kapat

19.09.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
inter merkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Ama ne romans!
Avrupa'da izleyicileri ve yazarları ikiye bölen Romance, feminist bir manifesto mu, yoksa ucuz reklama sığınan bir porno mu? Keşke herhangi biri olabilseydi!

Ebru ÇAPA

Feminist bir manifesto mu, ucuz bir porno mu? Catherine Breillat'ın filmi Romance, "deprem enkazı" altında kalmadan önce, Türkiye sinema gündemine bomba gibi düşmüştü.

Bayan Sabah, olayı mahalinde incelemeye karar vermişti. Gidecek, filmi izleyecek, "bilirkişiler"le birlikte tartışacak; feminizme, kadın cinselliğine, sinemada erotizme katkılarını, getirilerini, götürülerini irdeleyecektik.

Baktık ki deprem, Romance'in yarattığı sarsıntıyı gölgelemiş ama silememiş, kararımızı uygulamaya koyulduk. Maalesef, Romance'i izlemek üzere buluşan grup arasında bir münazaranın vuku bulduğunu iddia etmek mümkün değil. Zira Özen Film'den Nizam Eren haricinde herkes filmin berbatlığı konusunda hemfikirdi.

Konuyu kısaca geçelim: Genç, güzel bir ilkokul öğretmeni olan Marie (Caroline Ducey), yakışıklı Paul (Sağamore Stevenin) ile yaşamaktadır. Ancak, Marie'nin ısrarcı tutumuna rağmen, Paul onunla yatmayı reddeder. İçinde bulunduğu durum, Marie'yi, bardan erkek kaldırmaktan (Filmin en çok tartışılan oyuncusu, esasta porno filmlerde rol alan Rocco Siffredi) tutun, apartman boşluğunda bir yabancıyla para karşılığı birlikte olmaya, çalıştığı okulun müdürü ile sado-mazo ilişkiye girmeye kadar, türlü "avuntulara" iter.

Bu arada Marie'nin geveze düşüncelerini "her pozisyonda", kafa sesi sayesinde duyarız: Kendisini düzen erkeklerden nefret eder, onları görmek bile istemez, o aslında sadece sefil bir "çukur"dur, mastürbasyon erkek cinsel organına duyduğumuz ihtiyacı unutturan acıklı bir avuntudur, vs...

Sonunda Marie ve Paul, bir kereye mahsus olmak üzere yatarlar. Marie, Paul'den bir erkek evlat dünyaya getirir, çocuğa babasının ismini verir ve Paul'ü kaza süsü vererek öldürür. Herhalde filme "feminist manifesto süsü" veren de bu final!.. Ne hikmetse biz bu finali, özellikle aşağılayıcı ve salakça bulduk!

Romance'in kadın cinselliği ya da ruhu üzerine hiçbir şey söylemediği muhakkak. Porno diyebilir miyiz? Yok, pornoların hakkını yememek adına onu bile diyemiyoruz...

"Tartışma yarattı."

Film Fransa'da vizyona girdiğinde yazarlar ve halk, pornografik-sanatsal diye ikiye ayrıldılar. Bizde gösterime çıkarken, sansür anlamında korkumuz vardı. Şiddet doluysa sansürün umrunda olmuyor ama erotizmle ilgili bir filme derhal müdahale ediyorlar. Film kesilmedi fakat oto-sansür uygulandı. Capitol sineması "kendi ahlâki değerlerine uygun bulmadığı için" filmi sansürlü gösterdi. İzledikten sonra kendi adıma şunu düşündüm: Bugüne kadar bir erkek olarak birlikte olduğum bütün kadınları onurlandırmışım da haberim yokmuş!

"Acayip sıkıldım!"
Benim için filmin hiçbir özelliği yoktu. Konusunu anlayamadım daha doğrusu. Son 15-20 yılın Fransız filmlerinden zaten umudu kesmiştim. Bu, umudu kesmemde hiçbir beis bulunmadığını kanıtlayan bir film oldu. Acayip sıkıldım. Cinsel organların görünüyor olmasının ticari teması bir yana, filmin sinematografik olarak hiçbir değeri olmadığını söyleyebilirim. Fransızlar, son yıllarda Amerikan sinemasına pislik muamelesi yaptıklarından, bütün güzel sinematografik anları Amerikalılar'a bırakıp kendilerini o alanlardan sıyırıyorlar. Buna da sanat sineması diyorlar: Heyecanlanmayacaksın, asla bir gerginlik olmayacak, asla hoşuna gitmeyecek. Sinema ancak o zaman pür ve beyaz ve sanat oluyor. O pis fikirlerini bu filmde de gördük. Fransız sinemasına Allah rahmet eylesin. Sinematografik bir an, bir başarı görmüş değilim. Hiçbir şey anlatamıyor.

"Aşırı mesaj kaygısı vardı."

Ben erotik bir film göreceğimizi bekliyordum. Cinselliği her şeyiyle ele alacak bir film beklerken, bunu bulamadım. Filmde beni rahatsız eden şeylerden biri de aşırı mesaj kaygısıydı. Filmin bütün kelimeleri, cümleleri, bir şeyler anlatmak isteyen yargı cümleleriydi. Filmde bir kadın-erkek diyaloğu yoktu; sanki hep bir kitaptan cümleler okunuyor.

"Ar damarım çatladı!"
Bu film benim ar damarımı çatlattı. Bundan sonra yapacağım hiçbir harekette mesuliyet kabul etmiyorum. Filmde çok derin mesajlar vardı; hepsini aldım. Bir kadının ne söylediği önemli değil, ne yaptığı önemlidir; onun için erkek milleti olarak, kulağınızı kapatın ve bildiğinizi yapın. Esas ana mesajı da; "Bir kadına asla ödünç kitap vermeyin, çünkü okumaz," diyor! Eleştirmenler ne yazarsa yazsın bu film, fısıltı gazetesinin sayesinde gişe yapacaktır. Başroldeki kadın, amaçsız bir şekilde kendini sorguluyor. Toplumdan uzak bir noktada bulunan insanın kendisini sorgulaması bana mantıklı gelmiyor. İnsan kendini pozisyonu açısından sorgular. Hayatı algıladığı noktadan yargılar.!

"Feminizm mi?!?"
Ben bir basit bir izleyici olarak konuşuyorum. Beni de herkes gibi isyan ettirdi film. Zannediyorum insanların hedefsizliği, amaçsızlığı, problemsiz yaşantılarının yarattığı kendileriyle lüzumsuz hesaplaşma, didikleme hâli... Bu, amaçsızlıktan, hedefsizlikten ve edepsizlikten geliyor herhalde. Üstelik bu insanların genç olması sıkıntı verdi bana. Feminist açıdan hiçbir şey bulamadım. Yani bu kadın, bir erkek de olabilirdi; hiçbir şey fark etmezdi bana kalırsa. Onun için feminizmi bu filmle hiç karıştırmayalım bile... Avrupa'da herhalde gençler bir noktaya gelip tıkanmış olsalar gerek ki, bu konu bu kadar irdelendi ve de tartışıldı. Kimse kendini kahramanlarla özdeşleştiremez zannediyorum.


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır