


Küçük Aliye'nin gururu
Aliye doğduğunda hemen emziğe alıştırmamı söylemişlerdi. Ne de olsa her bebeğin bir emme içgüdüsü var ve eğer emziği olmazsa, dilini, parmağını ya da çarşaf gibi emecek bir şeyler bulacağını belirttiler.
Üstelik emziği bıraktırmanın çeşitli yolları da varmış; acı bir şeye batırabilirmişiz, ucunu keserek dilini acıtabilirmişiz. Meme yerine dil ya da parmağını emerse bu alışkanlığın uzun yıllar sürebileceğini ve ileride vazgeçirmenin çok zor olduğunu da söylediler...
İki gün içinde alıştırdık emziği Aliye'ye. Alıştırdık ama kardeşi Mehmet doğdu, altı ay geçti, bizim kızımız hâlâ emzik emiyor. Mehmet ise ne yaptıysak, asla ağzına emzik almadı. Çok şükür parmak, dil, vs. emmesi de yok. Sadece biraz tosuncuk. Emzik yerine süt, su, mama içerek, emme içgüdüsünü tatmin ediyor...
Gelelim Aliye'nin emziği nasıl bıraktığına... İkibuçuk yaşındaydı, ailecek tatile çıktık; Mehmet'i bırakarak... Bodrum'dan Datça'ya arabalı feribotla geçerken, denize biraz bisküvi attık balıklar yesin diye.
Aliye'nin çok hoşuna gitti bu balıklara yemek yedirme işi. Ve hayatının en önemli kararlarından birini o an verdi. Ağzındaki emziği çıkarıp, babasına verdi ve; "Denize at!" dedi. "Emin misin?" diye birkaç kez sorduk. "Evet," dedi. Biz de atar gibi yapıp, gönlünü hoş ettik ama memeyi de cebimize koyduk. Gece gündüz sürekli emiyor, hiç belli olmaz yine ister...
Akşama kadar emziğin adını ağzına almadı...
Akşam oldu, uyuyacak, emziğini istedi. "Ama sen denize atmamızı söyledin, biz de attık," dedik. Yüzümüze baktı, yatağa uzandı, uyumaya çalıştı ama uyuyamadı. Ne ağlıyor ne de meme istiyor...
Biraz sonra kakao istedi biberonla. Biberonu emerken uyuyakaldı. Gece birkaç kez uyandı, yine emzik istedi; "Yok, sen istediğin için denize attık," deyince, sesini çıkarmadı.
O geceden sonra Aliye bir daha emzik istemedi. Bir günde ikibuçuk yıllık emziğinden vazgeçti. Kararından dönüş yapmadı. Ancak bugün bile hâlâ biberonla süt içerek uyuyor.
***
Büyüdükçe gururlu bir kız olup çıktı Aliye. Bir gün dışarıdan eve geldiğimizde, montunu çıkarıp yere attı. Babası da; "Al onu yerine koy," dedi. Emir verilmesini sevmiyor. Koymadı, ısrar edince de yapmadı. Bunun üzerine Gürkan, onun elini tutarak montu yerden aldırdı, dolaba koydurdu. Aliye öyle sinirlendi ki, dolaptan montu alıp tekrar yere attı. Gürkan da işi inada bindirdi, aynı şekilde yeniden montu yerden aldılar, dolaba koydular. İstemeden bu işi yapmış olmak Aliye'yi çok öfkelendirdi.
Akşam arkadaşlara yemeğe gittik, onlarda kalmak istedi. Zar zor eve getirdik. Ertesi sabah Gürkan, köpeğimiz Maksi'yi dışarıya çıkaracak, Aliye de gitmek istedi. Ben onu giydirirken, babası da onun yatağına uzanıp, beklemeye başladı. Ancak Aliye birden bağırmaya başladı babasına; "Benim yatağım, kalk!" diye. Herhalde dünkü olayı hatırlamıştı.
Ne söylersek söyleyelim susmadı. Bunun üzerine babası; "İyi, ben de gidip, Maksi'yi çıkarıyorum," dedi ve odadan çıktı. İkimiz de peşinden; "Ben de geliyorum!" diye bağırmasını bekledik.
Bağırmadı. Benimle sohbet etmeyi tercih etti. Babası kapıyı kapattı, gittiğini duydu, istifini hiç bozmadı, oyuncaklarına döndü ve oynamaya başladı. Oysa Gürkan gitmemiş, hâlâ kapı önünde kızını bekliyordu. Sanıyordu ki; Aliye ağlayacak; "Babacığım!" diye koşacak. Ses çıkmayınca sessizce kapıyı açıp, Maksi'yle çıktılar.
O günün gecesi Aliye rüyasında sayıklıyordu: "Hayır, hayır dedim Gürkan..."