


Yüreğimizde aklımızda hep onlar...
"Bu sabah yağmur var İstanbul'da Gözlerim dolu dolu oluyor, bilinmez niye..."
Hep bu şarkı var içimde günlerdir. MFÖ'nün bu çok sevdiğim parçası içimi acıtıyor. Çünkü sadece İstanbul'da değil, tüm deprem bölgesindeki sağanaklar halkı daha da zor durumda bırakıyor. Haftasonuna doğru hava açılacak dediler ama cuma günü bile yağmur hiç dinmedi.
İnsanlar evsiz kalmanın, yakınlarını kaybetmenin acısıyla kavrulurken, şimdi bir de yağmur ve soğuk havayla mücadele ediyorlar. Ne düşüneceğimizi, ne yapacağımızı bilemiyoruz. Elimizden gelen yardımlarda bulunuyoruz ama ne yazık ki, yetmediğini biliyoruz.
***
Biz de henüz tedirginliğimizi atmış değiliz üstümüzden. Hâlâ en küçük bir ses duyduğumuzda; "Yoksa sallanıyor muyuz?" diye çevremizi incelemeye başlıyoruz. Ancak her an onlar var aklımızda, yüreğimizde...
Akşam balkona çıkıyorum ve buz gibi hava beni üşütüyor, içim titriyor. Hemen depremzedeler aklıma geliyor. Onlar ne yapıyor şimdi, yağmurun altında, soğuğun kucağında?..
Deprem korkusuyla da olsa yatağıma girdiğimde rahatsız oluyorum. Varsa eğer çadırları, çamur içinde. Onlar nerede yatıyorlar şimdi? Sıcak bir yemek yerken boğazıma diziliyor; onlar karınlarını doyurabiliyorlar mı acaba?
Depremin ardından herkes yardım için elinden geleni yaptı. Organizasyon olmadığı için de pek çok yardım heder oldu gitti. Yaşadığımız felaketin ilk haftasında depremzedelerden biri konuştu televizyonda; "Teşekkür ederiz, tüm halkımızdan yardım yağıyor ama 10-15 gün sonra ne olacak? Bu yardımlar kesilecek, o zaman da yardıma ihtiyacımız olacak," diyerek, gelecek günlerden duyduğu endişeyi dile getiriyordu.
Olayın ardından bir hafta geçmedi ki, yağmur ve soğuk, yaraları daha da derinleştirdi. Depremzedelerin ihtiyaçlarına da yenileri eklendi. Hepsinin giysileri enkaz altında kaldığı için yağmurluk, kaban ve kazak gibi kalın giyeceklere ihtiyaçları var. Özellikle geceleri çok soğuk oluyor ve iyi korunmak gerekiyor.
***
Hele minik bebekleri ve çocukları düşününce durumun daha da acil olduğunu görüyorum. Çünkü bu soğukların ardından da olacaklar aşikâr, üst solunum yolu rahatsızlıkları önce çocukları sonra da yetişkinleri yakalayacak. Bu nedenle duyarlılığımızı kaybetmeden yardımlarımızı sürdürmeliyiz. Kendinizin, çocuğunuzun fazla bir kabanını, kazağını, battaniyesini depremzedelere ulaştırabilirsiniz.
Zaten barınacakları mekânlar da onları soğuktan tam anlamıyla koruyamayacak belki de. Ben buradan bir çağrı yapmak istiyorum. Herkes kişisel yardımlarda bulunuyor ama büyük tekstil firmaları bunun için kolları sıvamalı.
Türk tüketicisinin yaşattığı bu firmalar, depremzede insanlarımız, çocuklarımız için harekete geçip, kışa yönelik giyecekler hazırlayarak, onlara ulaştırabilirler. Bu bir insanlık görevi...