Din taassubu, türbanın yasak olmasa bile kullanılmadığı ve imam-hatip okullarında uydurukların İslâm diniymiş gibi okutulmadığı ülkeler arasında deprem felâketine uğrayanların da, uğramayanların da bulunuşunun bu safsatayı gülünç hale getirmeye yettiğini göremez.
İdeoloji taassubu ise, tabi” âfetlerin rejimi ve iktisadi sistemi ne olursa olsun her ülkede aynı sonuçları doğurduğunu anlayamaz; "sosyalist" sistemin tüm komünist ülkelerde kendi iç çelişkilerinin patlamasıyla sona erdiğini kabullenmek istemez ve meselenin sadece depremi doğuran sismik olayları iyi takip etmek, deprem olursa mağdurların hayatını kurtarmak için bilimin gereklerine uyarak alınan tedbirlere rağmen depremden zarar görenlerin maddi ve manevi kayıplarını gidermek için alınacak kapsamlı tedbirleri iyi planlamak olduğunu söylemek bu taassubu tatmin etmez; her toplumsal olayı dönüp dolaşıp sınıfsal sömürü kavramıyla izah etmek için didinirken en basit sağduyuya ters düştüğünden komikleştiğinin farkına varamaz.
İnsan ıstırabını sömüren her iki düşman taassubun da hedefi siyasidir.
Böylesine büyük bir felâket vesilesiyle katıksız marksistlerimiz, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı hakkında suç duyurusunda bulunmakla kendilerini avutuyorlar. Avuta dursunlar. Ama din taassubunun pek çok saf insanımızı kandırdığından kuşku duyulamaz.
İşte irticaın bu safsatası, ideolojilerin saçmalıklarından daha tehlikelidir. Fikir olma niteliğini dahi taşımayan bu taassubun irin saçmasına hele şu sırada müsamaha etmemek lazımdır.