kapat

19.09.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
inter merkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Çağdaş Yaşamı (Sakın) Destekleme!
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof. Türkan Saylan ile, tıknefes bürokrasi ve memleket ahvali üzerine...

Türkiye'nin en önemli sivil toplum örgütlerinden Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof. Türkan Saylan ve İstanbul Yardım Grubu'nu oluşturan tanınmış işadamları, geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanlığı'na yapılan bir ihbar yüzünden ifade vermek üzere istanbul Emniyeti'ne davet edildiler. Yıllarını bilime, çağdaş eğitim kurumları kurmaya, yoksul gençleri okutmaya adamış saygın bir ismin, bir ihbar yüzünden Emniyet'e davet edilmesi büyük tartışmalara neden oldu. Bu tartışmaların ardındaki gelişmeleri Prof. Türkan Saylan ile konuştuk.

* Gözaltına alındığınıza dair haberler okuduk. Neler oldu?

Kesinlikle gözaltına alınmak gibi bir şey yok. Ben de okudum ve çok üzüldüm. Ertesi günü Sadettin Tantan aradı; "Hocam, siz bizim başımızın tacısınız nasıl böyle bir şey olabilir?" dedi. Ben de onu çok severim. Halk insanıdır, insan sever bir Atatürkçü'dür. Bu olay onun bir davranışı gibi algılandı. Emniyet'e gidip ifade verişimin Tantan'ın özel emriyle falan olduğu doğru değil. Türkiye'de yasalar böyle. Ben kendimi farklı, ayrıcalıklı biri olarak görmüyorum. Ama adalet sisteminin değişmesi lâzım; bu bir kez daha ortaya çıktı. Olay tamamen, sistemle ilgili. Bizim sistemdeki yanlışı düzeltmemiz lazım.

İmkânlar birleşiyor
*İçişleri Bakanlığı'na yapılan ihbarın içeriği nedir?

Deprem sonrası Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği olarak, Türkiye'nin tanınmış işadamlarının kurduğu İstanbul Yardım Grubu ile ortak bir çalışma içine girdik. Osman Çarmıklı, Cem Hakko falan, çevrelerinde geniş bir kitle var, tabii paraları da var. "Biz devlete nasıl yardım edebiliriz?" diye düşünmüşler ve Yalova Valiliği'ne gidip prefabrik evler yapmak için yer istemişler. Yalova Valiliği de bir yer göstermiş. Onlar da plan çizdirmişler fakat bir bakmışlar ki, hükmi bir sıfatları yok; dernek veya vakıf değiller. "O zaman biz bu işi bir sivil toplum örgütü ile birlikte yapalım," diye bir karar alıyorlar ve bir sürü toplum örgütü ile yaptıkları görüşme sonucunda bizle çalışmaya karar veriyorlar. Bugünün ortamında bir ay içinde 1.600 kişinin yerleşebileceği prefabrik evler kadar cazip bir proje olabilir mi? Hemen kabul ettik. İnşaat grupları ile pazarlıklar, teklifler derken yeri aldık ve hafriyatına başlandı. O sırada da Cem Hakko, sahibi olduğu Power FM'de duyurular yapıyor bu proje ile ilgili. Prefabrik konutlar yapan bir işadamı, İçişleri Bakanlığı'na; "Radyoda böyle bir proje yapıldığını duydum. Kimse benden teklif istemedi. Belki ben de yardım edebilirim. Maliyetini öğrenmek istiyorum," gibi bir mektup yollamış. Yani görünürde masum bir mektup.

Pastadan pay kapmak...
Hocam, bu işe katılmak isteyen masum biri, İçişleri Bakanlığı'na mı başvurur?

Tabii ki başvurmaz. Bir nevi üstü kapalı ihbar gibi bir şey işte. Emniyet, derneğin başındayım diye bana geliyor, çünkü bu evrağı kapatması lâzım. Beni Emniyet'e çağırıp bu evrakla ilgili ifademi aldılar. Kimse direkt olarak Türkan Saylan'ı suçlayan bir yazı yazmış değil. Beni asıl rahatsız eden, ifade için Emniyet'e çağrılmam falan değil. İfade verdikten sonra anlayamadığım olay, o kadar basın mensubunun oraya gelip sanki yeni bir olay varmış gibi beni sorgulamaya kalkmaları. Birileri İstanbul Yardım Grubu ve bizle ilgili bir şahibe çıksın ortaya istedi. Bence bir takım işadamları bizim yaptığımız bu projenin büyük bir pasta olduğunu düşünüyor ve onlar da bu pastadan pay almak istiyor. Bizleri karalayarak, yıldırmaya çalışıyor diye düşünüyorum.

Hepimiz suçluyuz...
Yaşadığımız deprem felâketinden sonra; 'Artık hiçbir şey eskisi olmayacak' sözünün doğruluğuna inanıyor musunuz?

İnanmak istiyorum. Bu bizlere bağlı olan bir şey. Halk, sivil toplum örgütleriyle fikrini bir yerlere iletmesi gerektiğini fark ederse, güçlü, örgütlü bir toplum örgütü olmanın gerekliliğini algılarsa, bir şeyler değişecek. Şimdi deprem bölgelerinde çadırlar kurduk. Kış geliyor. Muhakkak bu çadırları prefabrik evlere dönüştürmek zorundayız. Yurt içinde, yurt dışında önemli olan bu imkânların hepsini birleştirmek. Devlet ve bizler, elbirliği ile... Ama yasalarımız bunu engelliyor. Afet yasamız, çok eski bir yasa. Halk olarak her şeyi devletten beklemeye alışmışız. Devlet de; "Ben her şeyi bilirim, kimse bana karışmasın," demeyi öğrenmiş. Ama 21. Yüzyıl'a girerken insanlık âlemi buna izin vermez. Biz hep aynaya; "Saçımız bilmem ne oldu," diye bakıyoruz. "Ben kimim? Yeteneklerim hangi boyutlarda? Bu dünyaya ne verebilirim?" diye bakmıyoruz. Biz Yalova'da işe küçük şeylerle başladık. Mahalleleri düzeltmek, çöp torbalarını kaldırmak gibi... Şimdi çadırlarda topladığımız, oyaladığımız, ilgilendiğimiz 900 çocuğumuz var.

Yaşamak şakaya gelmez!
İyiniyetli girişiminizin böylesi bir duruma alet edilmesi yılgınlık yaratıyor mu?

Bize çocukluğumuzda; "Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın," diye öğrettiler. Yaşamı sadece kendim için değil bütün insanlar için eşitleyici hâle getirmek adına çalışmam gerektiğini düşünüyorum. Yani kendim Cumhuriyet'in, Atatürk'ün bir kızı olarak, bu ülkede her türlü olanağa sahip olmuşum, bir yere gelme olanağına, en sevdiğim mesleği yapabilme olanağına... Çoluğumu çocuğumu büyütmüşüm, torunlarım olmuş, yaşam içinde mücadelemi yapmışım ama en önemlisi bunları hakketmek. İnsanlar için bir şeyler yapmanın önemli olduğunu fark ettiğimden böyle bir çabanın içindeyim.

Siz bildiklerinden şaşmayan, dirençli bir insansınız. Bu gücü nereden buluyorsunuz?

Hiç hırs içinde olmadım ve mesleki bir yarışta bulunmadım. Birçok insan bu nedenle buruklaşmıştır. Bir konuma ulaşmak için kaybetmek zorunda kalmışlardır. Benim akademik kariyerim tamamen raslantısal bir şekilde gelişti. Şanslı bir şekilde İstanbul Tıp Fakültesi'ne girebildim. İhtisasımı istediğim dalda seçtim; bu yüzden kendimi son derece şanslı buluyorum. "Evlat sevgisi nedir?" diye aramadım; üniversite öğrenciliğim sırasında iki tane arslan gibi oğlum oldu. Evet belki hayatta bedensel olarak çok acı çektim. Belkemiği tüberkülozu geçirdim, ameliyat oldum, 13 ay yüzükoyun yattım, iki yıl çelik korse ile yaşadım ama bugün geriye dönüp baktığımda bunları kazanç olarak görüyorum. Yani şimdi acı çeken insanın ne demek istediğini, iyileşmenin ne olduğunu, çok iyi biliyorum. Onun için ufak tefek şeyler beni mutsuz etmez.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, artık hep isminizle birlikte anılıyor. Bu işe girişirken, bu denli ses getireceğini düşünüyor muydunuz?

Ben beş çocuğun en büyüğüyüm. Ablalık yaşantım var uzun süre. Çok küçük yaşlarımda sorunları yenmesini öğrendim. Sorumluluk duygusunu kazandım. Boğaz'da, denizde yaşamak, doğayla bütünleşmek, bambaşka bir şey veriyor insana. Bir sağlamlık, bir ilkelilik var. O yıllar İkinci Dünya Savaşı... Paylaşmayı, yetinmeyi, sevilmeyi öğrendik. Harp zamanı çocukları olduğumuz için herkes sıkıntılıydı. Paylaşımı öğrenince bir şeye sahip olmak o kadar önemli değil. Ne bileyim sadece bir evim olsun yeterli. Arabamın eski olmasının önemi yok. O yüzden meslek hayatım boyunca da pek para kazanmak gibi bir hırsım olmadı. Muayenehane açmayı hiç düşünmedim. Tabii ki para insanın ihtiyaçları için gerekli ama hiçbir zaman ayağımdaki ayakkabı delinmeden ayakkabı almayı düşünmedim. Sağlıksızlığın ne ifade ettiğini biliyorum. Onun için ufak tefek şeyler beni mutsuz etmez. Ama mesela ülkemde fırsat eşitliği olmaması beni mutsuz eder. Bu yüzden Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği kuruldu.


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır