirmeden duruma el koyması ve Kızılay yönetimini tamamen değiştirmesi gerekir. Eğer yeni, dinamik ve güven veren bir Kızılay yönetimi işbaşı yaparsa, yardımların yeniden hareket kazanması ihtimali doğabilir. Aksi takdirde, özellikle yurtdışından gelecek yardımların sıfıra ineceğini söylemek kehânet olmaz. Kimse "Şu sırada yönetim mi değişir?" demeye kalkmasın, kangren olmuş kolu hemen kesmezseniz ölümlü önleyemezsiniz.
Yakışan ödül
Halit Kıvanç bugüne kadar kimbilir kaç ödül kazandı. Bir ömür süren başarılar zincirinin oluşturduğu ödüllerin elbetteki herbirinin ayrı önemi var. Ancak, Halit Kıvanç'ın aldığı son ödül, sanıyorum O'na en yakışanı. Halit Kıvanç Türk Dil Kurumu 1999 ödülünü aldı.
Türkçe'yi güzel konuştuğu, her kelimesinin anlaşılır olduğu için. Örneğin futbol seyircisi futbolu ve futbol terimlerini Halit Kıvanç'ın duru Türkçe'sinden öğrendi. Çocuklar okulda öğrendikleri Türkçe'nin en güzel yansımasını Halit Kıvanç'a kulak verdiklerinde yaşadılar. Büyükler doğru, anlaşılır ve duru Türkçe'nin nasıl olduğunu Halit Kıvanç'ta gördüler.
Bu açıdan bakınca Türk Dil Kurumu ödülü "gecikmiş" bir ödüldür. Ama geç de olsa, Halit Kıvanç'a o kadar yakıştı ki, insan "neden daha önce vermediniz?" bile diyemiyor.
Türk Dil Kurumu diğer iki ödülden birini NTV'nin çok genç ve yetenekli haber sunucusu Ceren Akıllıoğlu'na verdi. Çok doğru.
Üçüncü ödülün sahibi ise Hüseyin Movit. Movit gazetecilerin tatlı belâlarından biridir. Yazıları satır satır okur, en küçük hatayı bile bulup anında sizi haberdar eder. Kızamazsınız çünkü hatayı görünce kızarırsınız. Türk Dil Kurumu ödüllerini alanları kutlamak istiyorum.