kapat

02.08.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
İPEK CEM(ipek.cem@sabah.com.tr )


Tarihin coğrafyası

Dünyanın en dikkat çekici olaylarının eski Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasında meydana gelmesi bizim açımızdan önemli bir gelişme.

Son on yılda Doğu Avrupa, Balkanlar ve Ortadoğu, dünya güç dengelerinin üzerinde titrediği merkezler olarak ön plana çıktı. Bu bölgeler son birkaç yüzyılda da, tarihin yönünü değiştiren olaylara sahne olmuştu. Balkan Savaşlarından Berlin duvarının yapımından yıkılmasına uzanan dönemde de, bu coğrafya dünyanın askeri ve politik ilgi alanı olmayı sürdürdü.

Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşunun 700. yılına rastgelen 1999 yılı da, aynı sahnede yeni oyunların sergilendiği bir yıl olarak tarihe geçiyor. Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihi coğrafyası diye nitelendirebileceğimiz bu geniş bölge, Türkiye açısından da önemli fırsatlar taşıyor. Bu fırsatlar yalnızca dış politika ve askeri güç dengelerini değil, ekonomik rotamızı da yakından ilgilendiriyor.

Osmanlı döneminde farklı etnik gruplar istedikleri ülkede, Osmanlı'nın millet sisteminin hak ve yükümlülükleriyle yaşayabiliyordu. Şimdinin Balkanlar coğrafyasındaki etnik azınlıkların temeli bu dönemlerde atılmıştı. O zamanlar için bir avantaj olan bu serbest dolaşım, milliyetçi akımların öne çıkmasıyla dezavantaja dönüştü. Etnik kimlik çarpışması bölgedeki sayısız savaşın anafikrini oluşturdu. Sovyet sisteminin çöküşünün ardından özellikle Balkanlar, Kafkasya ve Doğu Avrupa ülkelerinde bir dağılma ve yeniden yapılanma sözkonusu. Osmanlı İmparatorluğu ve daha sonra Sovyetler Birliği, farklı yöntemlerle bir bakıma aynı işlevi görüyor; bu ülkelerdeki karmaşık etnik yapıyı bir arada tutuyorlardı.

Berlin duvarının yıkılmasının ardından, dünyanın ekonomik ve siyasi güçleri bu coğrafyayla ilgili politikalarını belirlemeye çalışıyor. Bazı ülkelerde Avrupalı ve Hıristiyan kimliği ön plana çıkarırken, öte yandan da bölgesel işbirliği fırsatları doğuyor. Kosova ve Bosna'da olduğu gibi, bazı yöreler ise halen kendi politik kimliklerini tanımlamak, siyasi ve insani haklarını savunmak için çaba sarfediyorlar.

Bu coğrafyanın Kafkaslar ve Ortadoğu eksenleri de göz önünde bulundurulduğunda, ortaya çıkan resim ilginç. Bölge güvenlik ve siyasi bütünlük açısından alarm sinyalleri vermeye devam etse de, enerji kaynaklarının yanı sıra, ekonomik büyüme potansiyeli açısından son derece değerli bir konumda. AB ve ABD, bölgede söz sahibi olabilmek için siyasi, askeri ve ekonomik kozlarını kullanıyor. Öte yandan Avrasya coğrafyasında yüzyıllardan beri önemli rol oynamış Rusya'nın da bölgedeki gücünü gözardı edemeyiz.

Dünyada ülkelerarası yarış artık uzun dönemli stratejilerle kazanılıyor. Türkiye'de kendi hareket alanını doğru tanımladığı takdirde, başarısını artırabilecek. Ortak bir tarihin mirasçısı olmamız, bu ülkelerle ilişkilerimizi güçlendiren bir faktör. Nitekim son yıllarda hem yatırım, hem de dış politika ve ekonomik işbirliği açısından bölge ülkeleriyle dirsek temasımız arttı. Romanya'dan Bulgaristan'a, Kosova'dan Bosna'ya, Kafkaslar'dan Ürdün ve İsrail'e kadar pekçok bölge aktörüyle ilişkiler güçlendi. Dış ticaret hacimleri yükseldi. Tüm bu gelişmeler Türkiye'nin kendi tarihinin bu çok önemli coğrafyasında, yeni bir liderliğe soyunduğunun göstergesi.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Bu sayfa MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. ile
Yöre Elektronik Yayımcılık A.Ş. işbirliğiyle hazırlanmıştır.