kapat

31.08.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ZEYNEP GÖĞÜŞ(zgogus@sabah.com.tr )


Film seti

ADAPAZARI
Adapazarı'nda Cumhuriyet Caddesi'nin iki yanındaki yıkıntıların arasından yürürken babaannemin sinemacı Allah dediğini hatırladım.

Burası olsa olsa bir film seti olabilirdi.

Film setinin içinden geçiyormuş duygusuna kapılmak mükemmel bir kaçış aslında. Eve döndüğümde senaryoya bakmam gerekiyor. Kurgu mükemmel.

Dekor olağanüstü. Şu yana yatık apartmanın üçüncü katındaki karyolaya bak. Görsel olarak en etkileyicisi rüzgarda sallanan tül perdeler.

Şehrin tüm doktor tabelaları yana yatmış işhanlarının üzerinde çarpık duruyor.

Sokaklara sinmiş ceset kokusu da olmasa sadece kötü bir film seyretmiş olmanın sıkıntısı yayılacak içinize.

Yıkıcılar çalışıyor. Her binanın önünde yorgun argın bir asker var.

Koku her şeyi değiştirebiliyor.

Aynı anda sadece bir buçuk saat mesafedeki İstanbul'da bizim mahallenin ahşap evlerden biri set olmuş, sinemacılar film çekiyor.

Aslına bakarsanız her sokakta, her evde bir film çevriliyor. Zor olan kendi film setimizden çıkıp, bir başkasına girdiğinizde rol kapmak.

Adapazarı şehir merkezindeki sette yıkık binaların arasında figüran bile değil olsa olsa seyircisiniz.

Seyircilik durumunun sona ermesi ve depremzede ile aynı şeyleri hissedebilmek için onunla göz göze gelmeniz gerekiyor. Aynı çamurlu toprağa basmadan, aynı karavanadan yemeden, aynı tuvalet sıkıntısını çekmeden ve aynı yağmurda ıslanmadan sadece seyircisiniz.

Deprem setindeki oyuncuların bir kısmı sinemacı Allah'a karşı bugünlerde isyanları oynamaktalar. Öyle eski bir felsefi tartışma ki bu, 1755 Lizbon depreminden sonra Voltaire'in aynı isyan duygusu etrafında Rousseau ile giriştiği ünlü polemik tarih içinde yeni bile sayılır.

Senaryonun bu en çetrefilleştiği yerde konuyu ilahiyatçılarla bilim insanlarına bırakmaktır en iyisi kuşkusuz. Gerçi Adapazarı'nda Ordu Evi ve Adliye yerle bir olurken diğer devlet binalarının sağlam kalmasını Allah'ın gazabı olarak yorumlayan taassuba rastladığınızda bu kez isyan sırası size de gelmiştir. Sorarsınız o zaman bir adım ötedeki Orhan Camii'nin minaresini kimin neden devirdiğini.

Gördüm ki ister devlete, ister Allah'a karşı olsun, deprem sonrası isyan etmek yatışmak isteyen ruhun ihtiyacıdır.

Dilerim Adapazarı'nın yıkık merkezi derhal sit alanı ilan edilip korunmaya alınır ve bir Deprem Müzesi olarak yaşatılır. Adapazarı'na ülkenin ve dünyanın dört bir tarafından turist gelsin bu müzeyi görmek için. İsteyen sinemacıya da film seti olarak kiralansın burası. İnsanlar tedbirlerini alsın, başka setler olmasın.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır