Bilimsel nazariyeler gibi ideolojiler ve dini inançlar da insanoğlunun fiziki ve toplumsal çevresi ile kendi iç aleminde karşılaştığı olayları izaha gayret eder. Ne var ki önemli olan, bu gayretin kendisi değil, varılan sonuçların sağduyuya uyup uymadığıdır.
Bilimsel yöntem
Bilimsel nazariye, olayları izah etmek için ortaya faraziyeler atar ve bu faraziyelerin doğru olup olmadığını deney yoluyla kanıtlar. Diğer bir deyimle, bilimsel faraziye kanıtlanmaya daima açıktır. Bilimin ilerlemesi bu sayede olur. Bilim, hiçbir zaman mutlak gerçeğe ulaştığını iddia etmez. Bilimin gözünde insanoğlunun erişebileceği gerçek -Kant'ın dediği gibi- ancak göreceli olabilir. Akıl'ın yöntemleriyle gerçeğe daima biraz daha yaklaşılır; ama bilimsel gerçek göreceli olma niteliğini hiçbir zaman kaybetmez. Bununla beraber, bilimde de, faraziyelerin kanıtlanmasıyla ortaya çıkmış bir nazariyenin bir mantık silsilesi olma vasfıyla dayanması gereken temeller vardır ki bunlara kaziyye denir. Kaziyyenin kanıtı, deney ve olaylara değil, reddedilirse nazariyenin bir mantık silsilesi olarak tutarlılığını kaybedecek olmasıdır.
Felsefe, din ve ilahiyat
Din ise, mutlak gerçek olarak ileri sürdüğü fikirleri olaylarla kanıtlamaz. Bu fikirler ne faraziye, ne de kaziyyedir. Dini fikirler ancak inanç sayesinde doğruluğu kabul edilebilecek dogmalardır. Dogmaların aksinin kanıtlanamayışı Akıl'ın değil, inancın gereğidir. Evrenin ortaya çıkışı, ahlâk kurallarının ilk kaynağı, ölümden sonra insanoğlunun varlığı ve kurtuluşu gibi sorular insan beyninde daima var olmuştur. Bilimle varılan göreceli gerçeklerin evrimi insanoğlunun bilgisini ne kadar derinleştirirse derinleştirsin, ulaşılan her bilginin bir ilk sebebe dayandığını düşünmek Akıl'ın doğal eğilimidir. Felsefe gibi din de daima işte nihayetteki bu sorulara cevap bulmaya çalışır. Din, insanoğlunun hiç dinmeyen mutlak gerçeğe ulaşma arzusu ile bu arzuyu Akıl yoluyla başarıya ulaştıramayışındaki çelişkiye, dogmaya inanmak yoluyla çare bulur. Felsefe ise, bilimi akli muhakeme yoluyla tamamlamaya çalışırken eleştiriye açıktır. Eleştiriye açık olmayan niteliğiyle din ancak bu nihai soruların cevabını araştırdığı zaman Akıl ve bilime ters düşmez.
Bilimin cevabını bulduğu hususlarla din karşı karşıya gelmemelidir. Dinin işlevi bilimin cevabını bulamadığı soruların cevaplarını ileri sürmek; hiçbir zaman tam keşfedilemeyecek olan evrenin ve insanın sırrına inanç yoluyla kavuşmaya çalışmaktadır. Bu çabanın din taassubuyla ilgisi yoktur. Din taassubu, ilâhiyata yani dini düşünmeye bile engeldir ve tek hedefi, toplumu gelenek adına Akıl'ın dışına sürüklemekten ibarettir.