|
|
'Devlete yüklenme'
"Ülkenin altı çürüktür" demişti Demirel. Bu sözünden sonra "Üstü de çürük" diye eleştiriler geldi. Demirel, devlete yönelik eleştirileri yanıtladı
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, deprem felaketinden sonra başta hükümet olmak üzere, devletin hemen hemen tüm kurumlarına yöneltilen eleştirileri ilk kez yanıtladı. Felaketin çok büyük olduğuna dikkat çeken "Altı da çürük, üstü de çürük deyip, ülkeyi ümitsizliğe sevk etmenin yararı yoktur. Faturanın devlete çıkartılmasını yanlış sayarım. Devlete ne yapabilirsiniz ki!" diyen Demirel, kişi ve kurumlara ait hatalar eleştirildiğinde çare bulmanın mümkün olabileceğini söyledi.
Deprem felaketini "100 bin ev bir anda yıkıldı, iki anda değil" diye tarif eden Demirel "Hatalar, kusurlar, yanlışlar vardır. Kimsenin hatasını da savunmuyorum. Ama faturayı topyekün devlete çıkartıp, vatandaşı devletten bir şey beklemez hale getirirseniz, bundan sonra vatandaşın yardımına kim koşacak?" diye sordu. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel sorularımızı şöyle yanıtladı:
- Efendim, Türkiye çok büyük bir felaket yaşadı. Bulunduğumuz coğrafyanın özellikleri bize bu acıları yaşatıyor. Siz de Kandilli'deki incelemeniz sırasında "Altımız çürük" dediniz. Ancak depremden sonra, felakete uğrayan insanların çok büyük şikayetleri oldu. Felaketzedeler devleti kastederek "Üstümüz de çürük" dediler. Siz, devletin olaya müdahalesini nasıl yorumluyorsunuz?
Demirel- Olay fevkalade büyüktür. 400 km içerisinde, 150 km derinlikte, 20 milyon insanı içine alan bir olaydır. Bir felakettir, faciadır. 100 bin ev bir anda yıkıldı, iki anda değil. 100 bin evin yıkıldığı bir faciada, anında veya makul bir süre içinde herkese ulaşabilmek, herkesin ihtiyaçlarını karşılayabilmek ve arzularını yerine getirebilmek hiçbir gücün kudreti dahilinde değildir. İsmi üzerinde; facia. Ama böyle olmakla beraber, dara düşen, evleri başına yıkılan insanların şikayetçi olmaları ve dertlerine deva aramaları, bu arada kimden ne beklerlerse ona el uzatmaları gayet doğaldır. Vatandaşların acısını, ızdırabını keşke tatminkâr olarak sarabilecek mekanizmalar olsa...
- Özellikle ilk müdahelede geç kalındığı şikayetleri var...
Demirel: Ben şunu söyleyeyim, hadisenin olduğu 17 Ağustos saat 03.00'ten itibaren olayın peşindeyim, takip ettim. Felaketin olduğu yerlere gittim, idarecilerin ne yaptığına baktım, halkla konuştum, hastanelere gittim, rasathaneye gittim. Gerekli yerlerden bilgi aldım. Hafta başında MGK'da konuştuk. Hükümetle sürekli konuştum. Hadiseyi çok yakından takip ediyorum. İçeriden, dışarıdan insanüstü bir gayret sarfediliyor. Bu kadar büyük bir hadisede, eksikler, hatalar, kusurlar vardır. Eksik, hata, kusur kiminse, onu söylemeyip, "altı da çürük, üstü de çürük" deyip, ülkeyi toptan bir ümitsizliğe sevk etmenin yararı yoktur. Ayrıca böyle bir meselede yine hataları kusurları, ihmalleri, yanlışları söylemek varken, bunların tümünü devlet gibi bir yüce kavrama fatura etmek doğru değildir.
Öyle yaparsanız, meseleyi tedbir alınamaz hale getirirsiniz. Şöyle tedbir alınamaz hale getirirsiniz: Her şeyde devlet kusurludur, bütür kusurlar devletindir. Devlete ne yapabilirsiniz ki! Halbuki deseniz ki, "Şu kusurdur, bu hatadır, bu hata filan kurumundur, filan kişinindir", onlara çare bulunur.
"Eleştiriye karşı değiliz"
- Efendim, bütün Türkiye canı yanan, yakınlarını kaybeden insanların feryatlarını, şikayetlerine tanık oldu...
Demirel: Biz eleştiriye karşı değiliz. Eleştiri yapılacaktır, yapılması da lazımdır, yapılması kaçınılmazdır. Ama faturanın, topyekün etrafında birlik olduğumuz devlete çıkartılmasını yanlış sayarım. Devlet yerine başka tabirler kullanılsa daha iyi olurdu. İçeride dışarıda, devleti zaafa uğratacak bir takım durumlarla karşı karşıyayız. Vatandaşın devlete olan inancını sarsıp, devletten bir şey beklemez hale getirdiğimiz taktirde, vatandaşın yardımına kim koşacaktır? Benim razı olmadığım şey, devletin kötülenmesi, küçük düşürülmesidir. Yoksa eleştiri yapılmasına karşı değilim. Kimsenin kusurunu falan da savunmuyorum. Yalnız facia denildiği zaman bütün sınırları aşan bir olayla karşılaştığımız unutulmamalıdır. Bu doğadır, doğanın müthiş bir gücüdür. Bu güçle, devletin çeşitli kurumlarının, hükümetlerin başa çıkamaması; onların gücünün doğanın gücüyle ölçülmeye kalkışılması da meseleleri sağlam muhakeme etmemize müsait olmaz.
- Hükümetle birlikte, Kızılay gibi kurumlar, bazı bakanlar da eleştirildi...
Demirel: Ben onlara girmek istemiyorum. İlk andan itibaren söylediğim gibi, ülkemiz büyük bir faciayla karşı karşıya kalmıştır. Yapılacak iş bunu göğüslemektir. Vakar ile, soğukkanlılık ile, haysiyetle, yılmadan, bezmeden göğüslemek gerekir. Türkiye de bunu yapıyor zaten.
"Acımız çok ağır"
- Felaket bölgesine hem yurtiçinden, hem yurtdışından büyük yardımlar akıyor...
Demirel- Vatandaşlarımız, Türkiye'nin her tarafından zarar görenlere yardıma koşmuşlardır. 60 ülke Türkiye'nin yardımına koşmuştur. Bu Türkiye'nin itibarını gösterir. Bir taraftan acımız var, bir taraftan da bu olay sonrasında Türkiye'yi hoşnut olduğu noktalar var. Ama, acımız ayrı iş. Taşınılması mümkün olmayacak kadar ağır bir acı.
- Dünyanın Türkiye'ye yardım için elinden geleni yapmasını nasıl karşılıyorsunuz?
Demirel: İnsanidir. 21. yüzyıla girerken insani bakımdan çok övünç verici bir gelişmedir. Acı bütün insanlığın acısı haline gelebiliyorsa, bu birleştirici birşeydir. Böylece musibetlerden, afetlerden, facialardan, insanlık için bazı yararlı neticeler çıkarmak imkanı olur.
- Türkiye'nin Bosna'ya, Kosova'ya yardım elini uzatması da etkili oldu mu?
Demirel: Tabii, tabii. Bu yardımlar, Türkiye'nin itibarlı bir devlet olduğunu gösterir. Bir acının başka taraflarda hissedilmesi; dil, din, ırk farkı gözetilmeksizin, uzak coğrafyalarda da hissedilmesi insanlık adına memnuniyet verici bir olaydır.
TAYFUN DEVECİOĞLU
DEMİREL
"Af itirazlarını inceliyorum"
* Af Yasası size sunuldu. Onay verdiniz mi?
Demirel: Henüz tetkik ediliyor.
* Efendim, bu yasaya da tepki var. Özellikle, işlenen bir suçun mağduru olan insanlar tepki gösteriyor...
Demirel- Yasanın hukuki anlamını araştırmakla. Af aslında suçu affetmez. Suç affı olmuyor, ceza affı oluyor. Şunu demek istiyorum: İşlenmiş olan suç duruyor yerinde. Af neden çıkıyor; hukukun genel prensiplerine göre, ceza ibret-i müessire haline gelmişse. Daha fazla çekilmesini gayri insani buluyor. Onun için affediyor. Yani suç yine duruyor yerinde. Veya eğer ıslah olmuşsa, topluma iade ediyor, topluma kazandırıyor. Ceza bir nevi kin alma, husumet alma anlamında verilmiyor. Modern teoride ceza, insanları islah etme, topluma kazandırma ve ibret-i müessire olsun diye veriliyor. Cezanın bu fonksiyonu yerine gelmişse af yapılıyor. Tabii ki af yetkisi Meclis'e ait bir yetkidir. Benim önüme geldi, bakıyorum. İtirazlara da bakıyorum, hepsine bakıyorum. Ona göre bir karara varacağım.
* Kararınızı ne zaman vereceksiniz?
Demirel- Zaten bunun 15 gün müddeti var. 3-4 gün de geçti. Bütün bunlar hakkında bir karara vardıktan sonra bir şey yapacağım.
|
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|