Çocuk sevgidir.. Sevginin çiçeği.. Aileyi hayata ve geleceğe bağlayan umudun köprüsüdür. Yalnız aileyi mi; toplumu da..
33 gün geçti ama 29 aile, deprem felâketinin cehennemi şokunu ve dayanılmaz acılarını ilk günün yıkıcılığı ile yaşıyor.
Hatta daha da ağırlaşmış olarak..
Çocuklarını bulma yolunda harcadıkları insan üstü çabaların vücutlarında ve kafalarında yarattığı ağır tahribatla her gün biraz daha güçten düşerek..
Düşüncelerine üşüşen korkuların etkisiyle daha çok umutsuzluğa ve çaresizliğin yarattığı isyan duygusuna sürüklenerek..
Güney Balaban, Gölcük'te 3 yaşındaki oğlu Oğuzhan'ın yıkıntılar arasından çıkarılışını görmüştü.
Bir an bebeğinin iri siyah gözleri ile bakışları buluşmuş, yüreğinden taşan sevinci yaşamaya ve Tanrı'ya şükretmeye fırsat kalmadan Oğuzhan kaybolmuştu.
Onu çocuk hırsızları mı çaldı?
Oğuzhan, acaba yardıma muhtaç felâketzedelerin organlarını ameliyat masasında çalan mafyanın eline mi düştü?
Kayıp çocukların aileleri, korkunç ihtimallerin uyandırdığı acılarla zehirliyorlar kendilerini. Onların duygularını, hatta arayışlarını paylaşmamız gerekiyor.
Devlet, kayıp çocukların bulunması için genelge çıkardı. Bu çaba yeterli değildir.
Herkes, yalnız deprem bölgesinde değil, ülkenin her köşesinde bu çocukları, kendi çocuklarıymış gibi aramalıdır.
Çalınan hayatlar, sadece o çocukların, ailelerin değil, tüm toplumun hayatıdır!
Yargıtay Başkanı Selçuk, taşları yerinden oynatan konuşması yüzünden başına taşlar yağabileceğini bilerek yola çıkmış.. Nuriye Akman'a, bunu belli ediyor..
Sami Selçuk'un en çok, laikliği farklı tarif etmesi ve devletin dini yönetmekten vazgeçmesi gerektiği yönündeki görüşleri rahatsızlık yarattı.
Ama düşünceleri çürütülemedi.
Devletin "Birinci öncelikli tehlike irticadır" diyen 28 Şubat tarihli tesbiti ortada dururken, kim 75 yıllık uygulamanın kusursuzluğunu savunabilir? Bunu yapamayanlar, söylediklerini üzerinde düşünmeye değmez kılmak için onu kirletmek istediler.
Ama Selçuk durmuyor:
Soru: Birinci öncelikli tehlike nedir?
Cevap: "İrtica.. Ve irticaya karşı demokratikleşememek!"
Bu bir ricat mı? Değil.. Diyor ki:
"Tehlikeyi ortadan kaldırmak için ya zor kullanacaksınız, irtica ile ilgili düşünceleri yasaklayacaksınız ya da onları rejimin içinde eritip parçalayacaksınız.."
Uygar dünya yasak ve susturmadan vazgeçti. Çünkü o yol merakı kışkırtıyor; tehlikeyi yer altına itiyor; oldukları gibi görünmekten korkan insanları ikiyüzlülüğe zorluyor..
En önemlisi de şu: Bu düşüncenin sahipleri, birbirleriyle tartışmalı oldukları halde devleti düşman görerek bloklaşıyor..
İrticanın panzehiri demokrasidir. Demokrasi irticaya değil laikliğe hayat verecektir.
Bu tartışmanın Türkiye'ye açacağı ufku karartmayalım..