kapat

12.09.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
SELAHATTİN DUMAN(sduman@sabah.com.tr )


Boşu boşuna masraf yapmayın!

Bedelli olayından sebeplenecek gençlerimizin, genç irilerimizin, askerden kaçmak için yıllarca üniversitelere sığınanların bu işe ne kadar yeteneksiz olduğunu anlamak için ille de iki aylık eğitime tutmanız şart değil..

Dünkü yazıma bakıp da "Bedelli Askerlik" uygulamasına karşı çıktığım, filan sanılmasın.. Aksine.. Uygulamayı hem biçim hem de zamanlama açısından çok yerinde buldum..

Bu sebepten cumhuriyetimizin müsteciri Sayın Genelkurmay Başkanımız'ı yürekten kutluyorum..

Benim takıldığım tek şey, bedel verip yükümlülüklerini yerine getirecek olanların iki aylık askere alınması..

***

Tecrübemle biliyorum ki bu iki aylık devlete, millete zaman ve para kaybından başka bir şey değil.. Çünkü silah altına alınanlar iki ayda ancak sıraya girmesini öğrenecekler, doğru dürüst merasim yürüyüşü bile yapacak kıvama gelemiyecekler..

Düşman bizi ezdi geçti..
Biz askerliğimizi dört aylık topçu eri olarak yaptık.. Üstelik eğitimden filan kaytarmadan.. Öğrendiklerimden aklımda sadece iki şey kaldı..

Birincisi; o gün elimizde bulunan sistemle düşman tanklarına ateş etmeye fırsatımız olmayacağı, en iyi çarenin kaçarak düşmanı zor dumuma düşürmek olduğu..

Bunu bizzat yaşayarak öğrendim.. Manevra gibi bir şeydi.. Orta ağır topların başına dikilmiş karşıda bir tepeye gurup atışı yapıyorduk.. Tepenin yamacındaki temsili düşman tankları kireç boya ile işaretlenmişti..

Komutanların verdiği emire göre bizim muhabere bölüğünden iki kişi, sırtlarında koca telsizlerle düşmana iyice yaklaşıp konuşlanıyor, güya tankların koordinatlarını veriyordu..

Ölçme bölüğü bu koordinatları ateş idare bölüğüne iletiyor, onlar da hedefi koordinatlara göre hazırlayıp ateş ediyorlardı..

Karşı dağın bize bakan bayırını gümbür gümbür döverken birinci manganın başı olaraktan aklıma bir şey geldi..

***

Birinci manganın başı demek dört mangadan oluşan koskoca bir takımın komutanı demek.. Boru değil, subaylarla birlikte içtimaya çıkıp tekmil veriyorsun..

Yani ciddi bir savaş çıksa, göstereceğin yararlılıkla terfi ede ede yolun genelkurmay başkanlığına kadar açık..

Üstüne üstlük yaşça da bölük komutanından büyüğüz.. Bundan aldığımız cesaretle yaptığımız ilk iki atıştan sonra bölük komutanına sordum:

- "Komutanım tanklar bize ne kadar uzaklıkta?"

- "Binüçyüz metre.."

- "Düşman tanklarının hızı ne kadar?"

- "Varşova Paktı standartına göre 80 kilometreye kadar çıkabilirler.."

Bu bilgileri alır almaz saatime baktım.. İki atış arasında geçen zamanı hesapladım.. İşgüzarlığım tuttuğundan, esas duruş gösterip:

- "Komutanım, ikinci atışa lüzum kalmadı.. Düşman tankları üzerimizden geçtiler bile.." dedim..

Askerlik hayatımın en ağır fırçasını orada yedim.. Bölük komutanı benim sadece geri zekâlı olduğumu ilan etmekle kalmadı, çenemi tutmadığım taktirde tanklardan evvel kendisinin üzerimden geçeceğini ima etti..

Telsiz değil başbelası..
Öğrendiğim ikinci şey ise bir erbaşın, komutanı karşısında fikirlerini kendisine saklaması lazım geldiğiydi..

Bizim askerlik yaptığımız dönemde cep telefonu yoktu..

Biz de topçu muhabereyiz ya! Kullandığımız cihaz bir metre boyunda, otuz santim yüksekliğinde, elli santim elinde bir radyo alıcısı.. Üstelik demirden..

Aynı ebatta bir de aküsü var..
Eğitim alanına getirmek için radyoyu bir keçeye, aküsünü başka bir keçeye koyuyoruz. Dört kişi birini, dört kişi diğerini taşıyoruz..

Üstelik bunları eğitim alanı ile depo arasında taşımak için eğitimden bir saat önce işe başlıyoruz.. Eğitimin bitmesine bir saat kala da deponun yolunu tutuyoruz..

Depo dediğim de 150 metre uzakta.. Yani üçyüz metreyi, sekiz kişi iki saatte alabiliyoruz..

Öyle ağır ki meret, günde on saat taşırsak ancak üç kilometre yol yapabiliriz.. Suriye ile savaşa tutuştuk diyelim..

Bizim Tugay ile Suriye sınırı yaklaşık 1400 kilometre.. Günde on saat yol yapsak, kaba bir hesapla; bu telsiz ile aküsünü cepheye tam 466 günde götürebiliriz..

- "Bayramdan sonra nağra.. Hoş geldin Bayram Ağa!" derler adama.. Üstelik menzili de taş çatlasa onbeş kilometre..

***

Sabah akşam taşımaktan telsize nasıl düşman olmuşsak artık, bir savaş neyim çıksa telsizi düşmana teslim edeceğiz..

Bir gün yüksek rütbeli bir komutanın bizim taburu denetlemesini bekliyoruz.. Takım olarak dört manga, o lanet telsizin başında (U) düzeni dizildik..

Ben de birinci manganın, yani takımın başı sayıldığımdan telsizin marifetlerini ezberimden tekrarlayıp duruyorum..

Çünkü komutan ihtimal ki telsizi önce bana soracak.. O yüzden cihazın künyesini bir tamam bileceğim, marifetlerini sular seller gibi teklemeden sayacağım.. Komutan da bana "Aferin" diyecek..

Komutan geldi karşımıza dikildi.. O saat bildiklerimin tamanını unuttum.. Boş gözlerle telsize bakıp, künyesini hatırlamaya çalışıyorum..

Sonunda korktuğum başıma geldi, komutan "bu nedir?" diye telsizi gösterdi.. Allah tarafından bir cesaret üşüştü içime..

- "Bu bir Allah'ın belasıdır komutanım.. Bir savaşta en az sekiz düşman askerini saf dışı bırakır.." deyiverdim..

Baktım bizim bölük komutanı allı morlu olmuş.. Komutan sakin.. "Ya öyle mi?" dedi ve "Anlat bakalım nasıl oluyor!" diye ekledi..

- "Komutanım bu telsizi dört kişi, aküsünü de dört, toplam sekiz kişi taşır.. 15 kilometre menzini olduğundan bir işe de yaramaz.. Ama savaşta bunu düşmana yakın bir yere bırakırsınız o başka.."

- "Eeee!"

- "Yani düşman ganimet buldum sanır.. Telsizle aküsünü taşıyacağım derken, sekiz askeri saf dışı kalır.."

Oldu olacak, kırıldı nacak hesabı; ben fırça beklerken komutan yüzüme baktı.. "Aferin.." dedi.. "Olayı iyi anlamışsın.."

Lafın sonunu da bölük komutanına bakarak söyledi ki konuşmamdan ötürü bana ceza filan vermesin.. Bölük komutanı mesajı anladı tabii..

Uzun lafın kısası bir cep telefonu çıktı.. Bizim askerde öğrendiğimiz bütün bilgiler güme gitti..

İşin kötüsü şimdi cep telefonunu da kullanamıyorum.. Biri mesaj geçse söktürene kadar aküyü bitiriyorum..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır