Yaz bekârı
Boğaz'da hoş bir sohbet gecesi. Genç bir kadın anlatıyor. Güzel bir aşk hikâyesini kelimelere dökerken gözlerinin içi gülüyor.
Bu gece onu bu kadar mutlu görmek hepimizi sevindirdi. Kötü günleri geride bırakmak onun da hakkıydı, heyecan ne kadar da yakışmış diye dalıp gitmişken, birden bir sessizlik oluyor. Ne dedi, yanlış mı duydum, ufak bir aksaklıktan mı söz etti, neden arkadaşlarımın suratı asıldı, yine neyi kaçırdım ?
"Tatsız tek bir detay var," diyor gülen gözlerin sahibi. Herkes nefesini tutuyor, işte yine büyü bozulacak. "Bir kere olsun hikâye sonsuza dek güzel kalamaz mıydı?" diye düşünüyoruz hepimiz aynı anda.
Ne! Adam evli mi ?
"Evet evli, ne olur bana öyle bakmayın, ben kimseyi öldürmedim. Biliyorum, şimdi bana kızacaksınız, ama önce dinleyin ve lütfen beni yargılamayın, çıldırdığımı falan söylemeyin. Ben de öğrendiğimde şok oldum, iki gün kendime gelemedim. İlk andan itibaren bunu bilseydim, beraber olur muydum? Bu soruyu kendime sormaktan yorgun düştüm. O kadar tatlı, düşünceli, hoş sohbet birisi ki, yine de dayanamaz aşık olurdum herhalde. Karısı tatilde, çocuklarla yazlığa gitmiş. O yüzden her gün görüşebiliyoruz. İnanın, çok mutluyum. Ne o, hikâyemi beğenmediniz galiba..."
***
Hayır beğenmedik, küçük hanım. Fakat ne yazık ki bizim bu konudaki fikirlerimiz hikâyenin devamını değiştirmeye yaramayacak. Bu yüzden herkes kızın üstüne çullanırken ben sessiz kalmayı tercih ediyorum. Oysa söyleyecek öyle çok şeyim var ki hangi birinden başlayacağımı bilmiyorum. Dikkat et güzel kız, dikkat et, yaz bittiğinde kanatların yanacak ve o zaman her şey için öyle geç olacak ki...
Hikâyeni neden sevimsiz bulduklarını bilmek bile istemiyorum. Beni çileden çıkartan bu filmi daha önce görmüş olmak ve bunu sana anlatamamak.
Evli erkekleri baştan çıkartan cadı kadın masallarına artık inanmadığım için seni kınamıyorum. Oysa bize hep öyle anlatıldı. Çocukluğumda kadınların fısıldaşmalarını hatırlıyorum, filancanın kocasını ayartan "fettan" kadından söz ederken yüzlerini nasıl buruşturduklarını, o kadını bir kaşık suda boğmak için birbirleriyle nasıl yarıştıklarını hatırlıyorum.
O günlerde kocalar hep masum ve çabuk kandırılan "evli barklı, boylu poslu adam" rollerindeydi. Bir Allah'ın kulu da çıkıp bu saf ve salak erkek imajının biraz abartılı olduğunu söylemiyordu. Bizi bu masallarla büyüttüler ve evlendiğimizde erkeklerimizi "kötü kadınlardan" korumamızı öğütlediler.
Şimdi arkadaşlarının seni neden parçalamaya hazırlandıklarını anlıyor musun? Korkuyorlar, evet senden, biricik arkadaşlarından artık korkuyorlar. Ya tek erkek yetmezse sana, ya bunu alışkanlık haline getirir, onların da kocalarını baştan çıkartırsan, ya da kocaları senin evli erkeklerle birlikte olduğunu anlar da sıra kendilerine gelecek diye heyecanlanırlarsa...
***
İşte böyle sevgili dostum, bir yaz bekârıyla yaşadığın birkaç güzel akşamı anlatmak için yanıp tutuşurken en yakın arkadaşlarının bile sana öcü gibi bakacaklarını hiç düşünmemiştin değil mi? Bu işin sadece bir yüzü, şimdi başına bundan sonra gelecekleri anlatsam, filmin sonunu bilmek işine ne kadar yarar acaba?
Yaz bekârı genelde hoştur, neşelidir, rahattır, paralıdır ve serbesttir. Onunla her türlü delilik yapılabilir, en lüks yerlerde sabahlara kadar eğlenilir, dans edilir, sokaklarda köfte ekmek yenir, boğazda güneşin doğuşu bile seyredilebilir... Enerjiniz varsa, günler geceler boyu tüm eğlence mekânlarını birlikte turlayıp bu konuda bir kitap yazacak kadar bilgi toplayabilirsiniz.
Üstelik bu hoş adam evli olduğunu söylediği andan itibaren oyunun kurallarını artık bildiğinizi varsayarak bekŒr erkekler gibi korkak da davranmaz. Onun bağlanma, özgürlüğünü kaybetme, evliliğe hazır olmama gibi kaygıları olmadığından bekar arkadaşlarından çok daha eğlencelidir. Yani, uzun lafın kısası bu adam yıllardır beklediğiniz, hayalini kurduğunuz beyaz atlı prense çok ama çok benzer.
Bu prensin o prens olmadığını anlaman için havaların serinlemesini, eylül yağmurlarının başlamasını bekleyelim mi güzel gözlü arkadaşım ? Yoksa uzun kış gecelerinde karısından, çocuklarından, yönetim kurulu toplantılarından, iş yemeğinden, Galatasaray-Fener maçından çaldığı bir kaç dakikayı seninle paylaşması için dua ederek ve tırnaklarını yiyerek pencereden telefona, telefondan kapıya koşarak mı geçirmeyi daha ilginç buluyorsun ? Seçim senin, ben karışmıyorum...