kapat

11.08.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Nasıl da yanlış biliyoruz

Emniyet kemerini bir devlet zoru ile bağlayanlar var.. Polise rastlamayacaklarını düşündükleri yere gelince, hemen çözerler..

Kemere inananlar var.. Oto yolda, ana arterlerde takarlar.. Eve yaklaşınca çözerler.. Hızları azalmıştır ya.. Kemere gerek kalmamıştır..

Oysa..

İstanbul Otomobil Klübü bir kampanya başlatmış.

"Hayatınızı kurtaran 10 saniye" diye..

On saniyede yapılacak şeyleri ihmal edişimizden kaybettiğimiz hayatları göz önüne alarak..

Hazırladıkları broşürü okuyorum..

50 kilometre diye bir hız kaldı mı?.. Oysa kent içindeki yasal hız bu, bakmayın.. Bu hızla gidin, arkadan gelenler yolunuzu keser sizi döverler..

Şimdi bu kaplumbağa hızında oluşan bir çarpışmada arka koltukta oturan 10 kilo ağırlığındaki bir bebeğin, 400 kiloya eşit bir güçle öne fırladığını bilir miydiniz?.. Hem kendisi gider, hem de çarptığı..

Arka camın önünde bir küçük kitap var.. "Okurum belki" demiş ve el altına koymuşsunuz.. Ayni çarpmada bu kitap kafanızın arkasına 50 kiloluk bir balyoz gibi vuracaktır, bilir miydiniz?.. Ya da minnacık, çok hafif, belki 100 gram bile değil, sabunlu kağıt kutusu..

Eve iyice yaklaştınız.. Hızınız 30 kilometreye indi.. Gene de kemeriniz bağlı ve emniyettesiniz.. Eğer arkanızda oturan kemerini bağlamamışsa, siz öyle sanmaya devam edin.

30 kilometre hızda oluşacak bir çarpışma, arabada tampon çizilmesi dışında bir hasar dahi yapmaz, ama, arka koltukta oturan 70 kilo ağırlığındaki yolcu, yerinden fırlar ve size öyle çarpar ki fil ezmiş gibi olursunuz.. 3.5 ton.. 3 bin 500 kiloluk güçle çarpar size.. 30 kilometrelik salyangoz hızında..

Şaştınız değil mi?..

Ben de şaştım okurken.. Ama fizik denen bilim işte bu.. O zaman..

1. Arabayı siz kullanıyorsanız, içerdeki herkesin kemer bağlamasını sağlayın.. Özellikle de arka koltuklarda oturanların.. Öndeki kemersizin zararı sadece kendisine.. Arkadaki, öndekini de eziyor üstelik..

2. Araba kabini içinde boşta hiçbir eşya bulundurmayın. Çünkü bunların hepsi kaza anında serseri mayındır.

3. Çocukları mutlak arka koltuklara kemer bağlayıp oturtun.

4. Bebekleri mutlak arkaya koyacağınız bebek koltuğuna oturtun. Bu koltuğu da kemerle bağlayın..

5. Boyun arkalıkları süs değildir. Bu arkalık iyi ayarlı değilse, minnacık bir kazada sarsılan boyun omurunuz yüzünden, hayatınızın geri kalan kısmını Süpermen gibi, tekerlekli koltukta, boyundan aşağı felç geçirebilirsiniz. Bu başlıklar mutlak doğru ayarlı olmalı.. (Yükseklik, başınızın tepe noktası ile eşit. Mesafe başınızla dört parmak.) Araba satın alırken, motordan, modelden önce başlığa bakın. O kadar önemli yani..

Kaza görüntüleri vardır, televizyonda, gazetelerde.. Arabaya benzer yeri kalmamıştır..

"Mucize" derler.. "Bu arabadan altı kişi sapasağlam çıktı.."

Tersi mucizeden(!) söz edilmez nedense.. Arabada çizik yokken, içerde iki ölü vardır..

Aradaki fark, önlem almakla, almamak farkıdır, sadece şans veya kader değil!..

Telefon Bağlama..
Duygu, çok baş ağrıtan bir ayrıntı yazmış, pazar günü..

Sekreterler arası bağlama savaşı..

Çok önemli bir savaştır bu.. Önce bağlanan açar telefonu, başlar beklemeye ki, öte yandaki sekreter, öte yandaki kişiyi bağlasın..

Bu çok önemli bir protokoldur haa..

Önce bağlanıp bekleyen küçük adamdır, bekletilmeyen büyük adam..

Eşit adamlar olunca, sekreterler aralarında anlaşırlar..

"Beraber bağlayalım.."

Böylece ikisi de patronunun onurunu korumuş olur. Sekreterler neden bu kadar hassastır?..

Önce bağlayan genelde patronundan fırça yer de ondan..

Duygu sekreterler arasında araştırma yapmış.. Kadınlar bu protokola pek aldırmıyormuş da, erkekler kıyameti koparıyormuş.. O kadar feminizm yapacak tabii..

Bakın ben de sinirleniyorum.. Hem de fena halde..

"Efendim falanca sizi arıyor.."

"Bağla.."
Bağlıyor.. Telefonda falanca değil, sekreteri.. Başlıyorum beklemeye.. Karşımda beni arayan, yazımı bölen yok.. Müzik var.. Fazla da beklemiyorum yani.. Kapıyorum telefonu..

Yahu hem ben yazımı yazarken araya giriyor.. Bölüyor.. Bir de bekletiyor.. Niye bekleyeyim ki?..

Duygu, "Bu iş nasıl çözülür" diyor..

Gayet basit.. Askeriyede, ya da sivil bürokraside zaten sorun yok.. Ast daima bekler, üstü.. İtiraz da etmez..

Ama onun ötesinde bu ülkede herkes yasal olarak eşit..

Hadi bazı makamlar var.. Makama saygıdan sizin beklemeniz uygun düşer.. İzanlı bir sekreter bunu bilir zaten.. Cumhurbaşkanı.. Meclis Başkanı.. Başbakan.. Yani kırmızı plakalar.. Yerel yönetimlerde en baştakiler.

Onun ötesinde, çözüm bence basit..

Kim arıyorsa, o bekler.. Arayarak zaten adamın o anki yaşamını iznini almadan kesiyorsun. Elindeki işi kenara koymasına sebeb oluyorsun. Bir de bekletme hakkın yok artık. Ayıp olur..

Sen aradınsa, sen önce bağlanır beklersin. O aradıysa o bekler..

Mantıklı değil mi, Sevgili Duygu?..

Her şey bahane..

"Bir şey düşünürsen ara beni

Benim için ne yapmalı

Kime gitmeli, nasıl etmeli

Hava güzel, yazdan kalma

İçin için kaynamalı

Sokaklara dökülmeli

Sinemalar boş olur

Yalnız gitmeyi sevmem

Resimden hiç anlamam

Sergi varmış bana ne

İstanbul kuru kalabalık

Bu kalabalık uymaz bana

Sen yoksun ya yanımda

Her şey bahane

Sinemalar bahane

Kalabalık bahane

İstanbul bahane

Bahaneler bahane

Bahaneler şahane"

diyor İlhan Şeşen bu defa.. Mest of Gündoğarken'den sonra, bu defa Gündoğarken 99'u yapmışlar.. Tam keyif müziği.. Koydum arabamın setine sabah sabah işe gelirken.. Bir keyif sormayın gitsin..

Bu İlhan müthiş bir adam.. Söz yazarı olarak müthiş.. Besteci olarak müthiş.. İcracı olarak müthiş..

Bu ülkede müthiş oldunuz mu, şansınız pek yoktur ama.. Şöhret de yarım kalır, para da..

Bu İlhan, Amerika'da dünyaya gelseydi mesela, bunca yetenekle..

Kaç sanatçı için söyledim bunu ben.. İlhan da onlardan..

Nasıl içten anlatmış yalnızlığı.. Hele bir de benim gibi yalnız sinemayı boş hissedenlerdenseniz..

14 tatlı şarkı okumuş, gurup.. Pardon 13.. Bir de türkü..

Hani "Derelerin gümbürtüsü.. Nazlı yarin hayali.." diye başlar da..

"Lokman hekim gelse yaram azdırır.

Yaramı sarmaya yar kendi gelsin"

diye biter.. İşte o!

Bunlarınki öyle bitmiyor.. Şirin bir final yazmışlar.. Yazmıyorum, sürpriz olsun..

En sondaki şarkıyı yazıyorum onun yerine..

Çocuklar büyümüş, evden uçmuş.. Anne baba, gene başbaşa kalmışlar..

İlhan onu anlatıyor.. Kendi karısına "Tombalak tomurcuğum" dediği sevgili eşine yazmış şarkıyı..

Bakın nasıl yazmış..

Ah canım, hanımcığım

Tombalak tomurcuğum

Can yoldaşım,tosuncuğum vakit geldi

Hatırla bir vakitler

Aynı şeyleri biz yaptık

Senle ben uçtuk uçtuk yaya kaldık

Birdenbire olmaz ki böyle

Nereye çocuklar,

Aceleniz ne

Çocuklar bizi aşacaklar

Kuş olup yuvadan uçacaklar

Aynı şeyleri yapacaklar

Kendi yollarını bulacaklar

Yandık hanım

Yine yalnız kaldık

Bodrum'a mı yerleşsek

Çok sıcak olmaz mı Bodrum

Ya çıkarsa oralarda tansiyonum

Bende kalp var, sende şeker

İki yudum rakı canımız çeker

İçemeyiz, kudururuz mehtap küser

Birden bire olmaz ki böyle

Alıştırmak lazım insanı

Nereye çocuklar,

Aceleniz ne?..

Ve İlhan gecenin bir yarısı gitarının başından Tombalak Tomurcuğuna seslenerek bitirir şarkıyı..

"Şu şarkıyı da bitireyim, geliyorum!.."

Şarkıların hiç bitmesin İlhan!..

Bizim kafe eğlencesi, bazılarının hafta sonlarını zehir etmiş.. Takılıp kalmışlar.. Çözememişler.. Faks.. Telefon..

Önce soruyu hatırlatayım..

Bir bulvar kafesinde arkadaşlarınızla oturuyorsunuz.. İşte size bir kafe, ya da kafa eğlencesi..

Soru işaretlerinin yerinde, bu dizilişe göre hangi harfler olmalıydı?..

K,T,T,N,S,N,Z,S,L,?,?,?.

Yanıt:

M,M,K!..

Peki neden?..

Yılın 12 ayı nelerdir?..

Bu ay isimlerinin son harfleri nelerdir?..

BİZİM DUVAR
Katili sal, dolandırıcıyı sal, sahtekarı sal.. Sen onu afetmişsin!..

Hakan&Utku

SEVDİĞİM LAFLAR
Bir ulusun fikir düzeyini, reklamlarından çıkarabilirsiniz!..

Norman Douglas (1868-1952)

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır