kapat

31.08.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Verdiğiniz oylara pişman oldunuz mu?..

Şimdi gelin bakalım, "Oy vermemek de bir oydur" dediğim için beni demokrasi düşmanı ilan edip sandıklara koşanlar?..

Buyrun, işte seçtikleriniz..

İşte umudunuz Ecevit..

Bir ülkenin başbakanı düşünün ki..

Bir yasa çıkıyor..

"Bu yasa Erbakan'ı affeder mi?.."

"Zannetmem!.."

Bir yasa daha çıkıyor:

"Bu yasa müteahhitleri affeder mi?.."

"Zannetmem!.."

Peki sen başbakan olarak neyi kesin bilir, neyi zannedersin beyefendi?..

Rahşan Hanım'ın isteklerini mi?.

Bir Rahşan Hanım istedi diye, ülkenin dörtte üçünün karşı olduğu af, yangından mal kaçırır gibi bir gecede, bir deprem gecesinde çıkarıldı..

Türk kamuoyu bir yana.. Rahşan Hanım bir yana..

İşte seçtiğiniz Ecevit!..

Deprem boyu ekranda izlediniz.. Mikrofon önünde, şaşkın.. Güvensiz, minnacık olmuş, nefes almaktan korkar gibi konuşan ve aslında hiçbir şey söylemeyen bir başbakan..

Bu mu, felaket günlerinde sarılacak dal arayan insanlara güven verecek lider.. Bu mu umut?..

Sayın Ecevit, video bandları istetsin ve kendi halini izlesin de karar versin..

Koalisyonu oluşturan üç partinin lideri oturup pazarlık yapıyorlar..

Niye?..

Herkes kendi yandaşlarını kurtarmak istiyor da ondan..

Sadece bu çirkin pazarlık bile, affın kader kurbanları değil, kendi yoldaşları için çıkarıldığının kanıtı..

Rahşan Hanım,

Bu ülke insanı seni unutmayacak.

Hapisten salınanların döktüğü her damla kanda, senin katkın olacak unutma..

Lady Macbeth gibi Arabistan'ın tüm kokularını arayacaksın bir gün, kan kokusu duymamak için..

***

Süleyman Demirel'in yasayı imzalamayacağı umudunu taşıyanlar var..

Koalisyon partileri ile anayasayı değiştirip bir dönem daha Cumhurbaşkanı olma hesapları yapan bir Cumhurbaşkanı, onları karşısına alır mı?.. Alabilir mi?..

Pazarlıkla af.. Bu pazarlıkta Köşk de olacak tabii..

Bütün güç elinde iken ve koltuk altına sürülmüşken reddedip köşesine çekilen Evren Paşa tu kaka.. 40 yıldır bu ülkenin yakasını bırakmayan Süleyman Paşa baba..

Sandığa koşanlar.. Bunlara oy atanlar.. Siz bunlara layıksınız. Şimdi ağlamayın!..

***

Mehmet Nesli bir faks çekmiş..

"Ben dedem ve annemin gayri menkullerini satarken yaşları 65'i geçti diye akli dengelerinin yerinde olduğunun tespiti için tam teşekküllü devlet hastanesinden rapor aldım. Bu insanlar ayrıca noterde sorguya çekildiler. Mallarını ondan sonra satabildiler" diyor.. Gayri menkul satışlarında bu işlemlerin günü birlik yapıldığında geçerli olduğunu anlatıyor. Yani bir hafta sonra yeni bir satış gerekse, ayni işlemler yeni baştan.. Niye?.. Yaşları 65'den yukarı olanlar her gün sapıtabilirler de ondan, diye düşünmüş kanun koyucu..

Ne demek istediğini anlıyorum tabii Mehmet'in..

Sizler de anlıyorsunuz değil mi?..

BİZİM DUVAR
Amerikalı gönüllü doktora, kulağında aletiyle bir depremzedenin tansiyonunu ölçmeye çalıştığı sırada "Hastanın durumu nasıl?" diye soran zeki ve acar muhabir arkadaşa "Bizim Duvar"a katkılarından dolayı teşekkürü bir borç biliriz.

Hakan&Utku

TEBESSÜM
Tepkiler.. Tepkiler..

"Sayın Bay Kelner,

Büyük bir deprem felaketi yaşayan Türkiye'ye Robert Fisk'in acımasız, insafsız ve zamansız saldırısının örneklerini hayatım boyunca çok ender okudum. Bay Fisk'in Türkler'den ve Türkler'in yaptığı her şeyden nasıl nefret ettiği, aylardır gazetenize yazdığı yazılardan bellidir. Gene de, Avrupa'nın yaşadığı yüzyılın en büyük felaketini dahi bu nefreti için kullanacak kadar ileri gideceğini tahmin etmiyordum.

Saygılarımla,"

"Kürtleri öldürmeyi biliyorlar ama, çorba kazanı kaynatmayı bilmiyorlar" başlığı altında Türk ordusuna, kin ve nefret kusan Robert Fisk'in yazısına, Londra Büyükelçimiz Özden Sanberk'in yanıtı bu..

Simon Kelner, gazetenin Genel Yayın Müdürü..

Büyükelçi, bana çektiği faksta, Independent'e, Londra'da yaşayan Türkler'den ve Türk dostlarından sayısız faksın çekildiğini, ancak gazetenin bunları yayınlamadığını ifade ediyor. Fisk iki yıldır her fırsatta Türkiye'ye saldırıyor, her saldırısına cevaplar yollanıyormuş. Ama sonuç yok.

Büyükelçi "Londra'da 200 bin, Türkiye'de 65 milyon var.. Herkes üzerine düşen görevi yapmalı" diyor.

Doğrusu da bu..

Alçakça yazılara 65 milyon olarak tepki göstermeliyiz.. Ama 65 milyonun haberi oluyor mu?.. Bu defa dayanamayıp yazmasak bu Fisk'in rezil yazılarından kimin haberi olacaktı?.

Mesele çok derin Sevgili Sanberk..

Bizde sistem yanlış.. Basın Müşavirliği ki bence en önemli dış görevlerden biridir, genelde bir arpalık gibi rotasyona tabidir. Genç adam gider, çevreyi tanır, dostluklar kurar.. Tam Simon Kelner'e "Mr. Kelner" yerine "Hi, Simon" demeye başlar, görev süresi biter, hiçbir yeri ve hiç kimseyi tanımadığı yeni biri göreve başlar.. Haydi her şey sıfırdan..

Önemli merkezlerdeki basın müşavirleri, ileri ülkelerde anlayacağınız sebeblerle, örtülü ödenekle çalışırlar.. Bizimkilerin herhangi bir gazeteciyi yemeğe çıkaracak ödenekleri yoktur..

Bu yüzden bizim dünya medyasında dostumuz olması pek mümkün değildir..

Ben bu ülkede dünyanın en ünlü gazetesinin başyazarına hediye edilen bir halı yüzünden yıllar boyu mahkemelerde sürünen Turizm Tanıtma Müsteşarları bilirim.

Sevgili Sanberk,

Yanıt göndermekle iş bitmiyor.. Mesele onları yayınlatmak.. Bu da organizsyon meselesi.. Ankara'dan başlayan organizasyon..

Yaşar Okuyan aradı.. İnşaatları yapan da akrabası imiş, onlara izin veren eski belediye başkanı da.. "Ama onlar ailenin kanlı bıçaklı olduğumuz kolu.. Onlar CHP'liler.. Bu seçimde kazanmamam için çırpındılar. Yalova'ya, buraları çok iyi bildiğim için geldim. İlk 24 saatte sorunların yüzde ellisini çözdük.

İnsanları çadırda yatırırken ben açıkta yattım.. Yattım da denmez ya" dedi..

***

Ülkü Ocaklarından telefonlar fakslar..

"Eski Ülkü Ocakları nerde Hıncal Ağbi" diyenler var.. "Seni yaşatmayacağız" diyenler var.. Ciddiye aldığım fakslar..

Deprem bölgesinde nasıl çalıştıklarını, neler yaptıklarını anlatıyorlar..

"Tek farkımız, bizim sırtımızda Ülkü Ocakları tişörtü yoktu" diyorlar..

Benim duymak istediklerim de bunlar zaten..

Ülkü Ocakları Genel Başkanı ile de oturup bir uzun konuşmak isterim..

SEVDİĞİM LAFLAR
Dostluk baldır. Ama hepsini birden yemeyin..

Fas Atasözü

Deprem acıları!..
Savaş Ay diyor ki, "Hıncal Ağabey deprem bölgesine gelsin de ondan sonra yazsın.."

Turistik yörelerde yepyeni bir deprem yaratan "Yasadışı" Tantan yasasını eleştiriyorum ya.. Tepkiler var.. Bir Savaş'ınki dokundu..

Savaş sanıyor ki, acıları hissetmiyorum da ondan yazıyorum..

O acıları benin kadar derinden hisseden kaç kişi var acaba?.. Ben gözümü depremle açtım, depremle büyüdüm..

Deprem acılarının sağduyuyu yok etmemesi gerektiğini de öyle öğrendim zaten. Yazılarım meydanda.. Ne deprem sattım, ne deprem ticareti yaptım.. Ben reyting, tiraj kovalamıyorum.

"Bir depreme, bir başka deprem eklemeyelim" dedim..

Savaş'ın kendisi, turistik yörelere gitti mi peki?.. Orada Tantan'ın emri ile açlığa mahkum edilen minik insanları gördü mü?.. Bana faks çekmişler.. Altı imza dolu.. Bir kopyası da Tantan'a gitmiş..

Bakanın emrini göklere çıkarıyorlar.

Bu faksı bir türlü kabul ederim.

Bir maaş bordrolarının kopyasını gönderecekler bana.. Sonra bir maaşlarının tamamını depreme bağışladıklarının makbuzunu.. O zaman anlarlar belki insanların bir aylık gelirlerini ellerinden almanın ne anlama geldiğini..

"Şerefsiz" diyor birisi benim için.. Barları gezermiş, bedava içermişim de ondan yazarmışım..

Peki kardeşim, diyelim öyleyim.. Niye böyle bir şerefsizi okuyup vakit kaybediyorsun?.. Bu ülkede bunca şerefli yazar varken..

İnsanlar inanmak istediklerine inanıyorlar..

Akılları almıyor, içki sevmeyen, hayatında içmeyen Hıncal'ın içkili adamın sohbetinden de hoşlanmadığı için barlara adım atmadığını..

Gürültüyü hiç sevmediği için asla diskolara gitmediğini.. Kaç kez açık meydan okudum, kim beni barda, diskoda görmüşse çıksın meydana diye..

Ara sıra Pasha'ya, o da restoranına gidiyor, erkenden yiyip kaçıyorum, müzik yükselmeden..

Ben sıcağı sevmem.. Bu yüzden hayat boyu güneyde tatil yapmadım, yaz aylarında.. Side'de 1968'de anahtarı bana teslim edilen bir kooperatif evim var.. 30 yılda ne kadar kaldım bilir misiniz?.. 1, yazı ile bir gece.. İşte anahtarı.. Kim organize ediyorsa, yerleştirsin bir depremzede aileyi..

Aklınız almıyor değil mi, diskoya, bara ve güneye gitmeyen Hıncal'ın buraları savunmasını.. Almaz.. Çünkü bana bunları yazanlar, hayat boyu kendi menfaatlarını savundular..

"İstemezük.." dedikleri kendi istemedikleri idi, sadece.

Onun ardından binlerce aile aç, yüzbinler işsiz kalırmış kime ne?..

Turizm sezonu Apo yüzünden iki ay geç başladı. Şimdi depremi bahane eden "Yasa Dışı" Tantan yasası ile bir ay evvel kapanacak..

Ne yiyip içecek o minik aileler bu kış, düşüneniniz var mı?..

Sadettin Tantan dostum,

Kaç bin kişiyi işsiz, kaç bin aileyi aç bıraktığının farkında mısın?.

Kuzeyde deprem.. Güneyde Tantan!..

Ve hala sus pus, hala gıkı çıkmayan Turizm Bakanı..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır