kapat

19.09.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
inter merkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.


Neden döndün?

Bu topraklara döneli altı yıl oluyor. Geriye baktığımda İstanbul'daki ilk günlerimin belleğimde garip izler bırakmış olduğunu görüyorum: Kucağımda iki yaşında bir çocuk, arkamda beş valiz, karşımda bana biraz kızgın bakan bir gümrük memuru. "Ne var bu dağ gibi valizlerde?" diye sorduğunda dudaklarımdan dökülen sözcüklere birlikte şaşıyoruz: "12 yılı sığdırdım ben onlara, hepsi bu, başka da bir şey yok..."

Daha sonra duymaktan bıkacağımı henüz bilmediğim bir soruyla ilk kez o gün tanıştığımı hatırlıyorum: "Neden döndünüz?"

Bu toprakları çok sevdiğim için döndüm. Paris'teki yaşlılara benzemek, oralarda ölmek istemediğim için döndüm. Bozacıyı, simitçiyi, Boğaz'da uçuşan martıları, vapurda satılan nane şekerlerini özlediğim için döndüm. Daha saymamı ister misiniz? Yoksa siz de herkes gibi bana deli muamelesi mi yapacaksınız?

Paris'i çok sevdim, o şehirle yaşadığım büyük aşkı tarif etmem imkânsız. Tam bir yıl boğuştum ben o şehirle. Önceleri beni istemedi. Yollarında kayboldum, parasız, evsiz, sevgisiz kaldım.

Dünyanın en güzel kentlerinden birinin sokaklarında ağlayarak dolandığım günleri hiç unutamam. O şehir bana hayatımın en büyük dersini verdi, kolayı sevmemeyi öğrendim ben o sokaklarda, en büyük zaferlerin en zor kazanılanlar olduğunu da oralarda öğrendim. Bunca yıl sonra Paris benim için kokusunu özlediğim eski bir sevgiliden farksız. Bir daha hiç gitmedim o şehre. Her daveti, her fırsatı geri çevirdim, her seferinde tek bir gerekçem vardı: "Daha hazır değilim."

İstanbul: Burayı çok sevdiğimi anlamam için bir deprem gerekiyormuş. Günlük yaşamın zorluklarıyla boğuşurken bu şehrin zarar görebileceğini hiç düşünmemiştim ve bunun bu denli canımı yakacağını fark etmemiştim. Bu kentin ne insanlarına ne de tarihi dokusuna bir şey olmasını kaldıramayacağımı anladığımda içimde bir yerlere bir sızı yerleşti. Oysa bu şehir de ilk zamanlar beni üzmek için elinden geleni yaptı. Dünyanın tüm metropollerinde olduğu gibi burada da yaşamayı hakketmek gerekiyordu. Bu zorlu sınavı başardım. İstanbul'a alışmak, onu sevmeyi öğrenmek kolay olmadı. Şimdi düşünüyorum da, İstanbul beni Paris'ten daha çok yordu ama başka şeyler öğretti ve tüm kargaşasına rağmen beni kendisine aşık etmeyi başardı. Bugünlerde bu aşkı taşımakta öyle zorlanıyorum ki...

Günlerdir bu topraklardan bir ses yükseliyor. "Git!" diyor o ses; "git, sen buralara ait değilsin. Bak, depremin ardından gelen acılara dayanamıyorsun, bizim kadar vakur olamıyorsun, kaderci olmayı beceremiyorsun. Oturup dua etmesini, Tanrı'ya sığınmasını bilmiyorsun. Bizlerle aynı tepkileri vermiyorsun, sen buraların insanı değilsin. Tamam, biz de öfkelendik, biz de üzüldük ama ölenle ölünmüyor, hem her gün çadırdakilerin kışı nasıl geçireceğini düşünerek de yaşanmaz ki. Delisin sen, deli.

Okulların açılmasını mantıklı bulmadın, işte istediğin oldu, kapandı hepsi, şimdi rahatladın mı? Hayır mı; yine neyi taktın kafana? Yeni depremlere hazırlık mı? Yapıyoruz ya, çocuklara masaların altına girmeyi öğretiyoruz. Yetmez mi?

Kendi çocuğunun sağlam bir okulda olduğunu biliyorsun; onun için değil de diğer çocuklar için mi endişeleniyorsun? Sen gerçekten delisin. Git buralardan, git, bak altı yıl olmuş, hâlâ buradaki insanlar gibi düşünmesini öğrenememişsin. Hem nasıl oluyor da yer sallandığında o kadar soğukkanlı davranabiliyorsun, bizim de paniğe kapılmamayı öğrenmemizi mi istiyorsun? Demek sen oğluna depremden korkmamayı ve sakin kalmayı öğrettin, aman ne güzel? Biz öğrenemiyoruz, korkularımızı belli ediyoruz, sen etmiyorsun. Sen cesur kızsın, Paris'te mi öğrendin bunu da? Ne dedin, hayır, cesur değil misin, sen de mi korkuyorsun? Peki neden kalıyorsun o zaman buralarda? Bu toprakları sevdiğin için mi? Sevecek başka yer bulamadın mı? Paris'i özlemiyor musun sen kuzum? Ne demek, ne alâkası var? He!m her şeye sinirleniyorsun hem de bu diyarlardan gidemiyorsun. Bu kadar inat da olmaz ki canım. Yahu, kızma ama bir şey soracağım sana; neden döndün sen?.."


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır