kapat

12.09.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Masum seksapel
Silikonlu dudaklar ve baygın bakışlardan bıkmış erkekler, artık hoş kadını, başka değerlerde arıyorlar. Onlara göre, masum bir bakış, son derece seksi olabiliyor ve hemen hepsinin beğenisi, tek bir isimde birleşiyor: Arzum Onan...

Etrafımdaki insanlarla konuştuğum zaman, herkesin ortak bir özlemi var; masumiyet... Özellikle erkekler bütün değerlerin iyice yozlaştığı günümüzde "masum bir kadın" kimliğine duydukları özlemi dile getiriyorlar. Fettan, rahat davranan, günümüzün estetik mucizelerinden sonuna kadar yararlanarak açılan-saçılan kadın artık onlara hiç cazip gelmiyor.

Bütün erkekler silikonlu dudaklar ve göğüslerden, magazin dergilerini parselleyen o baygın bakışlı güzellerden bıktığı gibi, artık seksi ve hoş kadını başka değerlerde arıyorlar.

Onlara göre, masum bir bakış son derece seksi olabilirken, aynı zamanda bir kadının güven ve huzur verici kişiliğe sahip olması da çok önemli.

Ve nerdeyse hepsinin ortak beğenisi tek isimde birleşiyor: Arzum Onan.

Arzum ise, hiçbir çaba sarfetmeden doğal hâlini ve sahip olduğu değerleri koruyarak, bu sıfata aldırmadan yaşantısını sürdürüyor.

"Yapılanı affetmem!"
Hayata nasıl bakıyorsun?

Yer yer sağduyulu, mantıklı, bazen fazla anlamsız, bazen de duygusal. Yani çok belirli, kesin bir çizgi yok. Bunu koşullar belirliyor zaten. Kötümserlik yapmıyorum. Fakat her şeye de iyimser bakmıyorum. Kimse tahmin etmiyor ama ben Akrep burcuyum, tüm özelliklerini taşıyorum. Kinciyim. Yapılanı affetmemek gibi bir huyum var. Çok fazla sevdiklerime karşı, mesela kocama karşı pek böyle değilim. Hatta çok yakınlarım için geçerli değil.

Nerede doğdun, nasıl bir çocukluk geçirdin?

1971'de Ankara'da doğdum. Babam yedi göbek Sarıyerli imiş.

Tek çocuk olmanın zorluğunu yaşadın mı?

Yaşadım tabii. Evde benden başka "anne, baba" diyecek birilerini aradım. Annem de çalıştığı için... Annem bankacıydı, babam serbest meslekle uğraşıyordu. Sessiz ve sakin bir çocuktum. Hep yaşımın üzerindekilerle arkadaşlık yapardım. Daha olgun arkadaşlıklar... Şimdi daha olgun bir eş... Demek ki ben böyleyim.

Küçük kadın
Belki yaşının üstünde düşünen bir insansın.

Çocukluğumda annem çalıştığı için evde hep yalnızdım. İlkokul beşten beri yemek yaparım ben. Birçok şeyi yaşıtlarımdan önce yaşadım. Yalnız kalıyordum evde ama sıkılmıyordum. Günler yapılırdı mesela... Ben de kurabiye yapıp, benden büyüklerin yanına giderdim. Biraz da yaşıtlarımla yaşasaydım diye düşünmedim.

Sokaklarda oyun, yakar top falan oynamadın mı hiç?

Oldu tabii ki, olmadı değil. Okul dönemim de güzel geçti. Ümraniye Endüstri Meslek Lisesi, Yapı Ressamlığı Bölümü'nü bitirdim. Üniversiteye gidemezsem, bir mesleğim olsun diye bu liseye yazılmıştım. Üç sene üniversite sınavına girdim, kazanamadım. Mimar olmak istiyordum. Kazanamasam da en azından tekniker olurum diyordum. Üniversite olmayınca Marmara Üniversitesi'nde İngilizce kursuna başladım. Bari dil olsun diye. Bir yıl devam ettim. Sonra zaten Sait Sökmen ile tanıştım.

Özeşim Mehmet...
Peki çocukluğunda aklında ne vardı?

Mimar olacaktım. Bir ara da hostes olmayı çok istedim. Sait Hoca ile tanışınca mankenliğe başladım. Hiç kursa gitmedim. 1992'nin Ekim'i veya Kasım'ıydı basladığımda. O zaman bu kadar manken yoktu. Değişik bir yüzdüm. Şimdi okuyorum, "Dört yıldır profesyonel mankenim," diyor; ben hiç görmedim. O zaman böyle değildi, o yüzden şanslıydım.

Peki mankenliği sevdin mi?

Evet ve çok önemsedim. İş gibi gördüm. Mankenliğe başladıktan bir yıl sonra yarışmaya girdim. 1993'te "Türkiye Güzeli" seçildim, sonra Avrupa güzeli. Bu defa mankenlik çok daha yoğun bir şekilde devam etti. Dizi, oyunculuk ve sunuculuk teklifleri fazla fazla gelmeye başladı. Hiçbirini kabul etmedim. Profesyonel olarak mankenlik yapıyordum, öyle devam etmesini istedim. On parmağında on marifet olan insanlara gıpta ile bakabilirim ama kendi hayatımda tasvip etmiyorum.

O dönemde mi tanıştın Mehmet ile?

Bu tekliflerden biri Mehmet'ten geldi. Ben ona hayranlığım yüzünden balıklama atladım. 1994 Mayıs sonunda tanıştık. Çok beğeniyordum. O da bana hayranmış. Telefon açtı, "Bir konsept hazırlıyoruz. Bir ekip var. Sizin imajinal durumunuz çok uygun," gibi şeyler söyledi. Çok hoş cümleler kurar zaten. Ben de "Tabii... Ne zaman buluşuyoruz?" dedim. O zamana kadar bir sürü teklif gelmiş, hiç umurumda olmamış, Mehmet olunca iş değişti. Konu önemli değil, işin içinde Mehmet var ya... Sonra buluştuk. İş görüşmesi adı altında böyle bir ilişki başladı.

Bu arada Mehmet sana çok dolaylı yoldan evlenme teklif etmiş, sen anlamamazlığa mı geldin, yoksa gerçekten anlamadın mı?

Evet, arada evlilik lafları geçiyor ama ben "Acaba bu adam bana evlenme mi teklif ediyor" falan oldum. Tabii ki anlıyorum geleceğe yönelik bir şeyler ima ettiğini. Ama sessiz kalmayı tercih ettim.

Kararsız mıydın?

Kararsızlık derken, ikinci gün evlenme teklif etti. "Hayır" diyemeyecek kadar seviyorum, beğeniyorum. Aşk var aramızda. Allak-bullak oldum yani. Bir sene sonra bu teklifi yineledi. İlki gibi yoğun değildi o teklif tabii ki. İlişkinin gidişi belliydi zaten. Gününü gün eden bir flört değildi, geleceğe yönelik bir ilişkimiz vardı.

Mehmet senin özeşin olduğunu düşünüyor. Çok güzel bir yorum bu. Sen ne diyorsun?

Benim de ilk defa Mehmet'ten duyduğum bir kelime; özeş... Anlamını detaylı düşündüğümde tüylerimi diken-diken eder. Çünkü bambaşka bir şey bu. Ben de öyle düşünüyorum. Gerçekten inanıyorum özeş olayına. Bir ilişkiye başladığında ne kadar emin olabilirsin ki özeşini bulduğuna? Bu risk her zaman var. Ama her geçen zaman check ediyor bunu. Mehmet o kadar emindi ki; "Sen benim özeşimsin," derken. Ben de hayal kırıklığı yaratabilirdim onda. Özeşim sandığı kişi olmayabilirdim. Zaman, yanılmadığımızı gösterdi.

Aşkı nasıl tarif edersin?

Aşkın tarifini dünyada herhalde kimse yapamamıştır. Yaşamak lazım. Aşk bazen çok acı verebilir. Kaldı ki "Acaba şu anda beni düşünüyor mu?" bile bir acıdır. Tek taraflı olmasından kaynaklanan bir acı değil. "Ne yapıyor? Niye aramadı?" Bu bile acı. Tatlı acı. Sonra yerini bıraktığı şey; sevgi. Sevgiden sonra ne geliyor bilmiyorum. Çok iyi anlaşan iki kişi, çok iyi sevgili olur diye bir şey yok. Uzun uzadıya anlatılabilir şeyler değil bunlar.

Mankenliği özlüyor musun?

Özlediğim sadece çok elit bir defilede tekli yürüyüş. Artık defilelerde hep danslı, atlayıp zıplama var. Belki bu yüzden çok aramıyorum mankenliği.

Oyunculuk... Sevdalandın mı oyunculuğa?

Çok, çok severek yapıyorum. İlk zamanlar çok heyecanlandım. İlk başta düşünüyordum, Mehmet'le oynayacağım için gülme krizine girer miyim diye... Öyle mi, böyle mi derken başladık, çok sevdim. Her geçen gün daha da çok seviyorum.

Rolünü sevdin mi?

Evet. Başlangıçta benden esinlenerek yazılmış bir karakterdi Buket. Sonradan tuttuğunu koparan bir karaktere dönüştü. O ben değilim işte.

Uçlarda değilsin yani.

Çok hırslı değilim. Ölümüne bir şeyler yok benim hayatımda.

Çok sakinsin...
Öyle görünüyorum. Ama sinirlenirim. İnsanlar "Sen sinirlenince kükrüyorsun" diyor. Trafikte sinirlendiğim oluyor.

Ne yapıyorsun o zaman?

Küfür bile edebilirim. El hareketi yaparım camdan.

Çocuk?..

Düşünüyoruz tabii ki. İşlerden dolayı geciktiriyoruz. Bazen; "Evet hazırım," diyorum, bazen ürküyorum. Bir de, çocuk olsa ben hayatıma aynı şekilde devam ederim diye düşünmüyorum. Çalışmamalıyım, onunla olmalıyım. Fakat bu tempom ona müsait değil.


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır