Bunun yerine PKK ile suç ortaklığı yaptıklarından dolayı pişman olduklarını, hiç değilse ayıp ettiklerini itiraf etseler daha samimi, daha köklü bir adım atılamaz mıydı.
Batı Trakya Türkleri, onlar söylemeseler de zaten Türk..
Hem de İstanbul'daki 10 küsur milyon Türk'ten daha eski, daha köklü Türk.
Çünkü Osmanlılar, İstanbul'u fethetmeden çok önce, Rumeli'ye ve Trakya'ya ayak basmışlardı.
Gümülcine'nin Yunanistan'ın eline geçişi ise neredeyse bizim Cumhuriyet kadar yeni. Bu yüzden oralarda yaşayan yaşlı soydaştan bir çoğu, Yunanistan yurttaşı olduğu halde doğru dürüst Rumca bilmez ve konuşamaz.
Bundan on yıl kadar önceydi. Türkiye'den bir gazeteci devlet dairesindeki bir derdini tercüman aracılığıyla çözmeye çalışan yaşlı bir Gümülcineli ile karşılaştı.
Saçının beyazı aksakallarına karışmış Gümülcineli ihtiyarcığa gazeteci sordu:
"Bey Amca, sen bunların dilini konuşamıyor musun ki, tercüman aranıyorsun?"
"Yok be yav konuşumam, tam öğrenemedik!... Hem devlet işinde, lazımdır iyi konuşmak!"
"Peki sen buralı değil misin? Yunanca niye öğrenemedin?"
"Oğul biz ne bilirdik, bunların burada bu kadar uzun kalacağını?"
Lozan Antlaşmasına'a göre böyle bir cömertlik yapmasına gerek yok. Peki öyleyse neden Yunan Dışışleri Bakanı durup dururken Batı Trakyalı azınlığı "Türk olarak kabul ettiğini" açıklıyor?
Acaba benzer bir sözde cömertliğe, Türkiye zorlanacaktır! gibi bir ham hesabın mı peşindeler.
Yunanistan öteden beri Türk azınlığa karşı ırkçı bir baskı ve yıldırma siyaseti gütmekte.
Nitekim, İskeçe Müftüsü Mehmet Emin Aga'ya verilen 7 aylık mahkumiyetin üzerinden henüz 7 ay bile geçmedi. Tek yargıçlı Larisa Ceza Mahkemesi'nin verdiği hapis cezası nedeniyle Ankara'da hükümet, ağır bir açıklama yapmıştı.
Atina'yı ikili anlaşmalara ve uluslararası sözleşmelere uymaya çağırıyordu. Ayrıca Müftü'ye verilen cezanın haksızlığı ve mahkemenin bağımlı olduğu da belirtiliyordu.
Türkiye benzer açıklamaları sayısız kez yaptı.
Çünkü Yunanistan kendi yurttaşı olan Türk asıllılara sürgün ve mahkum işlemi uyguluyordu. Üstelik bunu, Avrupa Birliği üyesi sıfatı kazandıklan sonra daha da arttırmıştı.
Bu nedenle Dışışleri Bakanı Papandreu'nun, "Bunlara Türk desek, kıyamet mi kopar..." açıklaması aslında, Avrupa Birliği adına da yüz kızartıcı.
Demek ki, Yunanistan, bugüne dek Batı Trakya'da ırkçı baskılar uyguladığını kabul ve itiraf etmiş oldu.
Papandreu'nun bizzat kendi partisinden bile tepki toplaması bu yüzden.
Çünkü Yunanistan, ne yazık ki, ırkçı anlayışlar ve düşmanlıklardan kendisini kurtaramayan bir ülke.
Kendisini "sosyalist" diye niteleyen PASOK bile, adındaki "Panhellenic" sıfatıyla yıllardır Yunanistan'da bir tür ırkçı milliyetçiliğin bayraktarlığını yapıp duruyor.
İki komşu arasında elbetteki kalıcı ve samimi bir barış yaratılmalıdır. Ama bunun için ilk ve en önemli şart, insanlık suçlusu bir kanlı örgüte para ve destek sağlamanın, en azından yanlış ve ayıp olduğunun resmi bir ağızdan açıklanmasıdır.
Yunanistan henüz bunu yapmamıştır.
Yoksa, Batı Trakya'daki 600 yıllık ahalinin, Türk asıllı olduğunu "söylemenin" Fener Patriği'nin Rum asıllı olduğunu "kabul etmek" kadar önemi vardır.