kapat

12.09.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CENGİZ ÇANDAR(ccandar@sabah.com.tr )


"Zafer ve utanç"...

Yargıtay Başkanı'nın haftabaşına yaptığı tarih” konuşmayla birlikte, tam bir haftadır "tartışan" bir toplum haline geldik.

Tartışmaya, Sami Selçuk'a "belden aşağı vurmak" amacıyla ve ortaya attığı son derece önemli görüşlerin konuşulmasını sindirmek için katılanlar olsa bile, unuttuğumuz ya da bize unutturulan tartışma başlamıştır.

Nitekim, TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Bülent Eczacıbaşı önceki gün yaptığı konuşmada, özü itibarıyla Sami Selçuk'un dile getirdiklerinden pek uzağa düşmeyen bir konuşma yapmıştır. TÜSİAD'ın "demokratikleşme paketi"nin yakın gelecekte, yine bir değerli hukukçu (üstelik Kemalist diye tanınır) Prof.Dr.Bülent Tanör'ün kaleminden çıkarak, tartışma plâtformunu zenginleştirmesi bekleniyor. Sami Selçuk, haftabaşındaki 55 sayfalık konuşma metninde, Clemenceau'nun ta 1888'deki bir sözüne atıf yapmış ve "Konuşulan ülkelerde zafer, susulan ülkelerde utanç vardır" demişti.

Selçuk'u susturma ve ortaya attığı fikirlerin tartışılmasını sindirme girişimleri, Türkiye'yi "utançlı" duruma sokacağı; biz ise ülkemizin "muzaffer" olmasını istediğimiz için, tartışmayı kesmeyeceğiz... Bence, Sami Selçuk'un konuşmasında getirdiği ve içeriği itibarıyla kuramsal önemi Türkiye sınırlarının da dışına taşan önermesi, "hukuk devleti-hukukun üstünlüğü" ayrımına yer vermesidir. Daha "hukuk devleti" bile olamamış, "kanun devleti" konumundaki bir ülkede bu tartışmanın yer alması, anlamsız bir lüks gibi gelse de, Selçuk'un önermesi felsef” boyutları itibarıyla, 21. Yüzyıl'a sarkacak olan "nasıl bir Türkiye" tartışmasının özünü oluşturuyor.

Mesele "Fransız hukuk sistemi mi; Anglo-Sakson hukuk sistemi mi" şeklinde, Türkiye'nin kutuplaşmaya yatkınlığı nedeniyle, pek kolay alışabileceği "şablonculuk"tan çok daha derinlerdedir.

Selçuk, konuyu "şablonculuk"tan çıkarıp, "içerik" kazandırıyor. "Hukuk devleti küresindeki savaşım, devletin topluma ve bireye karışmasını azaltma savaşımıdır. Temel amaç, kanımca 'az devlet, çok hukuk' formülüyle özetlenebilir. Dar bir ufuktur bu" diyor ve devam ediyor:

"Buna karşılık 'hukukun üstünlüğü' ilkesinin boy verdiği Anglo-Sakson ülkelerinde toplum, sözleşmeci ve uzlaşmacıdır. Kendi kendini düzenler. Saydam ve dışa açıktır. Birey yarışmacıdır. Girişim gücü, devlette değil, bireyde ve sivil toplum örgütlerindedir, devlet merkezci değildir... Çoğulculuk kurumsal parçalanmayı, işbölümünü yaratmış, toplum kendi hukukunu kendi üretiyor. Devletin karşısında özerk bir hukuk var. Bireyle devlet, bu hukukun karşısında eşit konumda... Toplum devletin vesayetinde değil, devlet toplumun içindedir."

Türkiye, "hukuk devleti" bile olamadan, Marmara depreminde devletin, toplum vicdanında enkaz haline geldiğini yaşadı. Aynı felâket, bireyin ve sivil toplum örgütlerinin girişimci gücünü ve dayanışma ruhunu da ortaya çıkarttı. 101 imzalı bildiri, toplumumuzun "uzlaşma eğilimi"ni da gözler önüne serdi. Eğer deprem gerçekten bir "milat" ise, "sözleşmeye dayalı" bir toplum yapısına ve bunun hukuk” çerçevesine ilerlemek için mükemmel bir fırsat doğmuştur. Kendi kendini düzenleyen, sözleşmeci ve saydam bir toplumda, din ve devlet işlevleri tümüyle birbirinden, karşılıklı etkilenmeyecek biçimde ayrılacağı için, "irtica tehdidi"ne de zemin kalmaz. O üzerinde pek titrenilen laiklik ilkesi, güvencesini, MGK bildirilerinden ziyade "toplumsal sözleşme"de ve "hukukun üstünlüğü"nde bulur.

Diyanet işleri teşkilâtını devletin dışına çıkarıp, özerkleştirdiğiniz takdirde, din hizmeti veren bir "Sünn” işlev" haline gelir ve Alev” vatandaşlarımız da devlet tarafından ayrıma maruz bırakılmamış, "toplum sözleşmesi"nde eşit yerlerine almış olabilirler.

Bir haftadır süregiden tartışma, "Türkiye'nin modernleştirilmesi" tartışmasıdır. Türkiye'nin dünya ile entegrasyonu yollarının açılması uğraşıdır.

12 Eylül'ün 19. yıldönümüne anlamlı bir kutlama!

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır