Emek Platformu'nun bugün aldığı genel grev kararını uygulaması bekleniyor. Demokrasilerde halkın bir kesiminin, siyasi iktidarlar üstünde baskı oluşturmak üzere bir araya gelip eylem yapmaları doğaldır. Genel grevin bugünkü yasalar çerçevesindeki durumu tartışmalı olsa bile; toplumlar gibi yasaları da değişim içinde algılamak; toplumun ihtiyaçları çerçevesinde değişebileceklerini ya da yeniden yorumlanabileceklerini kabul etmek durumundayız.
Benim asıl üzerinde durmak istediğim eylemin amacı ve Emek Platformu'nun bugün Türkiye'nin temel meselelerindeki "konuşlanışı"...
Emek Platformu çeşitli metinlerinde; emeklilik yaşının yükseltilmesine, özel emeklilik sigortasına; uluslararası tahkime, özelleştirmelere karşı çıkıyor.
Peki neyi savunuyor?
Statükoyu...
Oysa statüko, emekçiler açısından yoksulluk, açık ya da gizli işsizlik, hastane kuyruğu ve insan onuruna yakışmayan ücret demek...
Şimdi Emek Platformu yöneticilerine sormak lazım:
Türkiye'de şimdiye kadar bu korktuklarınızın hiçbiri olmadı. Özelleştirme yapılamadı. Yabancı sermaye rahatça girip yatırım yapamadı. SSK devletin yönetiminde kaldı. IMF'nin dayatmalarına rağmen emeklilik yaşı yükseltilmedi. Kısacası korktuklarınızın hiçbiri olmadı da, durumunuz iyi mi oldu?
Halinizden memnun musunuz ki mevcut durumun (statükonun) korunması için böyle can siperane savaşıyorsunuz?
Emek platformu "Sosyal güvenlik kurumlarının çökertilmesini amaçlayan Sosyal Güvenlik Reformu Yasa Tasarısı'na karşıyım" diyor.
Oysa sosyal güvenlik kurumları, asıl hiçbir şey yapılmazsa çökecek. Bu platform gerçekten emekten yana olsaydı, hükümetin meseleyi sadece yaş yükseltilmesinden ibaret görmesine şiddetle itiraz eder yapısal değişiklik diye tuttururdu. İşçilerin hiç değilse bundan sonra zorunlu sigorta kesintisi köleliğinden kurtarılmasını, kendi sigorta şirketlerini kendilerinin seçme hakkını savunurdu.
Statükoculuk, emek cephesinin sözcülerini bugünkü yapıyı, yani bugünkü üç kuruşluk maaşları, bugünkü insanlık dışı sağlık hizmetlerini savunma noktasına getiriyor.
Emek Platformu, KİT'lerde çalışan işçiler işinden olacak diye özelleştirmelere karşı çıkıyor. Oysa Platform, gerçekten işsizliğe karşı olsa, devletin ekonomiden elini çekmesiyle doğacak olan dinamizmin, KİT'lerde çalışan işçilerden kat be kat fazlasına yeni iş imkanları yaratacağını bilir ve bunu emekçilere anlatırdı.
Emek Platformu uluslararası tahkime karşı çıkıyor. Oysa çalışan kesimin uzun vadeli çıkarlarını görebilse, kapalı ekonomiyi savunmanın, yabancı sermaye gelişine set çekmenin, dünyayla entegrasyona karşı çıkmanın emekçilere yapılabilecek en büyük kötülük olduğunu fark ederdi. Yabancı sermaye girişinin, işsizlere iş, işçilere daha fazla ücret, bütün ülke için daha çok zenginlik anlamı taşıdığını, buna karşı çıkmanın halkı yoksulluğa mahkum etmek olduğunu anlardı.
Ama ne yazık ki, emek cephesinin sözcüleri bütün bunları anlamamakta diretiyor. Kendisi anlamadığı gibi, emekçilere de yanlış anlatıyor. Liberalleşme ve küreselleşme süreçlerini emekçiler için bir nev'i "kıyamet" gibi gösterip onların bu kıyamet korkusu içinde ellerindekine, yani yoksulluğa ve çaresizliğe dört elle sarılmalarına yol açıyor.
Emekçiler de bu yoğun propagandanın etkisiyle, statükonun daha da gerisine düşme korkusu içinde statükoya sarılıyor ve yavaş yavaş ülkenin en tutucu kesimi haline geliyorlar.