Genci yaşlısı, kadını erkeği, zengini yoksulu, gelişmişi gelişmemişiyle herkesin odaklandığı tek konu, deprem...
"Herkes" derken İstanbul'da yaşayanları kasdediyoruz sadece. Yoksa bu "herkes"e ne 70 bin mezrada yaşayanlar dahil, ne de 40 bini aşkın köylerde yaşayanlar...
Kocaeli depremi, kazara Gümüşhane'de, yahut Artvin'de, yahut Iğdır'da olsa yine aynı kaygılarla tedirginliği yaratır mıydı İstanbul da?
"Milletin bölünmez bütünlüğü" yahut "milli birlik ve beraberlik" üstüne söylenmiş milyonlarca nutka bakmayın siz; bilimsel bir saydamlığa yönelmeyi engellemek, korkunç ölçülerdeki toplumsal dengesizliği kamufle etmek için söylenmiş, basmakalıp siyasetçi sözleridir onlar; tıpkı "devlet büyüktür, yaraları saracaktır" türünden...
Ankara oligarşileriyle İstanbul Dükalığı, Türkiye'deki öz gerçeklerin su üstüne çıkarılmasına hep karşı durdu.
Ve şimdi bıçak geldi kemiğe dayandı.
Basın haklı olarak, Kocaeli depreminden sonraki Türkiye'nin tutum ve durumuyla, Taipei depreminden sonraki Tayvan'ın tutum ve durumunu karşılaştırıp kıyaslıyor...
Ankara oligarşilerine yaranmak için bir ömrü "Türk'e Türk propagandası yapmakla" geçirenlerden bakalım herhangi bir yanıt çıkacak mı bu kıyaslamalara?
10-12 yıl içinde İstanbul'u da büyükçe bir depremin vuracağına nerdeyse kesin gözüyle bakılıyor.
Ve boyuna tekrarlanıyor:
- Tedbir alın...
TV ekranlarında siyasal demagojilerin yerini jeofizikçilerin tartışmaları almaya başladı...
Bilimciler, Türkiye'nin deprem haritalarını çıkarıp göstere göstere:
- Biz, diyorlar, yarım yüzyıldan beri yapıp durmadayız gerekli uyarıları. Şimdiye dek kimsenin kulak astığı olmadı...
Neden olsun ki?
En büyük rantı, kadastrosu dahi çıkarılmamış arazi yağması getiriyordu. Çok partili düzen de yağma bölüşümünü genişletmek ve legalize etmek üstüne etlenip kemikleşti.
Ve şimdi özellikle İstanbul'un "herkes"inde, bir kaygı, bir tedirginlik...
Tedbirli olmalıyız... Evet ama nasıl? Bu soru şimdilik yanıtsız kalıyor.
2000'in ortalarına doğru İstanbul'da alınacak tedbirlerin ne olup ne olmadığı daha berraklaşıp, daha belirginleşir..
Emlak piyasasına ekspertiz raporlarıyla bilimsel güvence belgeleri de girmeye başlar... Sakıncalı gibi görünen yapıları güçlendirecek inşaat firmaları çıkmaya başlar ortaya... Belki daha güvenceli yörelere doğru ufaktan bir göç de olur...
Velhasıl gelecek yılın ortalarından sonra daha netleşir İstanbul'da alınması önerilen "tedbir" sorunu...
O zamana kadar ne yapacağız? Ben kendim bilsem ne yapacağımı, hemen söylerdim vallahi.. Tek güvence 50 m. yüksekliğindeki yapının mimarı Derviş Aydeniz'le, en tepedeki dairelerde yanyana oturmak...
Hiç bir işe yaramayacak kaygılanmalarla günleri cehenneme çevirmenin de ne anlamı var ki yani?...