Tedavisi en güç ruhsal hastalıklardan biridir. Çünkü hasta sadece çevresine değil doktoruna bile güvenemez.
Sorunlarının kendinden değil, başkalarından kaynaklandığına inanır.
Biz bu hastalığı yıllardır yaşıyoruz.
"Türk'ün Türk'ten başka dostu yok" yargısı, hastalığın yansımasıdır.
Bu hastalık, toplumda uç veren değişim taleplerini kuşku ve hezeyan ile karşılıyor.
Deprem felâketnden sonra yardıma koşan "düşmanlar" karşısında bu yüzden şaşalıyor.
Yıllardır çeşitli kesimlerin gazaba uğramamak için mırıldandığı demokratikleşme ve değişim taleplerini biraz hardallı olarak ifade eden Yargıtay Başkanı'nın mazisini o nedenle kurcalıyor.
Sami Selçuk iki Türkiye'den söz etti.
Biri "Ekonomik ve kültürel dinamikleri ile dışa doğru patlayan, yayılan, genişleyen bir halk. Dipdiri, capcanlı, hep ayakta.."
Öbürü "Halkı ile mahkemelerinde sürtüşen, halkına güvenmeyen, hep içeri doğru patlayan, yayılan, genişleyen, birinci Türkiye'ye yetişemeyen, hastalık irisi, hantal bir devlet. Yanlış ve öykünmeci Türkiye.."
Sami Selçuk'un birey olarak kim ve ne olduğu değil, ne dediği ve bu dediğinin hangi boyuttaki özlemleri ve gerçekleri temsil ettiği daha önemlidir.
Konuşması, toplumda siyaset temelindeki temel ayrışmayı ortaya çıkarmıştır:
Demokratlar ve devletçi temelde bütünleşmiş cumhuriyetçiler..
Türkiye'de yirmi dolayında parti var ama hepsi kendilerine bu iki şemsiye altında yer bulabilir ve iki ana partinin hizipleri olarak yaşayabilir. O kadar..
"Türkiye'nin geleceği Avrupa" ise, Sami Selçuk'un açtığı tartışmayı aydınlarımız, bu temelde geliştirmek zorundadır.
Toplumun ihtiyacı güven kazanmaktır.
Toplumdaki paranoyayı kışkırtan hafiye faaliyeti, ülkenin Avrupa ile bütünleşme yoluna duvar örmektir.
TÜSİAD gecikmeli de olsa ses verdi.
Ama yetmez..
Tartışmanın düzeyini yükseltecek tüm beyinler ortaya çıksın!
Uluğbay'ın kaleleri
Uluğbay'ın Milli Eğitim Bakanlığı döneminde yaptırdığı okullar, deprem sınavından yüz akı ile "kale gibi" çıktı..
Sekiz yıllık eğitim reformundan sonra ihalesini gerçekleştirdiği 343 okuldan 22'si, Marmara Depremi'nin yıktığı bölgedeydi.
Ama hiç birinde sıva çatlağı bile olmadı.
Niye?. Çünkü müşavirlik, mühendislik ve denetim hizmetlerini Uluğbay, yetkilerini zorlamak pahasına özel firmalara verdi.
Ve onu canından bezdirip intihar noktasına sürükleyen mücadelesi, depreme göre yapılanmak zorunda olan Türkiye'nin geleceğine ışık tuttu.
Devlet, hukukunu bu tecrübeye göre yenilemelidir.. Özel yapılar da, zorunlu sigorta uygulaması ile benzer bir denetimin güvencesine kavuşturulmalıdır.
Atalarımız "Bir musibet, bin nasihata bedeldir" demişler.. Kaçıncı musibet bu?.
Artık görelim erdemini..