Türk ekonomisinde büyük bir güç olduğunu ama dünyadaki durgunluğun etkisinde kalındığının da kabul edilmesi gerektiğini belirten Özince, "Enflasyon pahasına iç ekenomiyi canlı tutmayla, Türkiye rekabet gücünü artıramaz" diye konuştu.
Bankacılık Üst Kurulu'nun güvenilirliğinin artırılması için işin başında özenle oluşturulması gerektiğini belirten Bankalar Birliği Başkanı Özince, peşin vergi ile ilgili olarak da "279. madde eski haline getirilirse devlet çok şey kaybetmez. Ama bu haliyle yarardan çok zarar getirir" dedi. Özince İş Bankası'nın 2000'li yıllarda da sermaye piyasalarında öncü rolünü sürdüreceğini ifade etti.
İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince, Hükümetin karar alma hızının ve parlamento desteğini sağlamasının çok önemli olduğunu belirtti. Bu durumun ekonomiyi iyi yola soktuğunu kaydeden Ersin Özince, buna karşın hayalciolmamak gerektiğini vurgulayarak, "Türkiye uluslararası piyasalarda rekabet gücünü artıracak dinamiklerini canlı tutmalı. Daha yapacak çok işimiz var. Reformalardan asla geri adım atmamalıyız" dedi. Özince, İş Bankası, ekonomik durum ve bankacılığın sorunları konusunda sorularımızı yanıtladı:
* Türkiye'de özel sektör bankacılığını Cumhuriyetle beraber geliştiren İş Bankası'nın 2000'li yıllardaki misyonu ne olacak?
2000'li yıllara girerken İş Bankası'nın en büyük avantajı halka açıklık oranının yüzde 27'ye yükselmesi ve 1998'de ikiye katlanarak yüzbinler seviyesinde ortağa sahip olmasıdır. Yani İş Bankası artık topluma ait özel bir banka, halkın bankası. Cumhuriyetin ikinci yılında kurulup, 75 yıl sonra 100 bin ortağa ulaşmak ve yerli-yabancı, dünyanın her tarafına yayılmış bu ortaklara hesap veriyor olmak, bizim için çok önemli. İş Bankası'nın 2000'li yıllara böyle bir ortaklık yapısıyla girmesinin büyük avantajı var, çok iyi oto kontrol sağlıyor. Sorumluluk kat kat artıyor. En önemli idealimiz bu müesseseyi gerçek bir sermaye piyasası şirketi olarak idare etmek. Bugün İş Bankası halka açık şirketlerin en iyi örneğini teşkil ediyor.
* Diğer ortakların payı ne kadar?
Yüzde 27 halka açık kısmın yanında Cumhuriyet Halk Partisi'nin yüzde 28, Banka Emekli Sandığı'nın yüzde 45 payı var. Emekli Sandığı'nın üye sayısıysa yaklaşık 32 bin kişi. Dolayısıyla sorumlu olduğumuz kişi sayısı 130 bine çıkıyor. Siyasi partinin bankaya hissedarlığı, farklı bir boyutta. CHP Atatürk'ün vasiyeti gereği yalnız hisselerin temsilini yapabiliyor. Gelirler Atatürk'ün vasiyetnamesinde Türk Dil ve Tarih Kurumu'na bırakılmış. İş Bankası sorumluluğunun üstüne şimdi de halka açık anonim şirket olmanın sorumluğunu gördü.
* Banka toplumsal bir kurum mu oldu?
Toplumsal derken, sosyal değil yani. Bunun finansal perspektifi, sermayedarlık perspektifi toplumsal. Bazen de şöyle düşünülüyor; İş Bankası Atatürk'ün kurduğu bir kurum. TC İş Bankası. Değil, Türkiye İş Bankası. Kârını da edecek, bankacılığı da en modern şekilde yapacak. Cumhuriyetin ilk yıllarında yapıldığı gibi, özel teşebbüsün gücünü Türkiye'de tahrik edecek, geliştirmeye çalışacak. Yeri geldiği zaman kendisi de reel sektörde yatırım yapacak. Reel teşebbüsün, liberal anlayışın öncülüğünü yapmak durumundayız. 2000'li yıllarda bunun liderliğini yapacağız.
* Yani tabana yayılmanın, halka açılmanın öncüsü olmaya devam edeceksiniz?
Öncülüğün yanı sıra buna uygun performans göstereceğiz. Zaten halihazırda öncüsüyüz de. Erdemir'in özelleştirmesine kadar İş Bankası en çok bireysel ortağı olan kuruluştu. Türkiye'de borsanın, Sermaye Piyasası'nın misyonerliğini yapan kuruluştur. Menkul kıymet sistemini Türkiye'de, daha borsa yokken kurmuştu. Şimdi bu sorumlulukları müteakip, yine bu işlerin teknik olarak liderliğini yapacak. Bir de hissedarlarına açık ve performans sağlayan, verimli bir sermaye şirketi olacak.
* Biz İş Bankası'na baktığımız zaman bir holdingi de algılıyoruz. Birden çok sektöre yayılmış, camdan tekstile, hastaneye kadar bir yığın iştiraki var. Yaygın iştirake sahip olmanın avantajı ve dezavantajı nedir? Dünyadaki eğilime ters düşmüyor mu?
Bu pek alışılmış bir şey değil. Ama İş Bankası'na verilen misyon da alışılmış bir misyon değil. Dünyadaki gelişmelerin böyle olmadığı ileri sürüldu. Ama dünyada bunun istisnası olan büyük bankalar yok değil. En başta Deutsche Bank gelir, Japon bankaları gelir. Türkiye'de şeker fabrikalarından çimento fabrikalarına kadar kuruluşunda görevlendirilmiş bir müessesenin bu tür iştiraklerini de gelişi güzel elden çıkartması düşünülemez. Bunları elden çıkartırken İş Bankası'nın hissedarlarının azami menfaatini gözetmesi lazım. Kısacası İş Bankası'nın iştirakleriyle ilgili cazip gelecek ortaklık, satın alma gibi teklifleri değerlendirmemesi söz konusu olamaz.
* Sattığınız iştirakleriniz var mı? İştirak politikanız nedir?
Banka son 8-9 yıl içinde yaklaşık 1 milyar dolarlık iştikarikini sattı. Halka açmak konusunda zaten İş Bankası öncü şirket. Yani İş Bankası grubunda halka açık şirket adedinin, açık olanlarının da açıklık miktarının artırılması gerektiği kanaatindeyim. Bunun için de bir takım hazırlıklar gerekiyor. Biz bu çalışmayı başlattık.
Banka kimi zaman zaruri hallerde kredi alacaklarından ötürü veya fırsatların yarattığı olanaklarla Türkiye'de şirket sahibi olabilir veya şirket kurabilir. Özellikle iletişim teknolojisi konusunda, ki bankalar malum bunun en önemli kullanıcılarıdır, bankanın ciddi insiyatifler koyması gerekir. Biz de hizmet sektöründe büyümeyi düşünebiliriz. İştiraklerimizi de belki halka, borsaya daha fazla açmayı düşünebiliriz.
* Bankacılık sektöründe gördüğünüz çok önemli bir sorun var mı?
Haksız rekabet. Bu benim tamamiyle İş Bankası Genel Müdürü sıfatıyla düşüncem. Liberal sistemde devlet dahil hiçbir müteşebbisin avantajlı olmaması gerektiğine inanıyorum. Ancak bir piyasanın realitelerini de hiç kimse inkar edemez. !
Ersin Özince'den...
* En önemli idealimiz bu müesseseyi gerçek bir sermaye piyasası şirketi olarak idare etmek. Bugün İş Bankası en iyi halka açık şirket.
* İş Bankası sermaye piyasalarının misyonerliğini yaptı. Halka açıklık oranını artırarak, yeni iştirakleri halka açarak bu misyonu sürdürecek.
* Son 8-9 yılda 1 milyar dolarlık iştirak sattık. Ciddi teklifleri değerlendiririz ama iştiraklerimizi gelişigüzel elden çıkartmayacağız.
* Sabit getirili menkul değerler piyasasının derinliği, tek bir ihraççı, yani devlet üzerine kurulmuştur. Bu piyasada fiyatların sıhhatli oluştuğu söylenemez.
* 279. maddenin kaldırılmaması yarardan çok zarar getirir. Bu durum faizi yükseltir.
Kurul baştan iyi kurulmalı
BankacILIk üst kurulunun süratle oluşturulması gerektiğini ifade eden Bankalar Birliği Başkanı Ersin Özince, kurul ile ilgili düşüncelerini şöyle anlattı:
"Üst kurul önce süratle teşkil edilmelidir. İkincisi üst kurulun teşkilinde siyasi müdahaleler olacağı endişesi ifade edildi. Ben bir kere siyasetten bu kadar korkulmaması gerektiğine inanıyorum. Yani siyasetin illa olumsuzluk getireceği düşüncesini pek paylaşmıyorum. Siyasetin de Türkiye'nin yararına çalışmasını hedefliyorum ve öyle olduğuna inanmak istiyorum. Ancak üst kurulun bu endişeleri tamamıyla bertaraf edecek şekilde kurulması bu tür değerlendirmeler karşısında daha da önem kazandı. Son derece bağımsız, işinin ehli ve saygınlığı sonradan sağlanacak saygınlık değil, teşkilinde saygın bir üst kurul oluşturulması bence çok ideal olur. Yani öylesine kişiler seçilmelidir ki üst kurula, bunlar hem liberal kişilikleriyle hem kariyerleriyle ve uzmanlıklarıyla ön plana çıkmalıdır. Kısacası herhangi bir şekilde üst kurulun haklı ve haksız daha önceden yapılan değerlendirmeleri çağrıştıracak şekilde teşkil edilmemesi gerektiğine inanıyorum."
Aslolan rekabet gücünün artırılması
Sizce ekonomide canlanma olur mu, yoksa sıkıntılar devam mı eder?
Hükümetin karar alma sürati, parlamentonun da buna gerekli desteği vermesi çok önemli. Şu anki durum, eskilere nazaran daha iyi. Daha iyi performans gösterildiğini hep beraber görüyoruz. Bu çok önemli. Göğsümüzü gere gere yabancılara olumlu hareketleri anlatabiliyoruz. Bunlar ekonomi üzerinde olumlu etkilerini gösterecektir. Ancak hayalci olmamak lazım. Türkiye başarılı olmak uluslararası rekabet gücünü artırmak zorunda. Herkes yarışıyor. Daha yapacak çok iş var. Asla geri adım atmamalıyız. Dünyadaki durgunluğun bizi etkilediğini kabul etmek lazım.
Sadece enflasyon pahasına iç ekonomiyi canlı tutmakla, iç harcamalarla, yatırım harcamalarını artırarak Türkiye uluslararası platformda rekabet edemez. Bu rekabet gücünü gerekirse kendi içinde kırıp sarmaları göze alarak, sıkıntıda hayıflanmalara popülist politikalarla yanıt vermeyerek artırmalı. Bunlar hep erginleşmenin göstergeleri. Yeni hücreler enjekte edilecek, bazıları dökülecek ama Türkiye genç bir ekonomi olduğunu cesaretle bilecek. Çevresine bir çok konuda iktisadi konuda hakim olacak önlemleri almaya devam edebilmeli. Türkiye'de bunun için gerekli olan müteşebbis güç fazlasıyla var. Mali piyasaların, özellikle sermaye piyasalarının da alınacak önlemler konusunda bizi çok disipline edeceğine inanıyorum.
279 yarardan çok zarar verir
İŞ BankasI Genel Müdürü Ersin Özince bankaların Hazine kağıtlarından elde ettiği faizlerin vergisini düzenleyen 279. maddenin şimdiki haliyle kalmasının yarardan çok zarar getireceğini belirtti. 279'un değişmemesi durumunda faizi de artıracağının altını çizen Özince şöyle konuştu:
"279. madde uzun zamandır sürdürülen bir vergi politikasının değiştirilmesiyle ilgili ortaya çıkan bir problemi ifade ediyor. Neydi bu problem? Menkul değerlerin alınış fiyatlarıyla değil de piyasa değerleriyle değerlendirilmesi. Burada söz konusu olan menkul değerler sabit getirili kamu iç borçlanma senetleridir. Türkiye'de maalesef sabit getirili menkul değerler yalnızca iç borçlanma senetlerinden oluşmaktadır. Yani bütün derinleşmesine rağmen bu piyasaya sıhhatlidir demek zor."
* Neden?
İhraçcı tektir. Rakibi yoktur. Bu piyasanın derinliği, herşey devlet iç borçlanma stratejisinin hassas dengeleri üzerine kurulmuştur. Yani bu piyasada herşeye rağmen, piyasa fiyatının çok sıhhatli oluştuğunu söyleyecek bir erginlik olduğunu zannetmiyorum. Erginlik olsaydı çeşitli ihraççılar olurdu. Ayrıca, tahsil edilmemiş bir gelirin vergisini peşin vergi mantığı içinde ödemek bankacılık sistemine fazlasıyla bir likidite yükü getirecektir.
* Bunun miktarı nedir, ödenirse etkisi ne olabilir?
Miktarını ve nasıl ödeneceğini bilmiyorum. Ama ödenirse, muhakkak iskontolanır. Özellikle kamu iç borçlanma kağıtlarının vadelerinin uzatılması çabalarının olduğu bir dönemde, bankaların açık pozisyon imkanları da daraltılmışken, bu marj bir şekilde işlemlere iskonto edilir.
* Yani faizleri yükseltir?
Evet, özellikle Eurobond, yani döviz cinsi kağıtlarda faiz yükselir. Bunun böyle bir dönemde uygulanması bizce doğru değil. Ancak dünya standartlarına bakıldığında ergin piyasalarda ergin portföy sahipleri muhakkak ki menkul kıymetlerini piyasa değerine göre değerlendiriyor. Kişisel kanaatim, 279'un eski şekline döndürülmesinin kamu gelirlerinde çok ciddi bir kayıp yaratmayacağıdır. Sebepleri tartışmıyorum. Ama sonuçlarının yarardan ziyade zarar verebileceği endişesini taşıyorum.