|
|
FARUK SELÇUK(fselcuk@sabah.com.tr
)
|
  
Sahi, biz buraya nereden geldik?
Yazılıp söylenenlere bakılırsa reçete hazır: Bir SSK reformu, bir tarım reformu, bir de tahkim.
Bu iş bitmiştir! Hükümetin iyiniyeti ve "birşeyler yapma" isteği inkar edilemez. Ama ekonominin karşı karşıya olduğu sorunların "bir-iki reform" ile çözülemeyeceği, bütün kesimlerin nısbi olarak aynı fedakarlıkta bulunduğu geniş kapsamlı bir reform gerekliliği artık anlaşılmış olmalıydı.
Şöyle soralım: SSK reformu ile yapılacak düzenleme sonrasında SSK'nın net bugünkü değeri sıfıra eşitlense (yani varlıklarının ve gelecekte toplayacağı prim ve gelirlerinin bugünkü değeri, bugünkü ve gelecekteki yükümlülüklerinin toplamına eşit olsa, argo tabiriyle SSK "tapi" olsa) kamu kesiminin soranları bitecek mi? Yoksa asıl sorun başka yerde, alınması gereken bir "ur" gibi bekliyor mu? Asıl sorun başka bir yerde "ur" gibi bekliyorsa, "o ur nasıl oluştu?" sorusunu da sormakta fayda var. Tamam, kamu kesimi açıkları bütün sıkıntıların başı. Ama kamu açıkları veri iken geçmişte izlenen politikalardan "azıcık" ders almak gerekmiyor mu? Yoksa "kamuda açık oluyo, sonra herşey kendi kendine oluyo" diyerek karanlıkta ıslık çalmaya devam mı edeceğiz?
Bir politika
"Maliye politikası (sabit bir faiz dışı bütçe açığı) veri iken Merkez Bankası'nın bir şekilde kendi kendine düşük enflasyon programı uygulamaya kalkması, ileride daha yüksek enflasyonun tetiğini çekmek anlamına gelir." Meraklısı bilir. Eski bir Merkez Bankası başkanının doktora tez hocası, Thomas Sargent'ın meşhur bir makalesinin ana fikri bu.
Peki, maliye politikası veri iken bir Merkez Bankası neden böyle bir politika uygulasın ki? Akla iki cevap geliyor: Merkez Bankası, vergi koyma gücü elinde olan maliye otoritesinin kendine çeki düzen vereceğini varsayar. Türkiye gibi ülkelerde bu varsayımı yapmak, en hafif deyimiyle, naif bir davranış. Veya para otoritesi geleceği fazlasıyla iskonto eder, yani izlenen politikanın, bugün iyi gibi görünse de, ileride ne gibi sonuçlara yol açabileceğini düşünmez veya düşünmek istemez ve "kısa horizonla" çalışır. (Gün gelecek, 'o güzel iktisatçılar, o güzel atlara bindiler ve gittiler' diyecek şeklinde düşünen bir Merkez Bankası)
Adını koyalım
Gelin adını koyalım: Bugünkü hükümetin kucağında bulduğu ekonomik sorunların birincil nedeni kamu açıkları ise, ikincil nedeni de 1989 yılından başlayarak kamu açıklarının finansman biçiminde yapılan tercihtir. (Gidin döviz borçlanın, bana borç verin, birşey olmaz). O tercihin oluşmasında, sermaye hareketlerinin liberalize edilmesiyle birlikte o dönem "eldeki döviz de kaçacak" korkusuna kapılan para otoritesinin uyguladığı TL'yi değerli kılma politikası önemli rol oynamıştır.
Kısacası, Türk finans sistemini bugün yuvarlandığı "kaygan zemine" iten politikanın başlangıcı, (ama isteyerek, ama istemeyerek) 1989-1990 para politikası olmuştur.
Buraya nereden geldiğimizi cesurca kabul etmeden, nereye gideceğimize dair söylenenlerin pek bir kıymeti olmayacak. Bizi bu noktaya getiren yola tekrar düşmeyeceğimiz sözünü vererek, toplumda her kesimin nısbi olarak aynı fedakarlıkta bulunacağı kapsamlı bir yeniden yapılanma programı. Beklenen bu(ydu.) Herkesten fedakarlık. SSK 'reformu' işçileri bu fedakarlığa zorladı. Bakalım sıra "alınmayı bekleyen ur" konusuna da gelecek mi?
|
 |
Bu sayfa MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. ile Yöre Elektronik Yayımcılık A.Ş. işbirliğiyle hazırlanmıştır.
|