- Mucize mucize... Bir anda görmeye başladım...
Aynı konuşmayı TV ekranlarından izleyen bir sağır da başlamış bağırmaya:
- Mucize mucize... Bir anda duymaya başladım...
İktidarı sık sık kötürüm olmakla suçlayan bir gazeteci de, Selçuk'un konuşmasından sonra vazgeçmiş suçlamaktan.
Çünkü öğrenmiş ki, iktidar da, karar vermiş iki tekerlekli sandalyesinin lastiklerini değiştirmeye...
Horoz tavuğuna:
- Yumurtlayamıyorum diye, üzülme diyordu. Daha olmazsa komşu tavuklardan birinin yumurtasını evlatlık ediniriz.
Tavuk:
- Olmaz, dedi.
- Neden?
- Ankara'daki siyasetçileri görmüyor musun? Onlar da doğru dürüst bir demokrasi doğuramayınca, Batılılardan evlatlık edinmeye kalkmışlardı demokrasiyi...
- Eee yani?
- Biliyorsun cılk çıktı..
Yargıtay Başkanı'ndan sonra, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı Prof. Dr. Orhan Güvenen de, on yıldan bu yana Planlama Teşkilatı'na karşı siyasetçilerin sürdürdüğü tutuma verdi veriştirdi:
- Yanlış bir yapılanma yüzünden, olmayan ekonomi bakanlığının sekreteryası gibi çalıştırıyorlar Planlama Teşkilatı'nı, dedi.
Devlet kuruluşlarının en tepesindekiler tarafından büyük bir medeni cesaretle yükselmeye başlayan "mevcut düzenin eleştirileri" bazı çevreleri düşündürmeye başladı.
İçlerinden biri:
- "Önce sen şunu söyle, Atatürkçü müsün, değil misin?" sorusunu çıkaralım karşılarına, dedi.
Öteki:
- Bu taktik eskisi kadar sökmüyor artık, dedi. Süleyman Nazif'in dediği gibi, Atatürk ile Atatürkçülük arasındaki fark "süt" ile "sütçülük" arasındaki farka dönüştü, dejenere oldu...
- Eee peki ne yapalım?
- Önce biraz daha düşünelim...
- Nasıl düşünelim yani?
- Şimdilik pis pis...
Hem anayasal olmayan, hem de insan hakları güvencesinden yoksun bir demokraside siyasetçilerin biribirlerini eleştiren nutuklar söylemesi neye benzermiş biliyor musunuz?
İki sineğin taze bir manda dışkısı üstünde sebeplenirken, birinin yellenivermesine karşı, ötekinin:
- Hişt kendine gel, sofrada böyle şeyler yapılmaz, demesine...
Laik bir fıkra örneği: Tanrı kadını yarattıktan sonra en zekilerini Musa'ya vermiş, en güzellerini de İsa'ya... Geri kalana şöyle bir baktıktan sonra da düşünmeye başlamış:
- Acaba bir peygamber daha mı indirsem de, şunları da sarıp sarmalayıp gözlerden saklayıverse?
Şu da laik olmayan bir fıkra örneği: Hoca cemaate soruyormuş: - Günde beş vakit namaz borcunu eda etmeyen bir siyasetçinin sözüne inanılır mı?
Cemaat:
- İnanılmaz, diyormuş.
Hoca, neden inanılmayacağının gerekçesini de şöyle açıklıyormuş:
- İnanılmaz, çünkü Tanrı'ya secde etmesini unutmuş birinin, kimin karşısında domalacağı hiç belli olmaz..
Murat Belge'nin de belirttiği gibi Türkiye'de demokratik özgürlüklerden hiç mi hiç hoşlanmayan bir takım cumhuriyetçiler var.
Onlar düşündüklerini özgürce söyleyenleri, "devletin temeline dinamit koymakla" suçluyorlar.
Çoğulcu bir demokrasiden yana olanlar da onlara soruyorlar:
- Peki, siz düşündüğünüzü söylemeyerek ne koyuyorsunuz devletin temeline?
Verdikleri yanıt çok kısa:
- Biz sadece koyuyoruz.
Aydın din adamı, Adem ile Havva'nın nikâh olmadan yatmalarını anlayışla karşılarmış.
Aydın olmayan din adamı ise Havva'ya kızarmış:
- İlk karşılaştığı erkekle hemen yatmaya kalkan bir şırfıntı, diye.
Çok bilmiş bir cumhuriyet:
- Gözünüzle görmediğiniz şeylere inanmayın, dermiş.
Az bilmiş bir demokrat:
- Kimsenin özel hayatı, kimseyi ilgilendirmez, dermiş.
Ya siyasetçi ne dermiş:
- İktidara geldiğimiz zaman çözümleyeceğiz bu sorunu...